

Aug
30
İslam, toplumun huzurlu ve mutlu olmasına büyük önem vermiş, bunun gerçekleşmesi için de bir takım esaslar koymuştur. Bunlardan birisi de zekâttır. Dinimiz zekâtı farz kılmış, zenginlerin her yıl mallarından belli bir bölümünü fakirlere vermelerini emretmiştir. Yüce Allah:
“(Onların) mallarında isteyen ve mahrum olanlar için bir hak vardır.” (Zâriyat, 51/19)
buyurmaktadır.
Zekât, Kur’an’ın birçok yerinde namazla birlikte geçmektedir. Kur’an’da namazla birlikte geçmesi ve İslam’ın beş şartı arasında yer alması zekâtın dinimizde ne kadar önemli bir ibadet olduğunu gösterir. Dinimizin, toplumun ihtiyaçlarını karşılamak ve dertlerine çare olmak için getirdiği esaslardan birisi olan zekât, bir sosyal yardımlaşma sistemidir. Zekât, malı azaltmadığı gibi, onun bereketlenmesine ve büyüyüp çoğalmasına vesile olur. Zenginler, ihtiyaç sahibi olan kimselere zekâtlarını muntazam bir şekilde verdiğinde, hem toplumu huzursuz eden sosyal bir rahatsızlığı tedavi etmiş, hem de Allah’ın rızasını ve insanların sevgisini kazanmış olurlar. Bu sayede insanların birbirine sevgi ve saygıyla davrandığı, karşılıklı güvenin oluştuğu, kıskançlıkların ortadan kalktığı, sosyal dayanışmanın uygulandığı huzurlu ve mutlu bir toplum meydana gelmiş olur.
Zekât Nedir Kimlere Verilir? Neden Verilmelidir? Kimler Zekat Vemelidir? Zekat Vermekle Yükümlü Olanlar Kimlerdir? Zekat Hesaplaması Nasıl Yapılır?
Zekât, İslam’ın beş temel esasından biridir. Zekât; fakir, miskin ve muhtaç kimselerin acil ihtiyaçlarının zenginler tarafından belli oranlarda görülmesini, böylece aralarında yakınlık oluşmasını temin eder. Zekât, servet düşmanlığını önler ve mala manevi güvence sağlar. Zekât ve sadaka, malın bir nevi manevi sigortası gibidir. Zekât, fakirin hakkıdır. Allah Teâlâ dinen zengin sayılan kimsenin malının sadece “kırkta birini” fakirlere ayırmıştır. (Biriktirmiş olduğunuz paranın üzerinden bir yıl geçmişse borçlarınız bu paradan çıkarılır kalan paradan zekat verilir. Örneğin; para biriktirmeye başlarken 100 liranız vardı ve bir sene sonra bu rakam 5000 lira olduysa 5000 lira üzerinden zekat ödemelisiniz. Eğer borcunuz varsa bu 5000 liradan düşüp öyle zekat vermelisiniz. Borçlarını ödedikten sonra 90 gram altın karşılığı parası, ticari malı veya altını/gümüşü vs. değerli malı olana zekat vermek farzdır.) Vakti geldikten sonra artık zekât olarak tahakkuk eden miktar, mal sahibinin değil fakirin kısmetidir. Vermeyenler zaten fakir olan kimselerin malını haksız yere alıkoymuş olurlar. Kur’an-ı Kerim’de;
“Mallarında (yardım) isteyen ve (iffetinden dolayı istemeyip) mahrum olanlar için bir hak vardır.” (Zariyat, 51/19)
buyurulmuştur.
Zekâtın bir amacı da servetin belli kimseler elinde orantısız bir güce dönüşmemesi ve toplumda ekonomik denge kurulmasıdır.
