Allah Tealâ’yı bilmek ve sevmek

Mehmet Ildırar’dan Nefs Terbiyesi Yazısı

nefs terbiyesi mehmet ıldırar semerkand dergisi yazıları

Kendimizi yani nefsimizi terbiye etmezsek, Allah korusun, yolumuz cehenneme çıkabilir. Bu yüzden vakit kaybetmeden nefsin terbiyesi için çaba göstermek gerekir. Bunun en büyük, en etkili adımı da kâmil bir mürşidin elinden tutmaktır. Allah Tealâ’nın izniyle kâmil mürşidin yardımı, himmeti nefsimizin ayartıcılığına karşı koyup kurtulmamıza vesile olur.

Terbiye olmamış benliğimizin yani nefsimizin başımıza sardığı türlü belalar var. Bunlardan biri dünyalık emelleri yakın, eceli uzak göstermesidir. Sürekli dünyalık menfaatler, hazlar için hayal kurup, onları elde edeceği ümidiyle insanı oyalar. Param pulum, evim arabam, makam mevkim, itibarım olsun diye ister durur. Sanki dünya sonu olmayan bir yermiş gibi daima bunlara dair planlar yapmakla günlerini geçirir. Bahanesi de vardır. “Dünya için bunlar da şart!” diye diye, peşinden kovalamakta olan ecelinin ciddiyetini kavrayamaz, ahiret hesabını idrak edemez.
Bu halin tedavisi için insan kendisini içtenlikle tövbe etmeye zorlamalı, Allah’tan korkmalı, salih amellerle, zikrullahla vaktini değerlendirmelidir. Her şeyden önce nefsini küçük görmelidir. İnsan kendisine zarar verene kıymet vermez. İsterse en yakını olsun… Kişi nefsini böyle görmelidir. Nefis baştan atılacak bir şey değil. Israrla zarar da veriyor. Öyleyse ıslahı için çalışılmalıdır. Bu çabanın bir yerinden itibaren o da tatmin bulacak, insan rahat edecektir.
Nefsin en açık kusurlarından biri de başkalarının hatalarını bulup onlarla uğraşmaktır. Onun bu haline mutlaka karşı çıkıp, “Senden kusurlusu yok!” demelidir. Gerçekten de öyledir, herkesin kendi nefsi kendisi için en kusurlu, en zararlı mahluktur. Başkalarının ki değil, insanın kendi nefsi başına beladır. Onun bize yaptığı kötülükleri başka kimse yapamaz.
Allah Rasulü s.a.v. Efendimiz buyurmuştur ki: “Kim bir müslüman kardeşinin kusurunu örterse, Allah da onun kusurunu örter.” Bu büyük müjdeden nasipdar olmak için arifler başkalarının kusurlarını aramak yerine kendi nefisleriyle meşgul olmuşlardır. Allah Tealâ hazretleri de onların nefislerini temizlemiştir.
Hallac-ı Mansur k.s. hazretlerinin oğlu anlatıyor:
“Babamın idam edileceği günün gecesiydi. Ona dedim ki:
– Kıymetli babam, seninle son gecemdir, bana nasihat et. Şöyle dedi:
– Nefsin seni bir meşguliyete düşürmeden sen onu ilahî meşguliyete sok. Eğer başıboş bırakırsan seni hayvaniyetin içine çeker. Sonra da şöyle devam etti:
– Sen öyle bir şeyle ahirete hazırlık yap ki, onun bir zerresi bile insanların ve cinlerin amelinden üstündür.
– Baba, o şey nedir, diye sordum.
– Allah Tealâ’yı bilmek ve sevmektir, dedi.”
Ebu Abdullah el-Hadremî hazretleri de nefsine sahip olmak için yirmi yıl dünya kelamı konuşmamış bir velidir. Kendisine “Tasavvuf nedir?” diye sorduklarında şu ayetle cevap vermiştir:
– “Müminler içinde Allah’a verdikleri sözde sadakat gösteren niceleri var…” (Ahzab, 23).
O sadık erler, nefislerinin yönlendirmelerini dizginlerler. Kalp ve ruhları marifet ve muhabbet ister. Zikir ve Allah sohbeti onların gıdasıdır. Artık nefsimizin dizginlerini ele alma zamanıdır. Bu çok büyük, çok kıymetli, hiçbir bahaneye kulak asmadan ardına düşülecek bir iştir..

diğer Mehmet Ildırar sohbetleri makaleleri için semerkand dergisi online web sitesini ziyaret edebilirsiniz..

