Helal Olmayan Kadına Bakmak Günah Mı?

Helal olmayan ne varsa hepsi haram demektir. Helal olmayan kadın “namahrem” demektir. İslamiyette namahreme ısrarla gözlerini dikerek tekrar tekrar bakmak haramdır. Şehvetle bakılsın bakılmasın, durum değişmez. Zarureten bakılan ilk bakışın günahı yoktur fakat istekle 2.,3. hatta defalarca dönüp dönüp bakılırsa “günah” olur. Bu durumda: “helal olmayan kadına bakmak günah mı?” sorusuna verlecek kısa ve öz cevap tabiki: “evet, günahtır” olur.. Sadece erkeğin namahrem kadına bakması değil, kadının da kendisine helal olmayan bir erkeğe bakmasında durum değişmez, yani kadın da günah işlemiş olur namahreme bakarsa.. tesettür ahlakını yaşamak işte bu noktada başlar, yani gözleri öne eğmek ve edepli olmak ile.. bilindiği gibi tesettür sadece kapanmak manasına gelmemekte ve hem kadın için hem erkek için farz kılınmakta olan bir yaşayış tarzı olarak kuranı kerim’de nur suresinde geçmektedir..

kadına bakmak günah mıdır

Dinimiz aralarında sürekli evlenme ve yasağı bulunmayan bir erkek ve kadının birbirine bakmasını belirli ölçülere bağlamıştır.

Yolda, çarşıda, toplu taşıma araçlarında ve başka yerlerde kadınlarla karşılaşmada ilk bakışın bir sorunluluğu yoktur. Çünkü bundan kaçınmakta güçlük vardır. Ancak bir gerek yokken tekrarlanan kasıtlı ve ısrarlı bakışlar yasaklanmıştır. Erkek için de kadın için de bakışın hükmü dinimizde budur, yani her iki taraf için de namahreme tekrarlanan bakışlar yasaklanmıştır!

Allah’ın Resulü (SAV) Hz Ali’ye (RA) şöyle buyurmuştur:

Ey Ali! DıŞarıda yabancı bir kadın gördüğünde birinci bakışa ikincisini ekleme. İlk bakışın bir günahı yoktur fakat (hiç gerekmedigi halde tekrarlanan) ikinci bakışın sana vebali vardır.

Yüce Allah birbirine yabancı olan bir erkek ve kadının karşılaştıklarında, bir zaruret hali hariç, bakışlarını başka tarafa çevirmelerini emretmiştir. Bunun kalbini Rabb’ine bağlamış bir mümin için en temiz hal olduğu belirtilmiştir.

Hz. Peygamber (SAV) şöyle buyurmuştur:

Bir erkek, yabancı bir kadının güzelliklerine gözü takılınca, bakışlarını aşağı eğerse, Allah ona tatlılığını kalbinde duyacagı bir kulluğu nasip eder.

Bir hadis-i şerifte de şöyle buyurulmuştur:

Kadına kasıtlı bakış, İblis’in zehirli oklarından bir oktur. Kim Allah’tan korkarak bakışlarını aşağıya indirirse, yüce Allah bunun sevabı olarak ona öyle bir iman verir ki, tadını kalbinde bulur.

 

İslam ve Kadın

Kadınların, kendilerine caiz olan her çeşit süslerini, yabancılara göstermeleri caiz olmadığı gibi, kürklerini de kocasından başka kimseye göstermesi caiz değildir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:

Ahir zamanda ümmetimin kadınları vücutlarını gösterecek (açık ve dar) elbiseler giyecekler, saçlarını da deve hörgücüne benzetecek şekilde topuz yapacaklardır. Onlar lanetliktir. İbni Hibban

Herkes baksın diye süslü elbise giyen, onu çıkartıp atıncaya kadar, Allahü teâlânın rahmetinden uzak olur. Taberani

Süs ve takılarla ilgili sual cevaplar

Evlilikte Mutlu Olmanın Yolları

Evlilik hazırlıklarında ilk önce niyetimizi gözden geçirmeliyiz. Çünkü evlilikte niyet ettiğimiz şekilde karşılık bulma ihtimalimiz yüksektir. Evlilikte mutlu olmanın yolları ilk başta salih ve iyi bir niyete bakar. İşte evlilikte mutlu olmanın başlıca sırları…

Kadın veya erkek..

