“ne oldum” değil “ne olucam” de

ebedi yolculuk

Ey insan..! Yolculuk nereye?..
Cennette ışınlanarak, rahm-ı maderden şu dünya gemisine binen insan merak etmezmi ki bu yolculuk nereye..? Gelenler ve gidenler, Nerden gelip, nereye giderler…?
Kabir açmış ağzını bekler.. İnecek başka durak var mı?
Kabir kapısı kapanmadan; Ölüm, öldürülmeden… Ahiretten başka mekan var mı .. ?

“Âhirette seni kurtaracak bir eserin olmadığı takdirde, fâni dünyada bıraktığın eserlere de kıymet verme.”

Mezarlıklar işi bitmemiş insanlar ile dolu…
Dünya malı Dünyada kalıyor..
İnsan Maddesi ile birlikte ancak toprak olup kayboluyor…..
Dünya ahiretin tarlası ise; oraya lazım olacak ürünleri ekmek lazım..
Günde 1 saatini ebedi bir hayat için harcamayanlar; Çok pişman olacaklar

“Ey insan.! Bu dünyada memur ve misafir olduğunu unutma.!”

İnsan dünyada vazifeli bir memurdur..
Vazifesi yaratıcısına kul ve ayine olmak, vatan-ı aslisi olan cennete hazırlanmaktır…

Ve misafirdir..
Geldiği gibi gidecektir..
Hiç bir güç onu burda tutmaya yetmez..
Madem misafirdir, edepsizlik etmesin.!

Gaflet Uykusundan Sana Sığınırız!

dua gaflet uykusu ibadetlerimiz

RABBİMİZ!!!
İbadetlerimizin adete dönüşmesinden sana sığınırız.
Bize itaatin ve ibadetin hazzını tattır.
“Ben yaptım oldu” deme gafletinden koru bizi.
Kitabına uyduranlardan değil, kitaba uyanlardan kıl bizi…
AMİN!!!

Lükse ve Süse Düşkünlükte Şeytanın Tuzaklarından Biridir

Şeytan bir insanın kalbinde ev eşyası, elbise ve evde süse aşırı lükse düşkünlük görünce oraya yerleşip yurt edinir. Onun bu zaaflarından yararlanmaya bakar. Hemen onu, evini yenilemeye davet eder; tavanlarını ve duvarlarını süslemesini, binaları genişletmesini ister. Güzel elbise ve takılarla süslenmeye çağırır (ki göz zinası fiili gerçekleşsin) O kişiyi artık ömrü boyunca emrine amâde kılar, oyuncağı yapar.

Zaten bu yolda şeytanın bir defa tuzağına düşen kişi için ikinci bir tuzağa gerek kalmaz. Çünkü bu zaaflar hep birbirini çeker. Eceli gelip ölünceye kadar bu şekilde şeytanın yolunda ve hevai arzuların peşinde koşar durur.

Süslenip püslenerek ve fiziki ya da evinin güzelliğiyle böbürlenerek yeryüzünde gezinir, kibir batağına saplanır. Süslendiği vakit başkalarının (mahremi olmayanların) kendisine bakmasını sağlayarak onları da kendi günahına ortak eder. Bu devran böyle o kişi ölene dek sürer gider.

İnsan elbetteki evini güzelleştirip kendini süslemelidir gönlünce. Ancak herşeyde olduğu gibi dinimiz bu fiillerde de bir ölçü belirlemiştir ve herşeyde olduğu gibi bu fiillerde de aşırıya kaçmak insanı günah ve harama sürüklemektedir. Kibir, böbürlenme, başkalarını aşağı görme, zina, göz zinası, eşini aldatma vb. gibi. Aklı olan ne güzel insandır.

Kendimizi Ne Çok Kandırır Olduk..

Sevdiğimizi iddia ettiğimiz şeyi yap­mazsak kendimizi kandırmış oluruz.

