huzur istiyorum..

yetim bakmak sevindirmekçağımız keşmekeşinde hayatlarımızın içerisinde neredeyse hiç huzur kalmadı, işin açığı bir parçacık bile olsa huzur alabileceğimiz yerler bile bize huzur veremez oldu.. yediğimizden, içtiğimizden ya da gafletimizden midir Allah bilir, ancak bu durumdan hızlıca kurtulmanın ve huzurlu hissetmenin hem çok yararlı hem de çok kolay bir yolu var, o da bir çocuk da olsa yetim çocuk bakmak ve yetimleri sevindirmek

huzur istiyorum

yetim bakmanın sevabı ve güzellikleri ile ilgili semerkand aile dergisi geçtiğimiz sayıda çok güzel bir yazı yayınladı. sizler için bu yazıyı aşağıda paylaşıyorum. eğer sizler de bir, iki, üç… yetim çocuk bakmak istiyorsanız şu sayfaya bir göz atmanızı tavsiye ederim.. gerçekten çok mutlu ve huzurlu olacaksınız

Peygamber Efendimiz (s.a.v) “Ben güzel ahlakı tamamlamak üzere gönderildim” (Muvatta, Hüsnü’l-Hulk, 1) buyurmuştur. İslam tümüyle güzel ahlaktan ibaret değil mi? Onun hangi emrine veya hangi nehyine baksak insan onuruna yakışır bir hayatı, dünya ve ahiret hayatını en güzel şekilde yaşamanın yollarını görürüz.
Hayatımızda biz farkında olsak da olmasak da bu toplumun, ümmetin yetimleri var… Etrafımızda akrabalarımızın, mahallemizdeki komşularımızın, yaşadığımız topraklardaki insanların ve aynı dava uğruna dualar ettiğimiz ülkelerdeki insanların arasında çok fazla yetim var. Sosyal hayatımızın kanayan yaralarından biridir yetimler. Çok büyük kayıplar ve acılarla karşılaşan yetimlere karşı ne kadar sorumluluk hissiyle davranıyoruz? Rabbimiz ve Peygamber Efendimiz’in (s.a.v) emir ve tavsiyeleri doğrultusunda sorumluluğumuzu yerine getiriyor muyuz? Getiriyorsak yeterli midir?
Eskiden yetim çocuklara sahip çıkılır, eve alınırdı. İnsan kendi çocuklarına ne yedirir, giydirirse yetime de bunu yapardı. Evlilik çağına kadar ilgilenilirdi. Evlendirilip çoluk çocuğu kavuşana kadar hüsnü muamele görürlerdi. Bütün bu sorumluluklar; imanın verdiği bir merhametle yapılır, başa kakılmazdı.
Günümüzde doğal afetler, savaşlar, trafik kazaları vs. sebeplerden dolayı pek çok çocuk yetim ve öksüz kalmaktadır. Geçimsizlik sonucu boşanan çiftlerin ortada kalan yavruları veya aile içi şiddet ve ilgisizlikten dolayı sokağa terk edilen çocuklar da bir nevi yetim durumundadırlar.
Savaş dedik; örneğin bu günlerde etrafımızda gördüğümüz Suriyeli çocuklara karşı yahut çok uzaklarda kimi zaman iç savaşların kimi zaman açlığın getirdiği ölüm sebebiyle yetim kalmış çocuklara karşı dinimizin emir ve tavsiyelerine ne kadar riayet ediyoruz?
İslam toplumunun temeli Müslümanların kardeşliği esasına dayanır. “Mü’minler ancak kardeştirler…” (Hucurat, 10) ilahi buyruğu ile Allah Rasulü’nün (s.a.v), “Müslüman Müslümanın kardeşidir. Ona zulmetmez, onu düşmana teslim etmez. Din kardeşinin ihtiyacını karşılayanın, Allah da ihtiyacını karşılar. Müslümandan bir sıkıntıyı giderenin, Allah da kıyamet günündeki sıkıntılarından birini giderir. Bir Müslümanın ayıbını örtenin, Allah da kıyamet gününde ayıplarını örter.” (Buhari, Mezalim, 3) ifadeleri uhuvveti (kardeşliği) özlü bir şekilde ifade etmektidir.