İslam'ın Özü: "Edep"

“Sizin en iyiniz, ahlâkı en güzel olandır.” Hadis-i Şerif

“Günah işlemek için bütün imkanlara sahipken, ortada hiçbir korku (BASKI) yok iken, sırf Allah rızası için, Allah’tan korktuğu için şehvetine esir olmazsa, ona mani olursa, en büyük fazilete kavuşur. Bu derece sıddıklar, şehidler makamıdır.” İmam-ı Gazali

“Siz iffetli olursanız, kadınlarınız da iffetli olur.” Taberâni

“Güzel huy gibi asâlet olmaz.” İbni Mace

“Edep asaletten, ilim maldan hayırlıdır.” Hz. Lokman

“Edep, ilimden önce gelir.” Hz. Ömer

“Namus gayreti imandan, kadın-erkek bir arada eğlenmek de nifaktandır.” Deylemi

“Resulullahın hayâsı (EDEBİ, UTANCI), bakire İslam kızlarının hayâsından çoktu.” Buhari

“Bütün ilimleri bilenin eğer edebinde noksanlık varsa, onunla görüşmediğime üzülmem, bunu kayıp saymam. Fakat edepli ile görüşemesem üzülürüm.” İbni Mübarek

“Hayâsızlık (edepsizlik, arsızlık) insanı küfre düşürür.” Hadis-i Şerif

“Hayâ (utanmak, edepli olmak), baştan başa hayırdır.” Müslim

“Her dinin bir ahlâkı vardır. İslamiyet’in ahlâkı da hayadır.” İbni Mace

“Hayâsız olan, emanete hıyanet eder, hain olur, merhamet duygusu kalmaz, dinden uzaklaşır, lanete uğrar, şeytan gibi olur.” Deylemi

“Hayâ ile iman, ikiz kardeştir. Biri giderse diğeri de gider.” Ebu Nuaym

“Hayâ imandandır. Hayâsızın imanı yok demektir.” İbni Hibban

“Allahü teâlâdan utanmak, imanın kuvvetli olduğuna, hayâsızlık da imanın zayıf olduğuna alamettir.”

“Edepli olacaksan, Edepsizden yüz çevir.”

Edep ve hayâ ile ilgili detaylı bilgi istifadesi için tıklayınız.

Kalbi Saran Siyah Lekeler..

Günahın tabii sonuçlarından birisi, insanın kalbini karartmasıdır. Bu durumu Resûlullah (SAV) şöyle izah etmektedir:

Kul bir günah işlediğinde kalbinde siyah bir leke belirir. Eğer o günahından tövbe edip uzaklaşırsa kalbi günahlardan temizlenir. Eğer tövbe etmeyip günah işlemeye devam ederse, siyah leke artar ve kalbi kuşatır. Hadis-i Şerif

Kalbi manevi kirlerden arındırmak için yüce Allah’ın şu emirlerine kulak verilmelidir:

1. Günahın açığını da gizlisini de bırakın! Çünkü günah işleyenler, yaptıklarının cezasını mutlaka çekeceklerdir. (En’am, 120)

2. Ve eğer yasaklandığınız büyük günahlardan kaçınırsanız, sizin küçük günahlarınızı da örteriz ve sizi şerefli bir yere koyarız. (Nisa, 31)

3. Kim benim zikrimden (beni anmaktan) yüz çevirirse, artık onun için bunalım dolu bir hayat vardır (günümüzde inanç boşluğunda olanların tatsız aile hayatı ve yaşam deneyimlerine hep tanık olmuşuzdur) ve biz onu kıyamet günü kör olarak haşredeceğiz. (Taha, 124)

Kalbi temizlemek için riyazet ve mücahede gerekir.