  • Gözünü yabancıdan {namahramden} çekmek,
  • kendini {namusunu} korumak,
  • akrabalık hakkını gözetmek

Kim ki bu niyetlerden biri veya birkaçı üzerine evlenirse Allah’u Teala bu evlilikte o erkeği bu kadınla ve o kadını da bu erkekle mes’ûd eder.

İslam'ın Özü: "Edep"

“Sizin en iyiniz, ahlâkı en güzel olandır.” Hadis-i Şerif

“Günah işlemek için bütün imkanlara sahipken, ortada hiçbir korku (BASKI) yok iken, sırf Allah rızası için, Allah’tan korktuğu için şehvetine esir olmazsa, ona mani olursa, en büyük fazilete kavuşur. Bu derece sıddıklar, şehidler makamıdır.” İmam-ı Gazali

“Siz iffetli olursanız, kadınlarınız da iffetli olur.” Taberâni

“Güzel huy gibi asâlet olmaz.” İbni Mace

“Edep asaletten, ilim maldan hayırlıdır.” Hz. Lokman

“Edep, ilimden önce gelir.” Hz. Ömer

“Namus gayreti imandan, kadın-erkek bir arada eğlenmek de nifaktandır.” Deylemi

“Resulullahın hayâsı (EDEBİ, UTANCI), bakire İslam kızlarının hayâsından çoktu.” Buhari

“Bütün ilimleri bilenin eğer edebinde noksanlık varsa, onunla görüşmediğime üzülmem, bunu kayıp saymam. Fakat edepli ile görüşemesem üzülürüm.” İbni Mübarek

“Hayâsızlık (edepsizlik, arsızlık) insanı küfre düşürür.” Hadis-i Şerif

“Hayâ (utanmak, edepli olmak), baştan başa hayırdır.” Müslim

“Her dinin bir ahlâkı vardır. İslamiyet’in ahlâkı da hayadır.” İbni Mace

“Hayâsız olan, emanete hıyanet eder, hain olur, merhamet duygusu kalmaz, dinden uzaklaşır, lanete uğrar, şeytan gibi olur.” Deylemi

“Hayâ ile iman, ikiz kardeştir. Biri giderse diğeri de gider.” Ebu Nuaym

“Hayâ imandandır. Hayâsızın imanı yok demektir.” İbni Hibban

“Allahü teâlâdan utanmak, imanın kuvvetli olduğuna, hayâsızlık da imanın zayıf olduğuna alamettir.”

“Edepli olacaksan, Edepsizden yüz çevir.”

Edep ve hayâ ile ilgili detaylı bilgi istifadesi için tıklayınız.

İslâmiyet Kadınlara Neden “Giyimde Disiplin” Uyguluyor?

Okuyacağınız bu olay hayâl değil, senaryo değil, kurgu değil, roman hiç değildir. Bizzât yakınımda gerçekleşen bu olayın kahramanı, 25-26 yaşlarında genç bir kız…

Konu ise şu soru: “İslâm’da kadınlara, niçin erkeklerden daha disiplinli giyinmesi emrediliyor? ” (Bknz. 24. S., 31. Â. ve 33. S.,59. A.) Benim de dikkatimi çeken bu sorunun ilginç ve mantıklı cevaplarından birini, bizzat şâhit olduğum ilginç bir olayın içinde, net olarak bulmuştum.

Yıllar önce arşivime attığım bu ilginç hâtırayı, siz dostlarımla da paylaşmak istiyorum.

Şöyle ki; 5-6 sene kadar önce (Adidas, Nike, Puma v.d. Spor mlz.leri mağazacılığı yaptığım yıllarda) 2. lig kulüplerinin de malzeme taleplerini, firma olarak biz karşılıyorduk.

2. lig kulüplerin finansmanını genelde büyük şirketler veya belediyeler karşılar.

Bir gün bu maksatla, Darıca kulübünün başkanı olan belediye başkanlığının, kulüpten sorumlu 2. başkanın odasında oturuyoruz.

Başkanın biraz üzgün ve düşünceli olduğunu gördüm.

-Hayırdır başkan?… dedim.

-Bu görevde her gün bir başka sürpriz ile karşılaşıyoruz Raif’ciğim… dedi. ..ve devam etti.

Senden önce görüştüğüm bayan var ya, hani kapıda karşılaştınız. Dekolte giyimli…

-..Evet evet, manken zannettim. Dedim.