MÜSLÜMAN KARDEŞLİĞİ SÖZDEN İBARET DEĞİLDİR

Kur’an ve sünnette önemle üzerinde durulan “Müslümanların kardeşliği” prensibi içi boş, sadece sözden ibaret bir anlayış değildir. Bu prensip belirli yükümlülükleri, görev ve vazifeleri de beraberinde getirecek bir tarzda ortaya konulmuştur.
Peygamberimiz (s.a.v) insanlara ve diğer canlılara merhamet gösterenlere Yüce Allah’ın merhametle karşılık vereceğini bildirerek şöyle buyurmuştur: “Merhamet edenlere Allah da merhamet eder, siz yeryüzündekilere merhamet ediniz ki göktekiler de size merhamet etsin.”
(Ebu Davud, Edeb, 58)
Nitekim toplum içinde en fazla şefkat ve merhamet gösterilmesi gerekenler de bir kanadı kırık olan yetim, öksüz veya bakıma muhtaç kimsesiz çocuklardır. Bütün varlıklara şefkat ve merhametle muamele etmeyi bir ibadet olarak telakki eden yüce dinimiz özellikle yetimlere ilgi ve şefkat gösterilmesi ve haklarının korunması konusu üzerinde önemle durmuştur.

ÇOCUK YAŞTA SAHİPSİZ KALMAK NASILDIR?

Hepimiz hayatta çeşitli şekillerde imtihan ediliriz. Kimimiz hastalık, kimimiz fakirlik, kimimiz evlat acısı ile… Örnekleri çoğaltabiliriz. Yetim-öksüz veya korunmaya muhtaç bir çocuk olarak hayat mücadelesi vermek de en zor sınavlardan biridir. Hayatın en zor anlarında yalnız olmak nasıldır hiç düşündük mü? Babanın olmaması; size bir kalem, silgi gibi basit bir şeyin bile alınmaması… Küçük çocuk olduğunuz halde, hastalandığınızda, ateşlendiğinizde başınızda kimsenin olmaması… Veli toplantısına sizin için gidecek kimsenin olmaması… Ve gelecek kaygısı ile çocuk yaşta yüzleşmeniz. “Ne yaparım?”, “Nerde kalırım?”, “Ne yer, ne içerim?” diye endişelenmeniz…
Böyle bir durumla karşılaşan çocuklarda çoğu kez bu etkilerin izi silinmez. Öyle ki bu zorluklar bazılarının ileriki dönemlerde hayata ve insanlara bakışlarını olumsuz yönde etkiler. Örneğin uyuşturucu madde bağımlılığı gibi zararlı alışkanlıklar ile kapkaç vb. kötü fiiller; küçükken sevgiden, ilgiden mahrum bırakılmış ve mutlu bir çocukluk devresi geçirememiş gençlerde daha fazla görülmektedir.

YETİMİ GÖZETMEK HEPİMİZİN GÖREVİ

Bu nedenle yetim çocukların problemleriyle ilgilenmek birey ve toplum olarak hepimizin görevidir. Duyarlı olmak, çevremizde yaşanan acı ve ıstıraba seyirci kalmamak zaten yüreğimizde taşıdığımız imanın bir gereğidir. Onlar bizim imtihanımız. Onlara gösterdiğimiz alakamız, sevgimiz, merhametimiz Yüce Yaratıcı’nın katında ayrı bir değer bulacaktır. Yetimler, öksüzler, kimsesizler topluma Yüce Allah’ın emanetidir.
Allah Rasulü (s.a.v) yetimle ilgilenmenin dini, sosyal ve ahlaki bir görev olduğunu; onları korumasına alıp iyi davranan, bakımı ve eğitimiyle yakından ilgilenen, ihtiyaçlarını gideren kimselerin ahirette büyük mükafata erişeceğini bildirmiştir: “Kim Allah rızası için bir yetimin başını okşarsa elinin dokunduğu her saç sayısınca iyilik yazılır. Kim, yanında bulunan yetim erkek veya kız çocuğuna iyi davranırsa Ben ve o kimse (şehadet ve orta parmağını birleştirerek) Cennet’te şu ikisi gibi kardeşiz.” (Ahmed b. Hanbel, 5, 250)

Allah Tealâ’yı bilmek ve sevmek

Mehmet Ildırar’dan Nefs Terbiyesi Yazısı

nefs terbiyesi mehmet ıldırar semerkand dergisi yazıları

Kendimizi yani nefsimizi terbiye etmezsek, Allah korusun, yolumuz cehenneme çıkabilir. Bu yüzden vakit kaybetmeden nefsin terbiyesi için çaba göstermek gerekir. Bunun en büyük, en etkili adımı da kâmil bir mürşidin elinden tutmaktır. Allah Tealâ’nın izniyle kâmil mürşidin yardımı, himmeti nefsimizin ayartıcılığına karşı koyup kurtulmamıza vesile olur.

