Helal Olmayan Kadına Bakmak Günah Mı?

Helal olmayan ne varsa hepsi haram demektir. Helal olmayan kadın “namahrem” demektir. İslamiyette namahreme ısrarla gözlerini dikerek tekrar tekrar bakmak haramdır. Şehvetle bakılsın bakılmasın, durum değişmez. Zarureten bakılan ilk bakışın günahı yoktur fakat istekle 2.,3. hatta defalarca dönüp dönüp bakılırsa “günah” olur. Bu durumda: “helal olmayan kadına bakmak günah mı?” sorusuna verlecek kısa ve öz cevap tabiki: “evet, günahtır” olur.. Sadece erkeğin namahrem kadına bakması değil, kadının da kendisine helal olmayan bir erkeğe bakmasında durum değişmez, yani kadın da günah işlemiş olur namahreme bakarsa.. tesettür ahlakını yaşamak işte bu noktada başlar, yani gözleri öne eğmek ve edepli olmak ile.. bilindiği gibi tesettür sadece kapanmak manasına gelmemekte ve hem kadın için hem erkek için farz kılınmakta olan bir yaşayış tarzı olarak kuranı kerim’de nur suresinde geçmektedir..

kadına bakmak günah mıdır

Dinimiz aralarında sürekli evlenme ve yasağı bulunmayan bir erkek ve kadının birbirine bakmasını belirli ölçülere bağlamıştır.

Yolda, çarşıda, toplu taşıma araçlarında ve başka yerlerde kadınlarla karşılaşmada ilk bakışın bir sorunluluğu yoktur. Çünkü bundan kaçınmakta güçlük vardır. Ancak bir gerek yokken tekrarlanan kasıtlı ve ısrarlı bakışlar yasaklanmıştır. Erkek için de kadın için de bakışın hükmü dinimizde budur, yani her iki taraf için de namahreme tekrarlanan bakışlar yasaklanmıştır!

Allah’ın Resulü (SAV) Hz Ali’ye (RA) şöyle buyurmuştur:

Ey Ali! DıŞarıda yabancı bir kadın gördüğünde birinci bakışa ikincisini ekleme. İlk bakışın bir günahı yoktur fakat (hiç gerekmedigi halde tekrarlanan) ikinci bakışın sana vebali vardır.

Yüce Allah birbirine yabancı olan bir erkek ve kadının karşılaştıklarında, bir zaruret hali hariç, bakışlarını başka tarafa çevirmelerini emretmiştir. Bunun kalbini Rabb’ine bağlamış bir mümin için en temiz hal olduğu belirtilmiştir.

Hz. Peygamber (SAV) şöyle buyurmuştur:

Bir erkek, yabancı bir kadının güzelliklerine gözü takılınca, bakışlarını aşağı eğerse, Allah ona tatlılığını kalbinde duyacagı bir kulluğu nasip eder.

Bir hadis-i şerifte de şöyle buyurulmuştur:

Kadına kasıtlı bakış, İblis’in zehirli oklarından bir oktur. Kim Allah’tan korkarak bakışlarını aşağıya indirirse, yüce Allah bunun sevabı olarak ona öyle bir iman verir ki, tadını kalbinde bulur.

 

huzur istiyorum..

yetim bakmak sevindirmekçağımız keşmekeşinde hayatlarımızın içerisinde neredeyse hiç huzur kalmadı, işin açığı bir parçacık bile olsa huzur alabileceğimiz yerler bile bize huzur veremez oldu.. yediğimizden, içtiğimizden ya da gafletimizden midir Allah bilir, ancak bu durumdan hızlıca kurtulmanın ve huzurlu hissetmenin hem çok yararlı hem de çok kolay bir yolu var, o da bir çocuk da olsa yetim çocuk bakmak ve yetimleri sevindirmek

huzur istiyorum

yetim bakmanın sevabı ve güzellikleri ile ilgili semerkand aile dergisi geçtiğimiz sayıda çok güzel bir yazı yayınladı. sizler için bu yazıyı aşağıda paylaşıyorum. eğer sizler de bir, iki, üç… yetim çocuk bakmak istiyorsanız şu sayfaya bir göz atmanızı tavsiye ederim.. gerçekten çok mutlu ve huzurlu olacaksınız