-İşte o bayan, geliş maksadının dışında ve dikine sorular sordu da, ona hayret ettim ve kafam takıldı. Çok ilginç olduğu için sana şöyle özetleyebilirim. Kulübümüzün bir yıllık sağlık hizmetleri için ihâle açtık. Bu kardeş de, bir hastaneyi temsîlen gelmiş. Sözleşmeyi bana 25-30 dakikada okudu. Bitirince de:

-Başkanım, 30 dakikadır yüzüme bile bakmıyorsunuz! … Sağa-sola bakarak cevap verip geçiştiriyorsunuz. .. Niçin?… ..dedi.

Ben de, çok sıkılmıştım:

-Kardeşim, çok özür dilerim ama, öyle dekolte bir kıyafetiyle gelmişsiniz ki… Gözlerimi günahtan korumak için bakmıyorum!.. . Yüce Rabbimin biz erkeklere emri bu!…

Sizi, sözleşme imzalamaya bunun için gönderiyorlar zâten, yani kullanıyorlar sizi kardeşim. Sizin adınıza da çok üzülüyorum…

Kız, göğüslerini dosya ile kapatıp, biraz mahcûp ve utanarak:

-Başkanım, gerçi kravatlısınız ama, siz erkekler bu sıcakta kısa kollu gömlekle gezerken, biz kadınlara İslâmiyet “giyimde disiplin” uyguluyor…

Hani eşitlik.? Haksızlık değil mi bu?.. ………… ……… ..

Çok ciddî ve itham edici bir soru olduğu için, devam etmeye mecbur kaldım:

-Elektrikten anlıyor musun kardeşim?…

-Evet başkanım, babam elektrikçi idi…

-Şu prizde kaç kablo var?…

-2 ana kablo var. Bir de sarı-yeşil izoleli topraklama kablosu var… Ama ne alaka?

-Devam ediniz kardeşim!

-İki ana kablolardan biri elektrik yüklü “FAZ”, diğeri “NÖTR…” Elektrik yüklü olan mutlaka izoleli olmalı, yani birkaç mm.’lik kısmı bile “ÇIPLAK” olmamalı…

-Niçin öyle?…

-Çünkü; nötre yakın olduğu yerlerde elektron atlaması olacağından, ısınma başlar fark edilip tedbir alınmaz ise yangın çıkarır. Veya sigortaları attırır!…

-Bravvo kardeşim, işte kendi sorunuzun cevabını kendiniz verdiniz!…

-Nasıl yâni başkanım?…

-Allah c.c. kadın ve erkeği hukûk ve adalette EŞİT yaratmış fakat, görev bölümü ve hayâtı paylaşımda, fıtrat olarak farklı yaratmıştır. Yani kabaca özetlersek erkek, aileyi koruma, ailenin erzak, giyim ve tüm sosyal ihtiyaçları temini için, daha güçlü yani dış işlerine daha uydun fıtratta yaratılmış. Kadını da ailenin iç hizmetleri, doğum-bakım, çocuk terbiyesi, ‘insan yetiştirme öğretmeni’ olarak iç işlerine uygun ve zarif yaratmıştır. Zorunlu hallerde görev paslaşmaları olabilir… Kadına verilen zariflik, lâtiflik, güzellik, aynen elektrik gibi “çekicilik & câzibe” bir ailenin katalizörüdür, bağlayıcı artı’lardır. Kadındaki bütün bu artı farklılıklar, huzûr ve mutluluk için, ailenin erkeğine (eşine) tahsis edilmiş. Yani erkeğe aittir. Başkalarının ilgilenmesi kıskançlık sebebi ve içten-içe huzursuzluk, şüphe, tartışma kaynağıdır. Televizyonlarda her gün bu konuda işlenen tecâvüzler, boşanmalar ve cinayetler bu tezimin doğruluğunu ispat etmektedir.. . İslamiyet ise sosyal huzûrun tesisi için, (âdetâ koruyucu hekimlik gibi,) ön tedbirler vâzetmektedir. İşte, örtünmek de’… ..derken, o kız sözümü kesti:

-..Evet başkanım, gerçekten anladım… Çok çok teşekkür ederim…

-Kardeşim, sorunuzun sadece bir yönüne kısaca temas ettik… Aile boyutundan başka, güvence boyutu, zarâfet boyutu, sosyal boyutu, kulluk boyutu, imtihan boyutu, özellikle yaratıcıya itâat boyutu ve benim de şu anda hatırlayamadığım birçok boyutları var!…