Terbiye olmamış benliğimizin yani nefsimizin başımıza sardığı türlü belalar var. Bunlardan biri dünyalık emelleri yakın, eceli uzak göstermesidir. Sürekli dünyalık menfaatler, hazlar için hayal kurup, onları elde edeceği ümidiyle insanı oyalar. Param pulum, evim arabam, makam mevkim, itibarım olsun diye ister durur. Sanki dünya sonu olmayan bir yermiş gibi daima bunlara dair planlar yapmakla günlerini geçirir. Bahanesi de vardır. “Dünya için bunlar da şart!” diye diye, peşinden kovalamakta olan ecelinin ciddiyetini kavrayamaz, ahiret hesabını idrak edemez.
Bu halin tedavisi için insan kendisini içtenlikle tövbe etmeye zorlamalı, Allah’tan korkmalı, salih amellerle, zikrullahla vaktini değerlendirmelidir. Her şeyden önce nefsini küçük görmelidir. İnsan kendisine zarar verene kıymet vermez. İsterse en yakını olsun… Kişi nefsini böyle görmelidir. Nefis baştan atılacak bir şey değil. Israrla zarar da veriyor. Öyleyse ıslahı için çalışılmalıdır. Bu çabanın bir yerinden itibaren o da tatmin bulacak, insan rahat edecektir.
Nefsin en açık kusurlarından biri de başkalarının hatalarını bulup onlarla uğraşmaktır. Onun bu haline mutlaka karşı çıkıp, “Senden kusurlusu yok!” demelidir. Gerçekten de öyledir, herkesin kendi nefsi kendisi için en kusurlu, en zararlı mahluktur. Başkalarının ki değil, insanın kendi nefsi başına beladır. Onun bize yaptığı kötülükleri başka kimse yapamaz.
Allah Rasulü s.a.v. Efendimiz buyurmuştur ki: “Kim bir müslüman kardeşinin kusurunu örterse, Allah da onun kusurunu örter.” Bu büyük müjdeden nasipdar olmak için arifler başkalarının kusurlarını aramak yerine kendi nefisleriyle meşgul olmuşlardır. Allah Tealâ hazretleri de onların nefislerini temizlemiştir.
Hallac-ı Mansur k.s. hazretlerinin oğlu anlatıyor:
“Babamın idam edileceği günün gecesiydi. Ona dedim ki:
– Kıymetli babam, seninle son gecemdir, bana nasihat et. Şöyle dedi:
– Nefsin seni bir meşguliyete düşürmeden sen onu ilahî meşguliyete sok. Eğer başıboş bırakırsan seni hayvaniyetin içine çeker. Sonra da şöyle devam etti:
– Sen öyle bir şeyle ahirete hazırlık yap ki, onun bir zerresi bile insanların ve cinlerin amelinden üstündür.
– Baba, o şey nedir, diye sordum.
– Allah Tealâ’yı bilmek ve sevmektir, dedi.”
Ebu Abdullah el-Hadremî hazretleri de nefsine sahip olmak için yirmi yıl dünya kelamı konuşmamış bir velidir. Kendisine “Tasavvuf nedir?” diye sorduklarında şu ayetle cevap vermiştir:
– “Müminler içinde Allah’a verdikleri sözde sadakat gösteren niceleri var…” (Ahzab, 23).
O sadık erler, nefislerinin yönlendirmelerini dizginlerler. Kalp ve ruhları marifet ve muhabbet ister. Zikir ve Allah sohbeti onların gıdasıdır. Artık nefsimizin dizginlerini ele alma zamanıdır. Bu çok büyük, çok kıymetli, hiçbir bahaneye kulak asmadan ardına düşülecek bir iştir..

diğer Mehmet Ildırar sohbetleri makaleleri için semerkand dergisi online web sitesini ziyaret edebilirsiniz..