Peygamber Efendimiz (s.a.v) “Ben güzel ahlakı tamamlamak üzere gönderildim” (Muvatta, Hüsnü’l-Hulk, 1) buyurmuştur. İslam tümüyle güzel ahlaktan ibaret değil mi? Onun hangi emrine veya hangi nehyine baksak insan onuruna yakışır bir hayatı, dünya ve ahiret hayatını en güzel şekilde yaşamanın yollarını görürüz.
Hayatımızda biz farkında olsak da olmasak da bu toplumun, ümmetin yetimleri var… Etrafımızda akrabalarımızın, mahallemizdeki komşularımızın, yaşadığımız topraklardaki insanların ve aynı dava uğruna dualar ettiğimiz ülkelerdeki insanların arasında çok fazla yetim var. Sosyal hayatımızın kanayan yaralarından biridir yetimler. Çok büyük kayıplar ve acılarla karşılaşan yetimlere karşı ne kadar sorumluluk hissiyle davranıyoruz? Rabbimiz ve Peygamber Efendimiz’in (s.a.v) emir ve tavsiyeleri doğrultusunda sorumluluğumuzu yerine getiriyor muyuz? Getiriyorsak yeterli midir?
Eskiden yetim çocuklara sahip çıkılır, eve alınırdı. İnsan kendi çocuklarına ne yedirir, giydirirse yetime de bunu yapardı. Evlilik çağına kadar ilgilenilirdi. Evlendirilip çoluk çocuğu kavuşana kadar hüsnü muamele görürlerdi. Bütün bu sorumluluklar; imanın verdiği bir merhametle yapılır, başa kakılmazdı.
Günümüzde doğal afetler, savaşlar, trafik kazaları vs. sebeplerden dolayı pek çok çocuk yetim ve öksüz kalmaktadır. Geçimsizlik sonucu boşanan çiftlerin ortada kalan yavruları veya aile içi şiddet ve ilgisizlikten dolayı sokağa terk edilen çocuklar da bir nevi yetim durumundadırlar.
Savaş dedik; örneğin bu günlerde etrafımızda gördüğümüz Suriyeli çocuklara karşı yahut çok uzaklarda kimi zaman iç savaşların kimi zaman açlığın getirdiği ölüm sebebiyle yetim kalmış çocuklara karşı dinimizin emir ve tavsiyelerine ne kadar riayet ediyoruz?
İslam toplumunun temeli Müslümanların kardeşliği esasına dayanır. “Mü’minler ancak kardeştirler…” (Hucurat, 10) ilahi buyruğu ile Allah Rasulü’nün (s.a.v), “Müslüman Müslümanın kardeşidir. Ona zulmetmez, onu düşmana teslim etmez. Din kardeşinin ihtiyacını karşılayanın, Allah da ihtiyacını karşılar. Müslümandan bir sıkıntıyı giderenin, Allah da kıyamet günündeki sıkıntılarından birini giderir. Bir Müslümanın ayıbını örtenin, Allah da kıyamet gününde ayıplarını örter.” (Buhari, Mezalim, 3) ifadeleri uhuvveti (kardeşliği) özlü bir şekilde ifade etmektidir.

MÜSLÜMAN KARDEŞLİĞİ SÖZDEN İBARET DEĞİLDİR

Kur’an ve sünnette önemle üzerinde durulan “Müslümanların kardeşliği” prensibi içi boş, sadece sözden ibaret bir anlayış değildir. Bu prensip belirli yükümlülükleri, görev ve vazifeleri de beraberinde getirecek bir tarzda ortaya konulmuştur.
Peygamberimiz (s.a.v) insanlara ve diğer canlılara merhamet gösterenlere Yüce Allah’ın merhametle karşılık vereceğini bildirerek şöyle buyurmuştur: “Merhamet edenlere Allah da merhamet eder, siz yeryüzündekilere merhamet ediniz ki göktekiler de size merhamet etsin.”
(Ebu Davud, Edeb, 58)
Nitekim toplum içinde en fazla şefkat ve merhamet gösterilmesi gerekenler de bir kanadı kırık olan yetim, öksüz veya bakıma muhtaç kimsesiz çocuklardır. Bütün varlıklara şefkat ve merhametle muamele etmeyi bir ibadet olarak telakki eden yüce dinimiz özellikle yetimlere ilgi ve şefkat gösterilmesi ve haklarının korunması konusu üzerinde önemle durmuştur.