“O mallar, içinizden yalnızca zenginler arasında dolaşan bir servet (ve güç) haline gelmesin diye (Allah böyle hükmetmiştir.)” (Haşr, 59/7)
Zekâtın kelime anlamı temizlenmedir. Fakirin hakkı verilince hem mal temizlenerek helal mal haline gelmesi sağlanmakta hem de bir ibadeti yerine getirdiğimiz için kalbimiz mal hırsından ve günahlardan temizlenmektedir.

RABBİMİZ!!!
İbadetlerimizin adete dönüşmesinden sana sığınırız.
Bize itaatin ve ibadetin hazzını tattır.
“Ben yaptım oldu” deme gafletinden koru bizi.
Kitabına uyduranlardan değil, kitaba uyanlardan kıl bizi…
AMİN!!!
Namaz Nedir, Neden Niçin Kılınır? Namazın Önemi (neden namaz kılarız, kılmalıyız)
“…Yazıklar olsun o namaz kılanlara ki, onlar namazlarını ciddiye almazlar.” (Mâûn, 107/4-5)
Bilindiği gibi namaz, imandan sonra Müslümanın bir kul olarak Rabbine karşı yerine getirmesi gereken en önemli ibadettir. Peygamberimizin ifadeleriyle “dinin direği” olan namaz, kulun samimi ve içten yöneliş ile Hakk’ın huzurunda durarak manevi bir miraç/yükseliş yaşamasıdır. Allah’ın rızasına kavuşmak için günde beş defa tekrar ederek “kulluk bilincini tazelemek” anlamına gelen namazın, büyük bir huşu ve ciddiyet içerisinde kılınması gerekir.
“(Ey Muhammed) Kitaptan sana vahyolunanı oku, namazı da dosdoğru kıl. Çünkü namaz, insanı “hâyâsızlıktan ve kötülükten” alıkor. Allah’ı anmak (olan namaz) elbette en büyük ibadettir.” (Ankebût, 29/45)
ayetinde, namazın dosdoğru kılınması halinde, kesinlikle ve kesinlikle “hâyâsızlık ve kötülüklerden alıkoyacağına” işaret edilmektedir. Gerçek önemine uygun olarak eda eden biri için namazın çirkin ve kötülüklerden alıkoyma fonksiyonu vardır. Bu özelliğine rağmen namaz kıldığı halde kişi kötülük ve çirkin işlerden vazgeçmiyor, İslam’ın diğer emir ve yasaklarına riâyet etmiyorsa, böyle bir durumda namazın eda ediliş (kılınış) biçimini sorgulamak gerekir.
Neden Oruç Tutarız? Oruç Neden Tutulur?
Oruç, ümitsiz insanların bağışlanma ümitlerini yeşerttikleri bir cennet bahçesi ve ansızın gelecek sıkıntılara karşı insanlara dayanıklı olmayı öğreten bir öğretmendir. Oruç ibadetinin hedefi ise insanları takvaya eriştirmektir. Bu husus, Kur’an-ı Kerîm’de:
“Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakınmanız ve takvaya erişmeniz için oruç,sizden öncekilere farz kılındığı gibi, size de farz kılındı (…)” (Bakara, 2/183–184)
şeklinde ifade edilmektedir.
Oruç ibadetinin asıl gayesi olan takva, Yaratanın azamet ve ihtişamı karşısında, insanı aşk, muhabbet duygularıyla karışık bir şekilde Allah’tan korkmaya iten korku ve sakınma halidir. Oruç tutan insan nefsin beslendiği iki yolu tıkamış olur. Bunlardan biri mideden geçer. Midenin aç ve susuz bırakılması nefsin arzularını dizginler.
Orucun ikinci tıkadığı yol şehvet ve arzuların yoludur. İnsanı cinsel duygudan bir süreliğine de olsa çekip alan oruç, nefsin elindeki iki büyük kozu: tokluk ve doyum duygusunu almış olur.
Oruç bu iki duygunun yerine, ulvi duyguları yerleştirir. Oruç sayesinde imanın lezzetine varan mümin, kalplerin ancak “Allah’ı anmakla” huzur bulduğunu anlar.