2014 kutlu doğum haftası

2014 kutlu doğum haftası ne zaman

2014 kutlu doğum haftası ne zaman? 14-20 Nisan 2014 tarihleri arasında gerçekleştirilecek Kutlu Doğum Haftası teması “Hz. Peygamber ve İnsan Yetiştirme Düzenimiz”olarak belirlendi. 2014 kutlu doğum haftası etkinlikleri kutlu doğum haftası etkinliklerinin 2014 yılında daha kapsamlı yapılması da planlanıyor.

Kocaların hanımlarına karşı vazifeleri

daha önceleri islamiyette kadının kocası üzerindeki haklarını yazmış olsam da, bu konuda tekrar tekrar yazmayı bir borç biliyorum. çünkü; ne yazık ki birçok “müslümanım” diye geçinen erkekte bile hanımına eziyet ve cefa çektirmek çok rutin birşey olmuş durumda. ayrıca yine birçok “müslümanım” diye ortalıkta gezen erkek kardeşlerimiz, evlilikte kadının sadece yeme içme giyim ve gezdirme gibi basit ihtiyaçlarıyla haklarını verdiğini düşünme gafletinde bulunup sadakat, sevgi, saygı ve cinsel yaşam gibi konularda hanımının kendisi üzerindeki haklarını göz ardı edebiliyor. kocalara nasihat ve evlilik hakkında bir hadis

Kocaların hanımlarına karşı vazifeleri

Kocaların hanımlarına karşı vazifeleri

Müminlerin iman cihetinden en kâmili, ailesine karşı güzel ahlâklı olandır. Onun için Cenâb-ı Peygamber SAS de ailelerine karşı çok şefik idiler ve hatta gerek kendi işlerinde ve gerek ev işlerinde ailelerine yardımda bulunurlardı. Bu örnek hepimize şâmildir.

a. Evini ve ehlini korumak ve hayrı tavsiye etmek

Binâenaleyh umumi bir düstur vardır. Şöyle ki, hepimizin umumi vazifelerinden birisi bulunduğu hizmetin gözcüsü ve koruyucusu olduğunu duyurmak olmuştur. Ve herkesin bulunduğu hizmetten mesul olacağı duyurulmuştur. Erkek evinin ehlinin umur ve hususunu gözleyici ve koruyucudur ve bundan mesuldür. Köle, efendisinin malının bekçisi ve gözcüsü-dür ve bundan mesuldür. Kadın kocasının evinin muhafazasına memurdur koruyucusudur, gözcüsüdür ve bundan mesuldür. Agâh ve mütenebbih olunuz ki, herkes güttüğü şeylerden mesuldür vesselam. Onun için çok uyanık olmak lâzımdır. Mesuliyet pek büyük bir yüktür. Gören ve bilen, Allah Teàlâ’dır. insan lâyıkıyla yapmadığı hizmetlerden mesul olacak sorguya tutulacak. Cevabını vermek kolay değil. Dünya sorgusuna ve cevabına elbette benzemez. Kaçamak söz ve yalan para etmez.

Evlendiği zaman kadına bir mihir takdir olunur. Buna mihr-i müeccel denir. Nikâh bu akid üzerine bu şartlarla kıyılır. Meselâ altın para olarak on altın veya yirmi otuz altın Reşat ve Hamid altınları ve bir de âdet-i belde ev eşyaları vardır. Şimdi nikâh kıyılırken “Bu kadar altına nikâhınızı kıyıyorum” deyince, hep “Pekala deriz” de sonra bu parayı vermek zor gelir. Veya hiç vermemek üzere niyet edersek o hanımla olan muamele-i cinsiyesi zina üzerine olur. Bunun gibi borç para alıp da vermemek niyetinde ise bu da hırsızlık olur buyrulmuştur.