ÇOCUK YAŞTA SAHİPSİZ KALMAK NASILDIR?

Hepimiz hayatta çeşitli şekillerde imtihan ediliriz. Kimimiz hastalık, kimimiz fakirlik, kimimiz evlat acısı ile… Örnekleri çoğaltabiliriz. Yetim-öksüz veya korunmaya muhtaç bir çocuk olarak hayat mücadelesi vermek de en zor sınavlardan biridir. Hayatın en zor anlarında yalnız olmak nasıldır hiç düşündük mü? Babanın olmaması; size bir kalem, silgi gibi basit bir şeyin bile alınmaması… Küçük çocuk olduğunuz halde, hastalandığınızda, ateşlendiğinizde başınızda kimsenin olmaması… Veli toplantısına sizin için gidecek kimsenin olmaması… Ve gelecek kaygısı ile çocuk yaşta yüzleşmeniz. “Ne yaparım?”, “Nerde kalırım?”, “Ne yer, ne içerim?” diye endişelenmeniz…
Böyle bir durumla karşılaşan çocuklarda çoğu kez bu etkilerin izi silinmez. Öyle ki bu zorluklar bazılarının ileriki dönemlerde hayata ve insanlara bakışlarını olumsuz yönde etkiler. Örneğin uyuşturucu madde bağımlılığı gibi zararlı alışkanlıklar ile kapkaç vb. kötü fiiller; küçükken sevgiden, ilgiden mahrum bırakılmış ve mutlu bir çocukluk devresi geçirememiş gençlerde daha fazla görülmektedir.

YETİMİ GÖZETMEK HEPİMİZİN GÖREVİ

Bu nedenle yetim çocukların problemleriyle ilgilenmek birey ve toplum olarak hepimizin görevidir. Duyarlı olmak, çevremizde yaşanan acı ve ıstıraba seyirci kalmamak zaten yüreğimizde taşıdığımız imanın bir gereğidir. Onlar bizim imtihanımız. Onlara gösterdiğimiz alakamız, sevgimiz, merhametimiz Yüce Yaratıcı’nın katında ayrı bir değer bulacaktır. Yetimler, öksüzler, kimsesizler topluma Yüce Allah’ın emanetidir.
Allah Rasulü (s.a.v) yetimle ilgilenmenin dini, sosyal ve ahlaki bir görev olduğunu; onları korumasına alıp iyi davranan, bakımı ve eğitimiyle yakından ilgilenen, ihtiyaçlarını gideren kimselerin ahirette büyük mükafata erişeceğini bildirmiştir: “Kim Allah rızası için bir yetimin başını okşarsa elinin dokunduğu her saç sayısınca iyilik yazılır. Kim, yanında bulunan yetim erkek veya kız çocuğuna iyi davranırsa Ben ve o kimse (şehadet ve orta parmağını birleştirerek) Cennet’te şu ikisi gibi kardeşiz.” (Ahmed b. Hanbel, 5, 250)

Allah Tealâ’yı bilmek ve sevmek

Mehmet Ildırar’dan Nefs Terbiyesi Yazısı

nefs terbiyesi mehmet ıldırar semerkand dergisi yazıları

Kendimizi yani nefsimizi terbiye etmezsek, Allah korusun, yolumuz cehenneme çıkabilir. Bu yüzden vakit kaybetmeden nefsin terbiyesi için çaba göstermek gerekir. Bunun en büyük, en etkili adımı da kâmil bir mürşidin elinden tutmaktır. Allah Tealâ’nın izniyle kâmil mürşidin yardımı, himmeti nefsimizin ayartıcılığına karşı koyup kurtulmamıza vesile olur.