Riyazet, nefsin arzularını yapmamaktır. Nefsimiz, dinimizin yasakladığı haramları, mekruhları arzu eder. Bunlardan kaçmak gerekir.

Mücahede, nefsin istemediği şeyleri yapmak demektir. Nefsimiz, iyilik ve ibadet yapmak istemez. İyilik ve ibadet ederek kalbi temizlemelidir!

Allahü teâlâ, dinleri, Peygamberleri, kalbi temizlemek için gönderdi. Kalbi temiz olan, dinimizin emirlerine uyar, yasak ettiklerinden kaçar.

Günah işleyenlerin kalbi temiz olmaz. Günah kalbi karartır. Namaz kılmamak en büyük günahlardan biridir. Namaz kılmayanın, içki içenin kalbi çok kararmış demektir.

Müminlerin kalbi temizdir. Fasıkların kalbi kirlidir, karadır. Kâfirlerin kalbi ise kapkaradır. Hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki:

Müminin temiz kalbinde parlayan bir ışık vardır. Kâfirin kalbi simsiyahtır. Taberani

Günah işleyenin kalbinde siyah bir nokta hasıl olur. Eğer tevbe ederse, o leke silinir. Tevbe etmeyip tekrar günah işlerse, o leke büyür ve kalbini kaplar, kalb kapkara olur. Harâiti

Günaha devam edenin zamanla kalbi mühürlenir, o artık sevap işleyemez olur. Bezzar

Konuyla igili güzel bir kaynak, burayı tıklayınız.

Lükse ve Süse Düşkünlükte Şeytanın Tuzaklarından Biridir

Şeytan bir insanın kalbinde ev eşyası, elbise ve evde süse aşırı lükse düşkünlük görünce oraya yerleşip yurt edinir. Onun bu zaaflarından yararlanmaya bakar. Hemen onu, evini yenilemeye davet eder; tavanlarını ve duvarlarını süslemesini, binaları genişletmesini ister. Güzel elbise ve takılarla süslenmeye çağırır (ki göz zinası fiili gerçekleşsin) O kişiyi artık ömrü boyunca emrine amâde kılar, oyuncağı yapar.

Zaten bu yolda şeytanın bir defa tuzağına düşen kişi için ikinci bir tuzağa gerek kalmaz. Çünkü bu zaaflar hep birbirini çeker. Eceli gelip ölünceye kadar bu şekilde şeytanın yolunda ve hevai arzuların peşinde koşar durur.

Süslenip püslenerek ve fiziki ya da evinin güzelliğiyle böbürlenerek yeryüzünde gezinir, kibir batağına saplanır. Süslendiği vakit başkalarının (mahremi olmayanların) kendisine bakmasını sağlayarak onları da kendi günahına ortak eder. Bu devran böyle o kişi ölene dek sürer gider.

İnsan elbetteki evini güzelleştirip kendini süslemelidir gönlünce. Ancak herşeyde olduğu gibi dinimiz bu fiillerde de bir ölçü belirlemiştir ve herşeyde olduğu gibi bu fiillerde de aşırıya kaçmak insanı günah ve harama sürüklemektedir. Kibir, böbürlenme, başkalarını aşağı görme, zina, göz zinası, eşini aldatma vb. gibi. Aklı olan ne güzel insandır.

Benim Kalbim Temiz..

“Bir insanın iç âlemi (yüreği, kalbi..) temiz olunca kalbi nurla dolar. Oradan nefsine, duygularına, yemesine, içmesine ve diğer hallerine tesir eder.”

Seyyid Aldülkâdir Geylâni Hz.

Bir insanın kalbinin temizliği ancak; tüm hallerinde ve dini hassasiyetlerinde bir incelme (düşünceli-zarif olma durumu) gerçekleşir, helâli ister, haramdan aslandan kaçar gibi kaçarsa bilinebilir, görülebilir. Aksi halde “benim kalbim temiz” demekle kimsenin kalbi temiz olmuş olmaz 🙂 Komik bir cümleden öteye gidemez.

Suveay

Modernizm (!) İle Gelen Cehalet..

“Modern” olmak ille de günah işlemeyi mi gerektirir?