Kadınlara dâima hayrı tavsiye etmemizi iki cihan serveri sevgili Peygamberimiz bizlere tavsiye buyurmuşlardır. Onlar sizin yanınızda kendileri için hiçbir şeye malik değildirler, siz onları Allah’ın emaneti olarak aldınız ve Allah’ın kelâmı üzerine ırzlarını helâl edindiniz.

b. Kadının kocası üzerindeki beş hakkı

Kadının kocası üzerinde beş hakkı vardır:

Birincisi: Karısını perde arkasından hizmet ettire, yani evi mazbut ola, dışarıdan içerisi görünmeye ve onun oradan dışarı çıkmasına izin vermeye. Çıkarsa beraber çıkarlar veya örtüsüz evinden dışarıya çıkmaya. Çünkü avrettir. Dışarı çıplak (örtüsüz, çarşafsız) çıkması günahtır. Ve mürüvvete muhaliftir.

İkincisi: Karısına lâzım olan dini bilgileri öğretmektir. Abdest, namaz, oruç gibi muhtaç olduğu dini mâlumatı vermektir.

Üçüncüsü: Ona helâl rızıklar yedirmektir. Zira haramdan olan et cehennemde yanacaktır ve eriyecektir.

Dördüncüsü: Ona zulmetmemelidir. Çünkü o kadın ona bir emanettir.

Beşincisi: Eğer kadın ona dil uzatır ve üstünlük taslarsa onu sabırla karşılayıp nasihatte buluna ki, bir daha böyle hatalı bir işe düşmeye.

Kocaların hanımlarına karşı vazifeleri

Hazreti Ömer’e bir adam karısından şikâyet için gelmişti. Lâkin kapıda durmuş ve Hazret-i Ömer’in karısının da ona çıkıştığını görünce geri dönmüştü. Fakat Hazret-i Ömer bu adamı kapıya kadar gelip geri dönüşünü görünce çağırdı, niçin geri döndüğünü sordu. Adam da: “Karımdan şikâyet edecektim. Baktım ki, aynı hal sizin de başınız da, onun için bir şey demeden döndüm.” Bunun üzerine Hazret-i Ömer buyurdular ki: “Onların bizlerde bazı haklan vardır. Onun için söylediklerine kulak asmam. Evvelâ o benimle ateş arasında perdedir. Yani benim gayri meşru yollara sapmama mânidir. Kalbim onunla sükûnet bulur. Harama dalmam. Sonra benim için bir hazinedardır. Evimden çıkınca malımın bekçisidir. Çamaşırımı yıkar, elbiselerimi temizler. Daha sonra çocuğumun süt annesidir yani onu besler. Daha sonra ekmeğimi pişirir, yemeğimi yapar.” Adam bunları dinleyince şöyle dedi: “Bana da öyle oluyor. Madem ki, sen vazgeçtin ben de vazgeçerim.” dedi.

3. Hesabı sorulmayacak harcamalar.

Dört nevi para harcama vardır ki, kıyamet gününde kul bu harcamalardan mesul olmaz:

l. Ana ve babasına harcadığı para masraf.

2. İftar için harcadığı paralar

3. Sahur için harcadığı paralar, masraflar

4. Bir de ehl ü iyali için harcadığı paralar, masraflardır.

Dinar denilen o günkü para o da dört maksatla harcanır:

1. Birisi fisebilillah harcanan paralar.

2. Miskinlere harcanan paralar.

3. Kölelere harcanan paralar.

4. Ehline, evine, çoluk çocuğuna harcanan paralardır.

Fakat bunun en büyük ecri ve sevabı olan ise, ehline harcadığı paralardır

KAYNAK

Kutlu doğum haftası programları

Kutlu doğum haftası programları etkinlikleri 2013

2013 kutlu doğum haftası etkinlikleri diyanet işleri başkanlığınca da sürdürülmekte. diyanet işleri başkanlığı web sitesince kutlu doğuma özel bir web sayfası hazırlandı. http://www.diyanet.gov.tr/kutludogum buradan 2013 kutlu doğum haftası etkinliklerine, kutlu doğum haftası programlarına ulaşabilirsiniz.

ankara kutlu doğum haftası etkinlikleri: 13 nisan 2013 cumartesi günü Ankara arena kapalı spor salonunda saat: 19:30’da kutlu doğum haftası etkinliği düzenlenmiştir.

tüm Türkiye’deki kutlu doğum haftası etkinliklerini görmek için http://dinhizmet.diyanet.gov.tr/dinhizmetweb/KutluDogum.aspx buraya tıklayabilirsiniz. eğer yurtdışındaki kutlu doğum haftası programlarını görmek isterseniz dehttp://www.diyanet.gov.tr/kutludogum/File/Etkinlik/yurtdisietkinlik.xlsx buraya tıklayabilirsiniz.