Terbiye olmamış benliğimizin yani nefsimizin başımıza sardığı türlü belalar var. Bunlardan biri dünyalık emelleri yakın, eceli uzak göstermesidir. Sürekli dünyalık menfaatler, hazlar için hayal kurup, onları elde edeceği ümidiyle insanı oyalar. Param pulum, evim arabam, makam mevkim, itibarım olsun diye ister durur. Sanki dünya sonu olmayan bir yermiş gibi daima bunlara dair planlar yapmakla günlerini geçirir. Bahanesi de vardır. “Dünya için bunlar da şart!” diye diye, peşinden kovalamakta olan ecelinin ciddiyetini kavrayamaz, ahiret hesabını idrak edemez.
Bu halin tedavisi için insan kendisini içtenlikle tövbe etmeye zorlamalı, Allah’tan korkmalı, salih amellerle, zikrullahla vaktini değerlendirmelidir. Her şeyden önce nefsini küçük görmelidir. İnsan kendisine zarar verene kıymet vermez. İsterse en yakını olsun… Kişi nefsini böyle görmelidir. Nefis baştan atılacak bir şey değil. Israrla zarar da veriyor. Öyleyse ıslahı için çalışılmalıdır. Bu çabanın bir yerinden itibaren o da tatmin bulacak, insan rahat edecektir.
Nefsin en açık kusurlarından biri de başkalarının hatalarını bulup onlarla uğraşmaktır. Onun bu haline mutlaka karşı çıkıp, “Senden kusurlusu yok!” demelidir. Gerçekten de öyledir, herkesin kendi nefsi kendisi için en kusurlu, en zararlı mahluktur. Başkalarının ki değil, insanın kendi nefsi başına beladır. Onun bize yaptığı kötülükleri başka kimse yapamaz.
Allah Rasulü s.a.v. Efendimiz buyurmuştur ki: “Kim bir müslüman kardeşinin kusurunu örterse, Allah da onun kusurunu örter.” Bu büyük müjdeden nasipdar olmak için arifler başkalarının kusurlarını aramak yerine kendi nefisleriyle meşgul olmuşlardır. Allah Tealâ hazretleri de onların nefislerini temizlemiştir.
Hallac-ı Mansur k.s. hazretlerinin oğlu anlatıyor:
“Babamın idam edileceği günün gecesiydi. Ona dedim ki:
– Kıymetli babam, seninle son gecemdir, bana nasihat et. Şöyle dedi:
– Nefsin seni bir meşguliyete düşürmeden sen onu ilahî meşguliyete sok. Eğer başıboş bırakırsan seni hayvaniyetin içine çeker. Sonra da şöyle devam etti:
– Sen öyle bir şeyle ahirete hazırlık yap ki, onun bir zerresi bile insanların ve cinlerin amelinden üstündür.
– Baba, o şey nedir, diye sordum.
– Allah Tealâ’yı bilmek ve sevmektir, dedi.”
Ebu Abdullah el-Hadremî hazretleri de nefsine sahip olmak için yirmi yıl dünya kelamı konuşmamış bir velidir. Kendisine “Tasavvuf nedir?” diye sorduklarında şu ayetle cevap vermiştir:
– “Müminler içinde Allah’a verdikleri sözde sadakat gösteren niceleri var…” (Ahzab, 23).
O sadık erler, nefislerinin yönlendirmelerini dizginlerler. Kalp ve ruhları marifet ve muhabbet ister. Zikir ve Allah sohbeti onların gıdasıdır. Artık nefsimizin dizginlerini ele alma zamanıdır. Bu çok büyük, çok kıymetli, hiçbir bahaneye kulak asmadan ardına düşülecek bir iştir..

diğer Mehmet Ildırar sohbetleri makaleleri için semerkand dergisi online web sitesini ziyaret edebilirsiniz..

Kutlu doğum haftası programları

Kutlu doğum haftası programları etkinlikleri 2013

2013 kutlu doğum haftası etkinlikleri diyanet işleri başkanlığınca da sürdürülmekte. diyanet işleri başkanlığı web sitesince kutlu doğuma özel bir web sayfası hazırlandı. http://www.diyanet.gov.tr/kutludogum buradan 2013 kutlu doğum haftası etkinliklerine, kutlu doğum haftası programlarına ulaşabilirsiniz.

ankara kutlu doğum haftası etkinlikleri: 13 nisan 2013 cumartesi günü Ankara arena kapalı spor salonunda saat: 19:30’da kutlu doğum haftası etkinliği düzenlenmiştir.

tüm Türkiye’deki kutlu doğum haftası etkinliklerini görmek için http://dinhizmet.diyanet.gov.tr/dinhizmetweb/KutluDogum.aspx buraya tıklayabilirsiniz. eğer yurtdışındaki kutlu doğum haftası programlarını görmek isterseniz dehttp://www.diyanet.gov.tr/kutludogum/File/Etkinlik/yurtdisietkinlik.xlsx buraya tıklayabilirsiniz.