-Başkanım, bir daha sizinle karşılaştığımızda, karşınızda “bambaşka bir Serpil” göreceksiniz. Bugünden sonra da hastanem ile ilişkilerimi bu çizdiğiniz şablona göre yeniden değerlendireceğ im!… ..dedi ve gözleri dolu dolu oldu, azâmi saygı göstererek ayrıldı…

******

Başkan ile görüşmemizi tamamlayınca ben de ayrıldım fakat, birkaç gün hep bu olayı düşündüm… Acaba, Serpil gerçekleri anlamış mı idi?…

Başkana 3-4 gün sonra telefon açtım. Selam-kelam, hal-hatırdan sonra:
Serpil ile ilgili bir gelişme var mı? ..dedim.
-Evet… dedi başkan ve devam etti:
Bir gün sonraki randevuya gelmeyince şirketini aradım.
O gün buradan gidince dosyaları teslim etmiş…

30 dakika kadar masasında bir şeyler yazarak, o kâğıdı müdürünün masasına bırakmış, bazı arkadaşları ile kucaklaşarak ayrılmış…

-Peki başkanım, müdürünün masasına bıraktığı kâğıtta ne yazılı imiş? ..diye sordum.

Cevap çok ilginç:

-Bundan sonraki çalışma hayâtımı,
“BAŞÖRTÜLÜ sürdürme” teklifimi kabul etmeyeceğinizi bildiğim için, istifâ ediyorum..

A. RAİF ÖZTÜRK
Moralhaber
KAYNAK

Göz Zinâsı

Göz Zinası

Allah’u Teâlâ şöyle buyuruyor:

 “(Ey Resûlüm), Mümin erkeklere söyle, gözlerini haramdan beri alsınlar ve ırzlarını zinadan korusunlar. Bu kendileri için daha temizdir. Muhakkak ki Allah, onların bütün yaptıklarından haberdardır.

Mü’min kadınlara da söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar, ırzlarını korusunlar, ziynetlerini göstermesinler  (burda ziynetten kasıt; kadının en çekici bölgeleri olan boğaz, gerdan, baş, kol, bacak ve kol gibi yerlerini göstermemesidir).  Ancak bunlardan görülmesi zaruri olan (yüz, el ve ayaklar) müstesnadır. Baş örtülerini yakalarının üstüne koysunlar”

(Nur Suresi : 31)

Yukarıdaki ayetler erkek olsun kadın olsun bütün müslümanlara zinanın haram kılındığını bildirmektedir. Ayrıca, yine hem erkek hem kadınlara, kendilerini zinaya düşürecek davranışlardan sakınmaları emredilmektedir. Yine bu ayetlerden insanı zinaya sürükleyen en önemli şeyin şehvetle ve beğeniyle namahreme bakmak olduğu öğrenilmektedir. Bu nedenle Allah Teâla, erkek kadın bütün müminlere gözlerini haramdan sakınmalarını, yani namahreme bakmamalarını emir ve tavsiye buyurmuştur.

Bakış zinanın başlangıcıdır. Bunun için gözü korumak mühimdir, “Bakıştan ne olur” diyerek bu konuda aldırmazlık gösterenler sonunda büyük felaketlerle karşılaşırlar. Kasti olmayan ilk bakıştan, kişi sorumlu tutulmamıştır. Görmek ile bakmak farklıdır. Fakat tekrar tekrar bakmak yasaklanmıştır. Bu konuda Hz.Peygamber (SAV) şöyle buyurmaktadır:

“Birinci bakış, sana ama ikincisi aleyhinedir”

Yabancı erkek ve kadınların birbirine göz kırpmaları, kadının gözlerini süzmesi, gözlerin zinasıdır.