Peruk Takmak Postiş Saç Eklemek Günah Mıdır?

Postiş Saç Eklemek Günah MıdırDeğil süs için saçları dökülen veya saçları azalan bir kadının saçlarına başka bir insanın saçlarını eklemesi haramdır. Bu saçın bir erkeğe veya bir kadına ait olmuş olması bir şeyi değiştirmez.

Peruk Takmak caiz midir hükmü nedirperuk takmak veya postiş saç eklemek günah mıdır?

Bazı alimler, saça insan saçı eklemekle, ekleme yapmadan başa peruk şeklinde saç veya başka bir maddeyi koymayı ayrı tutmuşlardır. Buna gore saç eklemek caiz değildir, ama peruk takmak (namahrem yanında durmayacaksa) caizdir.

Evli bir kadın kocası isterse evinde ve başı açık durabileceği diğer mahremlerinin yanında peruk takabilir. Peruk insan saçından veya başka bir maddeden yapılmış olabilir. Kadının sadece kocasına süslenmesi güzeldir. Dışarı çıkarken süslenmek ve peruk takmak haramdır.

peruk takmanın hükmü

Peruğun tesettür geçerliliği de yoktur. Bu nedenle başörtüsü takılamayan yerde peruk takılır tesettüre mani değildir demek yanlıştır. Peruk bazen kişiyi daha güzel gösterir. Hal böyle olunca peruk takmak başörtüsü yerine geçemez ve tesettür sağlayamaz.

Bazı kadınlar vardır ki, peruk değil başörtüsü taktıkları ve elbise giydikleri (çıplak olmadıkları) halde örtünmeyi yanlış ve noksan yaptıklarından (dar ve iç gösteren elbiseler giydiklerinden, başörtülerini göğüsleri kapatacak şekilde önlerine almadıklarından) açık kadınlar sınıfına katılırlar. Bu nedenle bu tür yarım kapalı denebilecek kadınlar da cehennemlik kadınlar sınıfına girerler.

kaynak: delil ve örnekleriyle kadın ve aile ilmihali

harem kadınları nasıl giyinirdi?

 osmanlı saray harem kadınları

Muhteşem yüzyıl dizisi gizli takı reklamları ile dolup taşarken bir taraftanda beyinlerde osmanlı kadınları böyle cıbıldak geziyor imajı vermeye devam ediyorlar..
Utanmasalar mayo ile sarayda dolaştıracaklar. Ama bir de
gerçekler var. 19. yy da pikniğe giden osmanlı hareminden çekilmiş gerçek bir fotograf ile dizide insanların beynine işlenmeye çalışılan harem arasındaki farkları siz bulunuz?
Bir

tarafta kolları açık sarayın balkonundan istanbulu izleyen hürrem sultan, diğer tarafta çarşaflı harem kadınları. Dizinin ne kadar gerçeklerden uzak olduğunun açık belgesi. Çarşaflı harem manzarasını kimse izlemez üstüne üstükte islam propagandası olurdu değil mi?
Hürrem sultanın sadece kolları değil saç baş açık, dekolte bir giyim göğüsler meydanda. daracık bir elbise. Arka tarafında ise padişahın sağ koluymuş gibi gösterilen ibrahim… Allah aşkına verdiğimiz gerçek harem fotografı ile gram kadar bağlantısı var mı sizce?
Aşağıdaki fotografa bakınız bir de buyrun size gerçek harem manzarası:
Avrupalıların yüzyıllarca kurdukları harem fantazisinden çooook uzaklarda gerçek bir islam yaşamı. Gerçek bir müslüman hayatından kesitler. İşte harem gerçeğinden kesit. (Not: Fotograf makinası 1826 da icat edildi. Osmanlı yıkılmadan 100 sene önce yani!)
Dizide geçen tüm harem görüntülerinde açık giyimler gözüken göğüsler kollar saçlar.. herşey meydanda.. Hayırdır tarihi dizi değil de defile mi veriyorlar bunlar?
Bu belgenin üstüne tek bir kelime dahi edilemez…
Yukarıdaki resimde de gördüğünüz gibi saray içinde dolaşan Hürrem Sultan’ın giyim ve kuşamı.. haremağası, hasodabaşı ve saraydaki nöbetçilere böyle bir kıyafetle mi gezebilir?
Tarihten böyle mi esinleniyorlar? Tarihten ilham alınırken onların yaşamlarına şekil veren KÜLTÜR’leri hakkında hiç mi araştırma yapmadılar. TESETTÜR, TÜRBAN, HELAL, HARAM.. Bunlar hiç mi yok?
Sarayında böyle gezen kadını kanuni ne yapardı? Peki olmıyanı olmuş gibi dizilerde göstereni neler yapardı?