Peruk Takmak Postiş Saç Eklemek Günah Mıdır?

Postiş Saç Eklemek Günah MıdırDeğil süs için saçları dökülen veya saçları azalan bir kadının saçlarına başka bir insanın saçlarını eklemesi haramdır. Bu saçın bir erkeğe veya bir kadına ait olmuş olması bir şeyi değiştirmez.

Peruk Takmak caiz midir hükmü nedirperuk takmak veya postiş saç eklemek günah mıdır?

Bazı alimler, saça insan saçı eklemekle, ekleme yapmadan başa peruk şeklinde saç veya başka bir maddeyi koymayı ayrı tutmuşlardır. Buna gore saç eklemek caiz değildir, ama peruk takmak (namahrem yanında durmayacaksa) caizdir.

Evli bir kadın kocası isterse evinde ve başı açık durabileceği diğer mahremlerinin yanında peruk takabilir. Peruk insan saçından veya başka bir maddeden yapılmış olabilir. Kadının sadece kocasına süslenmesi güzeldir. Dışarı çıkarken süslenmek ve peruk takmak haramdır.

peruk takmanın hükmü

Peruğun tesettür geçerliliği de yoktur. Bu nedenle başörtüsü takılamayan yerde peruk takılır tesettüre mani değildir demek yanlıştır. Peruk bazen kişiyi daha güzel gösterir. Hal böyle olunca peruk takmak başörtüsü yerine geçemez ve tesettür sağlayamaz.

Bazı kadınlar vardır ki, peruk değil başörtüsü taktıkları ve elbise giydikleri (çıplak olmadıkları) halde örtünmeyi yanlış ve noksan yaptıklarından (dar ve iç gösteren elbiseler giydiklerinden, başörtülerini göğüsleri kapatacak şekilde önlerine almadıklarından) açık kadınlar sınıfına katılırlar. Bu nedenle bu tür yarım kapalı denebilecek kadınlar da cehennemlik kadınlar sınıfına girerler.

kaynak: delil ve örnekleriyle kadın ve aile ilmihali

harem kadınları nasıl giyinirdi?

 osmanlı saray harem kadınları

Muhteşem yüzyıl dizisi gizli takı reklamları ile dolup taşarken bir taraftanda beyinlerde osmanlı kadınları böyle cıbıldak geziyor imajı vermeye devam ediyorlar..
Utanmasalar mayo ile sarayda dolaştıracaklar. Ama bir de
gerçekler var. 19. yy da pikniğe giden osmanlı hareminden çekilmiş gerçek bir fotograf ile dizide insanların beynine işlenmeye çalışılan harem arasındaki farkları siz bulunuz?
Bir

tarafta kolları açık sarayın balkonundan istanbulu izleyen hürrem sultan, diğer tarafta çarşaflı harem kadınları. Dizinin ne kadar gerçeklerden uzak olduğunun açık belgesi. Çarşaflı harem manzarasını kimse izlemez üstüne üstükte islam propagandası olurdu değil mi?
Hürrem sultanın sadece kolları değil saç baş açık, dekolte bir giyim göğüsler meydanda. daracık bir elbise. Arka tarafında ise padişahın sağ koluymuş gibi gösterilen ibrahim… Allah aşkına verdiğimiz gerçek harem fotografı ile gram kadar bağlantısı var mı sizce?
Aşağıdaki fotografa bakınız bir de buyrun size gerçek harem manzarası:
Avrupalıların yüzyıllarca kurdukları harem fantazisinden çooook uzaklarda gerçek bir islam yaşamı. Gerçek bir müslüman hayatından kesitler. İşte harem gerçeğinden kesit. (Not: Fotograf makinası 1826 da icat edildi. Osmanlı yıkılmadan 100 sene önce yani!)
Dizide geçen tüm harem görüntülerinde açık giyimler gözüken göğüsler kollar saçlar.. herşey meydanda.. Hayırdır tarihi dizi değil de defile mi veriyorlar bunlar?
Bu belgenin üstüne tek bir kelime dahi edilemez…
Yukarıdaki resimde de gördüğünüz gibi saray içinde dolaşan Hürrem Sultan’ın giyim ve kuşamı.. haremağası, hasodabaşı ve saraydaki nöbetçilere böyle bir kıyafetle mi gezebilir?
Tarihten böyle mi esinleniyorlar? Tarihten ilham alınırken onların yaşamlarına şekil veren KÜLTÜR’leri hakkında hiç mi araştırma yapmadılar. TESETTÜR, TÜRBAN, HELAL, HARAM.. Bunlar hiç mi yok?
Sarayında böyle gezen kadını kanuni ne yapardı? Peki olmıyanı olmuş gibi dizilerde göstereni neler yapardı?