Allah’ın her emir ve yasağında bulunan hikmetlerin sayısını bilemeyiz elbette, ancak; tesettürün hem erkek hem de kadın için farz olmasının nedeninin, bizlerin günah işlemekten büyük oranda uzak kalabilmemiz için olduğu çok açıktır. (tesettür sadece kapanmak değildir, hem erkek hem kadın için bir yaşayış biçimidir edeptir, İslâmiyete uygun güzel ahlâktır)  Tesettür ahlâkı; hem kadını hem de erkeği zinâdan ve göz zinâsından koruyabilen yegâne güzelliktir. Tesettür sayesinde edep ve hayâ ile insanlar olması gerektiği gibi meşru yollarla hacetlerini giderir ve medeni bir şekilde hiç bir anarşi yaratmadan AİLE SAADETİNİ VE HUZURUNU DA bozmadan yaşar. Ne birinin yuvasını dağıtır, ne de bizi işimizden gücümüzden eder. En önemlisi de bizi cehennem ateşine koşa koşa yaklaşmaktan kurtarır, Allah’ın rızasına yaklaştırır. İnşallah “O’nlardan” olabilmek dileğiyle..

suveay

Benim Kalbim Temiz..

“Bir insanın iç âlemi (yüreği, kalbi..) temiz olunca kalbi nurla dolar. Oradan nefsine, duygularına, yemesine, içmesine ve diğer hallerine tesir eder.”

Seyyid Aldülkâdir Geylâni Hz.

Bir insanın kalbinin temizliği ancak; tüm hallerinde ve dini hassasiyetlerinde bir incelme (düşünceli-zarif olma durumu) gerçekleşir, helâli ister, haramdan aslandan kaçar gibi kaçarsa bilinebilir, görülebilir. Aksi halde “benim kalbim temiz” demekle kimsenin kalbi temiz olmuş olmaz 🙂 Komik bir cümleden öteye gidemez.

Suveay

Modernizm (!) İle Gelen Cehalet..

“Modern” olmak ille de günah işlemeyi mi gerektirir?

Peygamber efendimiz:

Ateş ehlinden iki sınıf vardır, henüz onları görmedim: Yanlarında sığır kuyruğu gibi birşeyler taşıyıp onu insanlara vuran insanlar; giyinmiş, çıplak kadınlar ki bunlar Allah’a taatten dışarı çıkmışlardır. Bunlar, başkalarını da baştan çıkarırlar. Başları deve hörgücü gibidir. Bu kadınlar cennete girmek şöyle dursun, kokusunu dahi almazlar. Halbuki onun kokusu şu şu kadar uzak mesafeden duyulur

buyurdular..

Eşlerimiz Elbisemizdir Aslında..

RABBİMİZ, Kur’ân-ı Kerim’de eşleri “birbirlerinin elbisesi” olarak tarif eder.

Bizim fıtratımızı bizden iyi bilen Rabbimizin eşleri “elbiseler” diye tarif etmesi, hiç şüphesiz, sonsuz manalar içeriyor olmalı. “Elbise”nin anlamı ve çağrıştırdıkları üzerinden eşimizi anlamaya çalışabilir miyiz?:

Başkalarına elbisenizle görünürsünüz. Elbisenizin temizliği, sağlamlığı, rengi ve şıklığı dışarıya verdiğiniz mesajdır. Elbisenizin güzelliği ile kendinizi önemsediğinizi ve önemli olduğunuzu ifade edersiniz. Kirli, pejmürde, dağınık, sökük, yırtık bir elbise kendinize değer vermediğiniz anlamına gelir. Şu halde, “Elbisemden bana ne?” deme hakkınız yoktur. Kendinizi elbisenizle tanıtırsınız; o kimliğiniz olur, kişiliğinizi ortaya koyar. Elbisenizde olabilecek her türlü kusur, size mal edilir; kişiliğinizden kaybettir.

Eşiniz de sizin başkalarına göründüğünüz kimliğinizdir. Onu yıpratırsanız, bakımını ihmal ederseniz, perişan hâle getirirseniz, önce kendinize zarar vermiş olursunuz. Kişiliğini kaybeden, özgüvenini yitiren, değer verilmeyen bir eş, sizin kendinizi böyle bir eşle yaşamaya mahkûm ettiğinizin göstergesidir. Bu da sadece eşinizi değil, kendinizi de önemsemediğiniz anlamına gelir.

Elbiseniz ayıplarınızı örter. Çıplak gezmek kadar utandırıcı bir şey yoktur herhalde… Şükür ki elbise sizi hem güzelleştirir, hem de bedeninizin saklamanız gereken kısımlarını örter. Bir bakıma sırdaşınızdır elbiseniz; en gizli saklı yerinize dokunur ama başkasına göstermez. İç yüzü çıplaklığınızı görür ama dış yüzünde bunu kimseye belli etmez. Hiç ummadığınız bir zamanda sökülüveren yahut içindekini gösteren bir elbise ayıplarınızı sergiler, sizi mahcup eder.