tevazu alçakgönüllülük

tevazu

Türkçe’de, alçak gönüllülük, kibir ve gösterişten uzak olma anlamlarına gelen tevâzu, bir müslümanın sahip olması gereken güzel hasletlerden birisidir. Kur’an-ı Kerim’in birçok ayetinde, Cenabı Hakkın, böbürlenip büyüklük taslayanları sevmediği (Nisâ, 4/36; Nahl, 16/23; Lokman, 31/18) belirtilmiştir. Bizim için en güzel örnek olan sevgili Peygamberimiz de ömrü boyunca sade ve gösterişten uzak bir hayat sürmüştür. Daha iyi imkanlara sahip bulunduğu Medine döneminde bile bu mütevâzı yaşantısında bir değişiklik olmamıştır. Onun günlük yaşantısını
merak edenlere Hz. Aişe’nin verdiği cevap şudur:

“O da diğer insanlar gibi bir insandı. Sizden birinizin ailesi için yaptığı şeyleri o da yapar, ayakkabısını tamir eder, elbisesini diker, koyununu sağar, kendi işini görürdü.” (İbn Hıbban, Sahih, 12/488)

dinimiz güzel ahlâklıyı över

İslam’ın gayesi; insanları güzel ahlâk sahibi yaparak olgunlaştırmaktır. Bu konuda en güzel örnek Peygamberimizdir. Kur’an-ı Kerim’de; ^

“Sen elbette yüce bir ahlak üzeresin.” (Kalem,68/4)

buyrulmaktadır.

Peygamberimiz (s.a.s.) de:

“İslam, güzel ahlaktır.” (Kenzü’l-Ummâl, 3/17).

buyurmuştur.

Hiç bir din ve düşünce sistemi İslam’ın güzel ahlaka verdiği önemi verememiştir. Bu yüzden Müslümanın ahlâkını güzelleştirmesi
en temel hedeflerinden biri olmalıdır. Bu amaçla mü’min, İslam’ın kendinden istediği kişisel ve toplumsal görevlerini öğrenmek ve bunun sonucunda güzel hareketlerle bezenmek, çirkin alışkanlıklardan kaçınmak zorundadır.

Unutmamak lazımdır ki; Müslümanın değeri, ahlâkının güzelliği ile ölçülür. Allah cümlemize İslam’ın önerdiği güzel ahlâkı yaşamak nasip etsin (amin)

yılbaşı kutlamak caiz midir

Bir Müslüman yılbaşını kutlar mı ? yılbaşı kutlamak caiz midir? yılbaşı kutlamak günah mıdır? her yıl sorulur bu sorular. sanki cevabı bilinmiyormuş gibi hemde. belki de: “bu yıl yılbaşı kutlamanın haram ve günah olduğu fetvası değişir bir ihtimal de yılbaşında rahat rahat eğleniriz” diye mi düşünür müslüman kardeşlerim, bilmiyorum..

 yılbaşı kutlamak caiz midir

Noel Baba gününde ve Hıristiyanların diğer bayram günlerinde onlara ayak uydurmak gayesiyle, onların yaptıklarını yapmak, o günlerde bayram niyetiyle çocuklara elbise,hediye almak ve pişirdikleri yemekleri pişirmek caiz değildir. o niyetle yapılmasa dahi uygun değildir çünkü gayri müslimlere benzeme ve peygamber efendimizin: kim bir millete benzerse onlardandır” hadisine iştirak olma tehlikesi vardır. yani imanı kaybetme, dinden çıkma durumu vardır.