tevazu alçakgönüllülük

tevazu

Türkçe’de, alçak gönüllülük, kibir ve gösterişten uzak olma anlamlarına gelen tevâzu, bir müslümanın sahip olması gereken güzel hasletlerden birisidir. Kur’an-ı Kerim’in birçok ayetinde, Cenabı Hakkın, böbürlenip büyüklük taslayanları sevmediği (Nisâ, 4/36; Nahl, 16/23; Lokman, 31/18) belirtilmiştir. Bizim için en güzel örnek olan sevgili Peygamberimiz de ömrü boyunca sade ve gösterişten uzak bir hayat sürmüştür. Daha iyi imkanlara sahip bulunduğu Medine döneminde bile bu mütevâzı yaşantısında bir değişiklik olmamıştır. Onun günlük yaşantısını
merak edenlere Hz. Aişe’nin verdiği cevap şudur:

“O da diğer insanlar gibi bir insandı. Sizden birinizin ailesi için yaptığı şeyleri o da yapar, ayakkabısını tamir eder, elbisesini diker, koyununu sağar, kendi işini görürdü.” (İbn Hıbban, Sahih, 12/488)

dinimiz güzel ahlâklıyı över

İslam’ın gayesi; insanları güzel ahlâk sahibi yaparak olgunlaştırmaktır. Bu konuda en güzel örnek Peygamberimizdir. Kur’an-ı Kerim’de; ^

“Sen elbette yüce bir ahlak üzeresin.” (Kalem,68/4)

buyrulmaktadır.

Peygamberimiz (s.a.s.) de:

“İslam, güzel ahlaktır.” (Kenzü’l-Ummâl, 3/17).

buyurmuştur.

Hiç bir din ve düşünce sistemi İslam’ın güzel ahlaka verdiği önemi verememiştir. Bu yüzden Müslümanın ahlâkını güzelleştirmesi
en temel hedeflerinden biri olmalıdır. Bu amaçla mü’min, İslam’ın kendinden istediği kişisel ve toplumsal görevlerini öğrenmek ve bunun sonucunda güzel hareketlerle bezenmek, çirkin alışkanlıklardan kaçınmak zorundadır.

Unutmamak lazımdır ki; Müslümanın değeri, ahlâkının güzelliği ile ölçülür. Allah cümlemize İslam’ın önerdiği güzel ahlâkı yaşamak nasip etsin (amin)

menzilin gülü der ki…

menzilin gülü der ki...

“Biz ne isteriz…
Biz ancak SOFİLİK isteriz. Başkada bir şey istemeyiz.
SOFİLİK yapsınlar yeter…

Çoğu bilmez SOFİLİK aslında SAFİLİKTEN gelir…
… SAFİLİK se peygamberlere mahsustur…Çok zor bir iştir.
O yüzden insanın kalbinin çok iyi olması gerekir…

Kalbin hasta olmaması lazım..
Kalbin ilacı ZİKİR (vird)dir…
Siz hasta olunca doktora gidersiniz..
Doktor sizi muayene eder…
Film çektirir tahlil verir…

Sonrada reçeteyi verir..
Derki ŞU İLAÇTAN GÜNDE 3 TANE ALACAKSIN…
4 tane alsan olmaz…fazla gelir hastalık daha fazla olur
2 tane alsan gene olmaz…bu kez yine iyileşmezsin…

3 tane alacaksınnn

Doktor 3 tane dediyse…3 taneee…
ne eksiğini ne fazlasını..