Peygamber efendimiz:

Ateş ehlinden iki sınıf vardır, henüz onları görmedim: Yanlarında sığır kuyruğu gibi birşeyler taşıyıp onu insanlara vuran insanlar; giyinmiş, çıplak kadınlar ki bunlar Allah’a taatten dışarı çıkmışlardır. Bunlar, başkalarını da baştan çıkarırlar. Başları deve hörgücü gibidir. Bu kadınlar cennete girmek şöyle dursun, kokusunu dahi almazlar. Halbuki onun kokusu şu şu kadar uzak mesafeden duyulur

buyurdular..

Kendini Beğenmek Kibir Narsizm

İnsan, nefsini (kendini) büyük gördüğü müddetçe, Rabbine kavuşamaz (tam bir imâna erişemez) İnsan, nefsini (kibir, gurur, riya, haset, şehvet gibi huylarını) gübre etmedikçe, su üstünde kalamaz.

Seyyid Muhammed Râşid el-Hüseynî

En Zoru Başaranlara Selam Olsun!

Allah yolunda ilerlemeye karar veren iki kardeşten biri, bu amacına bir dağ başında ulaşabileceğini düşündü ve dağ başında çobanlık yapmaya başladı. Diğeriyse, halkın arasında amacına ulaşabileceğine inandı ve şehirde ayakkabı tamirciliğine başladı..

Yıllar sonra iki kardeş, haramlardan kaçınarak Allah yolunda mesafe aldılar..

Bir gün dağda olan kardeş, şehirdekini ziyarete gitti, bez bir torbaya bir kaç litre süt koydu, kardeşinin dükkanına gelincede süt dolu torbayı çengele astı.

Biraz sonra dükkana bir kadın geldi. Kadın ayakkabısını tamir için çıkartıp, giyerken çoban kardeşin kalbi bozuldu.
Torbada duran süt şıp şıp akmaya başladı. Kadın gittikten sonra ayakkabıcı kardeş çoban kardeşini ikaz etti:

Kardeşim! İnsanlardan uzak yaşayarak haramlardan kaçınmak kolaydır, önemli olan; insanlarla sıkı ilişkiler sürdürürken dürüst kalabilmek, ortam günah işlemeye elverişli olmasına rağmen günaha harama  düşmemektir. Allah katında dürüstlüğün ve ibadetin (haramlardan uzak kalmanın) makbul olanı budur…

Kendimizi Ne Çok Kandırır Olduk..

Sevdiğimizi iddia ettiğimiz şeyi yap­mazsak kendimizi kandırmış oluruz.

Şu üç şeyden kendisini kurtarmadan, üç şeyi iddia eden kimse kendisini al­datır:

1. Zikrullah’ın çok tatlı olduğunu iddia eder, fakat dünyayı da sever.

2. Amellerde ihlâslı olmaktan hoşlandı­ğını iddia eder fakat insanların kendisi­ni yüceltmesinden de hoşlanır.

3. Yaratıcıya muhabbet beslediğini id­dia eder fakat nefsini terbiye edip ara­dan çıkarmaz!

Peygamber efendimiz Hz. Muhammed (s.a.v) buyurur:

“Öyle bir zarnan gelecek ki, ümme­tim beş şeyi sevecek ve beş şeyi unu­tacak:

Dünyayı sevecekler, ahireti unuta­caklar!.

Dünya malını sevecekler, ahirette hesap vereceklerini unutacaklar!

Halkı sevecekler, Hâlık’ı (Allah’ı) unutacaklar!

Günahları sevecekler, tövbeyi unu­tacaklar!

Sarayları sevecekler, kabri unuta­caklar!”

İmam-ı Gazali’nin Kalplerin Keşfi kitabından

En Büyük ve En Zor Cihat

Peygamber efendimiz Hz. Muhammed (SAV) şöyle diyor:

Cihadın en faziletlisi nefsi terbiye etmek için yapılan cihaddır!

Sahabeler savaştan döndüklerinde :”Küçük cihaddan döndük!” derlermiş. Nefse karşı yapılan cihad kesintiye uğramadan sürüp gider. Gözle görülen düşmanla savaşmak, gözle görülmeyen düşmanla savaşmaktan kolaydır.