Eşler de birbirlerinin kusurlarını örtmek için vardır. Eşlerin kusur ve ayıpları, hata ve zaafları birbirine açıktır. Eşiniz, sizin hakkınızda başka kimsenin bilmediklerini bilir, sizde başka kimsenin görmediklerini görür. Elbette, bir “elbise” yahut “örtü” olarak, bu ayıpları ayıplamak için değil, örtmek, saklamak, ortadan kaldırmak için yanınızdadır. Eşinizin hata ve kusurlarını küçültüp saklamak yerine, daha da büyütüp ortaya çıkarmaya çalışıyorsanız, siz “elbise” değilsiniz. Bu yüzden eşinizi kimseyle kıyaslamayın; çünkü başkalarını sadece elbiseleri üzerinden görürsünüz; başkalarının elbiselerinin bildiğini bilemezsiniz.
Elbiseye siz değer katarsınız. İçine bir insan girdiğinde değer kazanır elbiseler. Hiçbir elbise paketinde kalsın diye dikilmez. Onu değerli kılan, bir insan bedenine uygun olması, bir insan tarafından giyilebilir olmasıdır. Bir başka deyişle, insan elbiseyi giyindiğinde, elbise de insanı giyinir. İçinde insan olan bir elbise adeta konuşur, işitir, görür, düşünür. Kendisinde kişilik olmayan bir insanı çok güzel bir elbise kişilik sahibi etmez. Elbise üzerinden sarkar, her haliyle o insana fazla geldiğini söyler.

Çoğunlukla “iyi” ve “ideal” bir eş ararız. Bu arayış kendimizin bu “iyi” ya da “ideal” eşe, “iyi” ya da “ideal” bir eş olup olamayacağımız detayını gözden kaçırtır. İyi bir elbiseyi giyinince, adam olunmayacağı gibi, iyi bir eş bulununca da, iyi bir evlilik garantisi yoktur. Öncelikle bu “iyi” eşe, “iyi” eş olmanız gerekir. Sonra da iki “iyi” eş olarak “iyi” bir ilişkiyi sürdürmenin ve geliştirmenin yollarını aramanız gerekir. Eşler birbirlerinin elbisesidir; yani birbirlerini giyinirler. Aralarındaki uyum onların ilişkilerinin şıklığı için vazgeçilmezdir. Eşiniz de elbiseniz olduğuna göre, sadece onu giyinmekle değer kazanacağınızı düşünmeyin. Elbiseye sizin de katacağınız bir şeyler vardır. Ona göre yürümesini, ona göre durmasını, ona göre davranmasını bilmeniz gerekir.
Elbise sizi korur. Elbisenin örtme fonksiyonuna ek olarak koruma fonksiyonu da vardır. Elbise soğuktan, aşırı sıcaktan, kir ve tozdan vs. korur. Canınızı ve teninizi tehdit eden şeyler karşısında, elbisenize daha sıkı bürünmeniz gerekir. Aksini yapıp böylesi tehditlerden elbisenizi sorumlu tutmanız haksızlık ve akılsızlık olur.

Dr. Senai Demirci

Hz. Muhammed Ahlâkı

Peygamber efendimizin her hali Sahabiler için bir örnek teşkil etmiştir.

Peygamberimizin aile hayatına ait meseleleri Aişe validemizden öğreniyoruz:

Resulullah hiçbir zaman şahsı (nefsi) için kin tutmazdı. Bir şeye kızarsa Kur’an kızdığı için kızar, beğenirse Kur’an beğendiği için beğenirdi. Ne kötü söz söyler, ne de kötülük yapmak isterdi.

Hz. Ali ise O’nun ahlâkını şöyle anlatmaktadır:

Daima güleryüzlü, güzel huylu idi. Kimse ile çekişmez, bağırıp çağırmazdı. Çok konuşmaz, boş şeylerle uğraşmazdı. Hiç bir kimseyi arkasından kınamaz, ayıplamazdı.

Enes bin Malik ise şunları nakleder:

O insanların en lütufkarıdır. Bir çocuğu dahi geri çevirmezdi. Biri ile musafaha ettiği (selamlaştığı) zaman, elini tutan kimse bırakmadıkça elini bırakmazdı.