BİZ NELER GÖRDÜK NELERRRR (burada durakladı)

Gavs i Sani Hz k.s

hayırlı işlerinizde acele ediniz

hayırlı işlerde acele ediniz hadis

Şeytan hayırlı işleri (kuran ahlakına uygun fiilleri) her daim vesvese yoluyla engellemeye çalışır. Şeytan; hayırlı işleri durdurmaya, geciktirmeye ya da hiç olmazsa daha aşağısını, niyetlenenden daha az sevap getirecek olanını yaptırmaya çalışır. Onun işi budur.

iyilik yapmakla, evlilikle ve diğer hayırlı işlerle ilgili hadislerden biri.. “hayırlı işlerde acele ediniz” hadisi.. Peygamberimiz (SAV):

HAYIRLI İŞLERINIZDE ACELE EDİNİZ! TA Kİ; BİR ŞER GELİP ONA MANİ OLMASIN.

buyurmuştur.

hayırlı işlerinizde acele ediniz

İnsanlar arasındaki yaygın inanışlardan bir tanesi şeytanın sadece Allah’ı açıkça inkar eden, dinsiz kişiler üzerinde etkili olduğu ve onlara telkinler verdiği yönündedir. Oysa şeytan bazı insanlara Allah’ı açıkça inkar etmeleri telkinini verirken, bazı insanları farkı yöntemlerle Allah’ın yolundan saptırmaya çalışır. Şeytan bununla insanları dinin kazandırdığı güzel ahlaktan uzaklaştırmayı amaçlar. Böylece insanlar bir yandan Allah’ın varlığını kabul ediyor gibi gözükecek, diğer yandan da sadece dünya hayatına yönelecek, dinden mümkün olduğunca uzaklaşacaklardır. Şeytanın insanlara yaptığı en önemli telkinlerden biri ise hiç şüphesiz dini yaşamayı zor göstermeye çalışmasıdır.

Şeytan bu menfi amacını elde etmek için insanlara daima kötülüğü fısıldar. Kuran’a göre yaşamak son derece kolay ve zevkli iken Şeytan, dinin hükümlerini uygulamayı, ibadetleri ve güzel ahlakı insanlara zor olarak göstermek için çaba sarf eder. Rablerine karşı olan sorumluluklarını unutturup, sadece dünya hayatını düşünmelerini telkin eder.

Şeytan dini zor göstermeye çalışırken, insanlara kendince makul sebepler sunar. Örneğin bir insanın hayırlı harcamalarda bulunmasına engel olmak için onu fakirlikle korkutur. Eğer malını ihtiyaç içinde olanlara verirse gelecekte sıkıntı çekebileceğini, malını yığıp biriktirmesini, sadaka vermemesini ve ihtiyacı olanlara yardım etmemesini emreder. Ya da ihtiyacı olan bir kişiye fedakarlıkta bulunacak bir insanı engellemeye çalışır. Fedakarlığı adeta “saflık” olarak gösterir. Eğer fedakarlıkta bulunursa kendisinin rahatının kaçacağını, bazı menfaatlerine zarar geleceğini söyler. Sadece kendi çıkar ve rahatını düşündürür. Bu yüzden de fedakarlık yapmayı, kendinden önce başkasının ihtiyaçlarını düşünmeyi çok zor gösterir.

Ancak Kuran ahlakını yaşayan herkes çok iyi bilir ki, Allah ihtiyacı olanlara yardım eden kişinin malında artırmalar yapar, bereketini artırır. Fedakarlığın, sadakanın, fakirlere yardım etmenin, ihtiyacı olanın yardımına koşmanın hem dünyada hem de ahirette güzel bir karşılığı vardır. Fedakarlık ve diğer güzel ahlak özelliklerinin hepsi Allah katında cennetle ödüllendirileceği müjdelenmiş olan davranışlardır ve hiçbiri zorlukla yapılacak hareketler değildir. Fedakarlık yapan ve ihtiyacı olanın yardımına koşan kişi dünyada da hem manevi hem de maddi olarak çok büyük kazançlar edinir.