Hepimiz Müslümanız elhamdülillâh. Ama hepimiz Müslümanlığımızın icabını yaşamıyoruz maalesef… Hem de neyin doğru neyin yanlış olduğunu öğrensek de… Bu ise en tehlikelisidir, yani bile bile günah işlemek, günahını, haramını ve dinden çıkma durumunu bile bile yılbaşı kutlamak…

Biz, müslümanlığın icabını yaşama hâline ”DİNDARLIK” diyoruz. Kim inandığı gibi yaşıyorsa, ona dindar insan sıfatını takıyor, dindar adam, diye yâd ediyoruz. Bu sıfat onun hakkıdır zaten.

Siz dindarlığı, zamanın kötülük ve fitnesine karşı giyilen koruyucu bir zırh olarak da kabûl edebilirsiniz. Aslında dindarlık, sahibini sadece âhirette Cennete koyan bir yaşama tarzı olmakla kalmayıp, dünyada da huzura, saadete sevkeden bir yaşama tarzıdır. Nitekim Hz İsa (as) Peygamberin doğumu ile Hz Muhammedin (sav) hicretine başlangıç olan yılbaşlarında dindar olanla olmayanın yaşayışını ibretle seyrediyorsunuz. Dindar olanlar,yılbaşı gecelerinde düşünüyorken, şuur altında bile olsa diyorlar ki:

Yılbaşı gecesinin mânası, sayılı ömür senelerinin birinin daha bitmesi, ölüm denen kesin âkıbete biraz daha yaklaşılması, gençlik günlerinin tükenip, ihtiyarlık demlerinin gelmesi demektir. Nitekim her yılbaşında siyah saçlara biraz daha aklar düşüyor, akların sayısı da biraz daha çoğalıyor.

Öyle ise, böyle gecelerde daha çok sefalete, daha çok sefahete düşmek yerine; daha çok âhirete, daha fazla ebedî âleme meyili olmak lâzımdır. Zira bu hızlı gidiş, – ister ikrar et, ister inkâr – kabire, öteki dünyaya doğrudur.

İşte dindarlık böyle düşündürüp, böyle tedbirli hareket ettirdiği içindir ki, dindar insanın, geçen senelerinden pişmanlığı azdır. Ama kendisini dinî ölçülerle kayıtlı görmeyen başıboş insanlarda ise her yılbaşında böyle bir muhakeme ve düşünceden eser yok. Tam bir şuur ve idrak mahrumiyeti içindeler ölüme bir sene daha yaklaşmanın delilini teşkil eden gecede, hem ahlâkından, hem mâneviyatından, hem de parasından zararlar görmekte, fireler vermekte, pişman olacağı fiilleri çoğaltarak işlemekteler. Birkaç saatlik bu eğlence ve sefahetin arkasından ömür boyu üzüntü ve pişmanlıklar gelmekte.

Onu böyle ömür boyu pişmanlıklara sevkeden şey, İslâmın icabını yaşamayışında, yâni, dindar olamayışındadır.

Şâyet dinin emirlerine sadık kalacak bir iman kuvveti, dindarlık emâresi kazanabilse, her yılbaşı, tam aksini düşünmesine, kendisine çekidüzen verip iman ve ahlâk bakımından yükselmesine sebep olacak, geçmişinden pişmanlık duyan bir sefahet ve sefalete düşmeyecek.

Demek ki, yılbaşı gecelerinde kimilerini o hâle düşürüp, kimilerini de bu duruma çıkaran şey, dindar olup olmamaktan başka birşey değildir.

Anlaşılan, şahsı düşündürüp, mesud ve bahtiyar kılan şeyin dindarlık olduğu kesindir. Ferdi muhakemesizleştirip sefalete itenin de dinde lâubalilik olduğu bir vakıadır. Demek imtihan dünyasıdır bu Her ikisine de yol açık İsteyen oraya, dileyen de buraya yönelir Kimi yılbaşında şuurunu iptal eder kimi de ihyâ.

Biz şükrederiz dindarlığımıza, hamd ederiz bizi böyle düşündürüp, amel ettiren Rabbimize.

Bir müslümana :
Sen Müslüman değilsin desen darılır,
Yılbaşında hindi, kaz yemesine bayılır,
Çam süsleyen, hindi kesen nasıl mümin sayılır,
Müslümanla diğerleri işte burda ayrılır.