Şu üç şeyden kendisini kurtarmadan, üç şeyi iddia eden kimse kendisini al­datır:

1. Zikrullah’ın çok tatlı olduğunu iddia eder, fakat dünyayı da sever.

2. Amellerde ihlâslı olmaktan hoşlandı­ğını iddia eder fakat insanların kendisi­ni yüceltmesinden de hoşlanır.

3. Yaratıcıya muhabbet beslediğini id­dia eder fakat nefsini terbiye edip ara­dan çıkarmaz!

Peygamber efendimiz Hz. Muhammed (s.a.v) buyurur:

“Öyle bir zarnan gelecek ki, ümme­tim beş şeyi sevecek ve beş şeyi unu­tacak:

Dünyayı sevecekler, ahireti unuta­caklar!.

Dünya malını sevecekler, ahirette hesap vereceklerini unutacaklar!

Halkı sevecekler, Hâlık’ı (Allah’ı) unutacaklar!

Günahları sevecekler, tövbeyi unu­tacaklar!

Sarayları sevecekler, kabri unuta­caklar!”

İmam-ı Gazali’nin Kalplerin Keşfi kitabından

Gaflet ve Gaflet Uykusu..

Gaflet, Cenabı Hakk’ı unutmak ve ondan başka şeylerle gönlün meşgul olmasıdır. Gaflet, pişmanlığı artırır, nimetin elden çıkmasına sebep olur ve hizmeti engeller. Gaflet hasedi artırır, insanın kınanmasına ve pişman olmasına yol açar.

Anlatıldığına göre, salihlerden biri rüyasında hocasını görür. “En büyük pişmanlığınız nedir?” diye sorar. Hocası: “Gafletten kaynaklanan pişmanlık!” der.

Yine birisi Zünnun-ı Mısri’yi rüyasında görür: “Allah Teala sana nasıl davrandı?” diye sorar. Zünnun der ki: “Beni huzurunda durdurdu şöyle dedi: “Ey iddiacı! Beni sevdiğini iddia ettin, sonra benden gâfil oldun!”

Nimete Şikayet!

Şikayet, bazen bir şükürsüzlük veya sabırsızlık halinin dışa vurulmasıdır.

Şükür gerekirken şikayet etmek kişinin imanının zayıflığını gösterir, ayrıca nankörlük olur ki vebali vardır. Yüce Allah (CC):

“Siz beni anın, ben de sizi anayım. (ve) bana şükredin; nankörlük etmeyin.” Bakara, 152

ayetinde beyan buyurduğu gibi, Allah’a şükretmemek ve sürekli şikayet etmek nankörlüktür. Kendisine verilen nimeti fark etmeyene, ihsanın kadrini bilmeyene, iyiliği inkâr edene nankör derler. Dünyalıkta (para, mal, mülkte) kendisinden yukardakilere bakıp “Allah bana ne verdi ki şükredeyim” deyip şikayetlenenler, Allah’ın nimetlerinden gafil olanlardır. Böyleleri genele ait nimetleri göremez, özel servet ve imkanlar umar.

Allah kendisini var kılmıştır, insan yaratmıştır, İslâm’a dahil etmiştir, yaşaması için gerekli havayı suyu vermiştir, sağlıklıdır, azaları tamdır, herkesinkiyle birlikte pazara çıkarılsa yine kendisine ait olanı alacağı bir aklı vardır vs. Bunlara nispetle kendisinin nimet bildiği şeyler çocuk oyuncağı mesabesindedir. Fakat neylersiniz ki çocuk kalmışsanız eğer, oyuncaklara meyleder; onlar elinizde bulunmadığında şikayetlenirsiniz.

Hz. Mevlana ne güzel demiş:

Eşekten şeker esirgenmez ama eşek yaratılışı bakımından otu beğenir..

Leş, bize göre rezildir ama, köpeğin gözünde şekerdir, helvadır..