Dolayısıyla şeytanın insana verdiği kuruntular, vesveseler gerçek dışıdır, insanları dinden uzaklaştırmaya yöneliktir. Şeytanın bu yöntemi “Onları -ne olursa olsun- şaşırtıp-saptıracağım, en olmadık kuruntulara düşüreceğim” ayetiyle açıklanmaktadır. (Nisa Suresi, 119)

Şeytan insanların Allah’a yakınlaşmasını önlemek için genellikle sinsice yöntemler izler. Kötü emellerini ve tuzaklarını yavaş yavaş ve bir plan çerçevesinde hayata geçirir. Örneğin şeytan insanların pek çok hayır ve güzelliği ertelemesini ister ve insanlara bu yönde telkinlerde bulunur. Herşeyi ileri bir zamana erteletmek, şeytanın insanları dinden uzaklaştırmak için kullandığı çok önemli bir taktiktir.

Örneğin Allah’ın razı olacağı şekilde bir ahlak göstermeye ve ihlaslı bir müslüman gibi yaşamaya karar veren bir kişiye şeytan hemen vesveseler ve kuruntular verir. Bu kişiyi dinden uzaklaştırmak için türlü yöntemler kullanır. Sözgelimi daha çok genç olduğunu, dini yaşamak için önünde uzun zamanının olduğunu, üstelik dünya hayatı ile birlikte dinin yaşanamayacağını söyler. Dünyanın zevklerini tatması gerektiği ve dinin zor uygulandığı gibi çeşitli vesveseler vererek kişiyi kendi arkasından cehenneme sürüklemeye çalışır. Ya da Allah’a olan ibadetlerini eksiksiz olarak yerine getirme niyetinde olan bir kişiye “şu tatile çık sonra yaparsın, ya da 3-4 yıl sonra yaparsın, şimdi dünyaya yönelmelisin” gibi telkinlerde bulunabilir. Sabah namazlara kalkmaması için kişiye üşengeçlik verir, orucunu tutmaması için başka bir neden öne sürdürür. İnsanların Kuran okumalarını engellemeye çalışır. Erteletir, üşengeçlik verir ya da başka bir mazeretle hayrı engeller. Bu nedenlerin ve öne sürülen açıklamaların bir türlü sonu gelmez ve şeytana uyan kişi adım adım dinden uzaklaşır.

Oysa Allah’ın rızası, rahmeti ve cenneti için dua ve ibadetle yorulmak her zaman zevkli ve Allah katında çok değerli bir iştir. Bu amaçla yapılan işlerin her biri Allah’a yakınlaşmaya, ecir kazanmaya bir yoldur.

Dikkat edilirse şeytanın bu noktada kullandığı yöntem çok sinsicedir. Çünkü şeytan insanlara ibadetleri ve güzel ahlakı uygulamamalarını doğrudan söylemez. Bunun yerine aşama aşama dinden soğutmaya çalışır. Allah’tan korkan bir insan için ise şeytanın bu çağrıları sadece kuru sözlerden ibarettir. Çünkü müminler bilmektedirler ki, ölüm insanların bilmedikleri bir zamanda ve beklemedikleri bir anda, apansız gelecektir. Bu, her yaştaki, her mevkideki, her ırktaki kişinin başına muhakkak gelecek olan bir gerçektir.

İnsan bir an için öldüğü zaman, beyaz bir kefen içine sarılarak bir çukura atılacağını ve bir süre sonra da çürüyeceğini düşünse zaten hiçbir şeyi ertelemez, asla şeytanın oyununa aldanmaz. Şeytanın iman eden kulların üzerinde hiçbir etkisi yoktur. Çünkü Kuran’da iman edenlere şeytandan sakınmanın yolları da gösterilmiştir. Ayette şu şekilde bildirilir.

Eğer sana şeytandan yana bir kışkırtma (vesvese veya iğva) gelirse, hemen Allah’a sığın. Çünkü O, işitendir, bilendir. (Allah’tan) Sakınanlara şeytandan bir vesvese eriştiğinde (önce) iyice düşünürler (Allah’ı zikredip-anarlar), sonra hemen bakarsın ki görüp bilmişlerdir. (Araf Suresi, 20-201) yazı kaynağı: serap akıncıoğlu

Hz. Ebubekir Sıddık:

hayırlı işlerinizde acele ediniz, çünkü; arkanızdan acele gelen eceliniz var!