Helal Olmayan Kadına Bakmak Günah Mı?

Helal olmayan ne varsa hepsi haram demektir. Helal olmayan kadın “namahrem” demektir. İslamiyette namahreme ısrarla gözlerini dikerek tekrar tekrar bakmak haramdır. Şehvetle bakılsın bakılmasın, durum değişmez. Zarureten bakılan ilk bakışın günahı yoktur fakat istekle 2.,3. hatta defalarca dönüp dönüp bakılırsa “günah” olur. Bu durumda: “helal olmayan kadına bakmak günah mı?” sorusuna verlecek kısa ve öz cevap tabiki: “evet, günahtır” olur.. Sadece erkeğin namahrem kadına bakması değil, kadının da kendisine helal olmayan bir erkeğe bakmasında durum değişmez, yani kadın da günah işlemiş olur namahreme bakarsa.. tesettür ahlakını yaşamak işte bu noktada başlar, yani gözleri öne eğmek ve edepli olmak ile.. bilindiği gibi tesettür sadece kapanmak manasına gelmemekte ve hem kadın için hem erkek için farz kılınmakta olan bir yaşayış tarzı olarak kuranı kerim’de nur suresinde geçmektedir..

kadına bakmak günah mıdır

Dinimiz aralarında sürekli evlenme ve yasağı bulunmayan bir erkek ve kadının birbirine bakmasını belirli ölçülere bağlamıştır.

Yolda, çarşıda, toplu taşıma araçlarında ve başka yerlerde kadınlarla karşılaşmada ilk bakışın bir sorunluluğu yoktur. Çünkü bundan kaçınmakta güçlük vardır. Ancak bir gerek yokken tekrarlanan kasıtlı ve ısrarlı bakışlar yasaklanmıştır. Erkek için de kadın için de bakışın hükmü dinimizde budur, yani her iki taraf için de namahreme tekrarlanan bakışlar yasaklanmıştır!

Allah’ın Resulü (SAV) Hz Ali’ye (RA) şöyle buyurmuştur:

Ey Ali! DıŞarıda yabancı bir kadın gördüğünde birinci bakışa ikincisini ekleme. İlk bakışın bir günahı yoktur fakat (hiç gerekmedigi halde tekrarlanan) ikinci bakışın sana vebali vardır.

Yüce Allah birbirine yabancı olan bir erkek ve kadının karşılaştıklarında, bir zaruret hali hariç, bakışlarını başka tarafa çevirmelerini emretmiştir. Bunun kalbini Rabb’ine bağlamış bir mümin için en temiz hal olduğu belirtilmiştir.

Hz. Peygamber (SAV) şöyle buyurmuştur:

Bir erkek, yabancı bir kadının güzelliklerine gözü takılınca, bakışlarını aşağı eğerse, Allah ona tatlılığını kalbinde duyacagı bir kulluğu nasip eder.

Bir hadis-i şerifte de şöyle buyurulmuştur:

Kadına kasıtlı bakış, İblis’in zehirli oklarından bir oktur. Kim Allah’tan korkarak bakışlarını aşağıya indirirse, yüce Allah bunun sevabı olarak ona öyle bir iman verir ki, tadını kalbinde bulur.

 

hicri yılbaşı, muharrem ayı orucu

hicri yılbaşı ve muharrem ayı orucu

2011 yılında hicri yılbaşı 26 kasım 2011 cumartesiye gelmektedir. yani hicri yılbaşımızı yarın kutlayacağız inşallah. hicri yılbaşı ile birlikte muharrem ayına adım atmış oluyoruz bilindiği gibi hcri ayların birinci ayı muharrem ayıdır. muharrem ayı içerisinde ilk on günü tutulan bir oruç vardır ki, bu oruç peygamber efendimiz tarafından da bizzat tutulmuş ve tutulması övülmüş bir oruçtur. miladi 26.11.2011 günü, hicri 1 muharrem 1433 günü oluyor. 2011 yılının kasım ayının 26.günü; hicri 1433 yılına girmiş olacağız. müslümanların kutlaması gereken yılbaşı, hicri yılbaşıdır. miladi yılbaşı hristiyanların kutladığı bir gündür, üstelik noel kutlamalarına denk geldiğinden müslümanların noel kutlaması gibi bir durum söz konusu olacaktır ki; bu durum “ben müslümanım” diyen biri için çelişkili ve ironik bir durumdur. hz. mevlana celaleddin rumi (k.s) “ya olduğun gibi görün, ya da göründüğün gibi ol” sözüyle tüm insanlara neyseler o olmaları gerektiğini kendileri gibi davranmadıklarında davrandıkları şeyden olacaklarını belirtmiştir. yine bu konuda peygamberimiz bir hadis-i şerifte: “başkalarına (başka dinlerdeki insanlara) benzemeye çalışan, bizden değildir” buyurmuştur.

Hz. Muhammed (SAV) efendimiz muharrem ayı orucu hakkındaki hadislerinde şöyle buyurmuşlardır;

“Ramazan ayı orucundan sonra en faziletli oruç ALLAH’ın ayı olan Muharrem orucudur.” [ Müslim ]

Muharrem ayının birinden onuna kadar 10 gün oruç tutmak ve 10’uncu gün aşûre pişirmek fazîletli ibâdetlerdendir. Bunu yerine getirenlerin Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin (radıy’allâhu anhümâ) Efendilerimiz’le cennete girecekleri ümit edilir.

Bu 10 günlük orucu tutamayanlar, mümkünse 8, 9 ve 10’uncu günleri oruç tutmalıdırlar.

Resûlullah (s.a.v.) Efendimiz muharremin 9’uncu günü seferde bulunuyorlardı. O bakımdan yalnız muharremin 10’uncu günü oruç tutmuşlar ve sağ olursak gelecek sene 9’uncu günü de tutarız“ buyurmuşlardır.

dövme yaptırmak günah mı?

dövme yaptırmak günah mı sorusunu araştıran müslüman umut vaad eden müslümandır çünkü en azından yapmak istediği ve nefsinin arzuladığı bir şeyi yapmadan önce o şeyin İslami açıdan sakıncalı olup olmadığını öğrenmeye çalışan bilinçli, şuurlu bir müslümandır. böyle biri dinini araştırarak ibadet etmektedirancak yanlış olduğunu öğrendiği şeyleri yapmaya devam ederse vebali büyüktür.

dövme yaptırmak günah mı sorusuna verilecek cevap kayıtsız şartsız evettir çünkü en başta gayri müslimlere benzeme ve nefsi azdırma, kibirlenme durumları söz konusudur. sadece bu kötü ahlak vesilesi huylara sebep olması dahi dövme yaptırmamak için birer sebeptir. ne mutlu anlayan müslümana.

bedenin herhangi bir yerine iğneyle açılan deliklerin üzerine, sürmeye benzer bir boya sürerek dövme yaptırmak, her şeyden önce insan bedenine eziyet verdiğinden caiz değildir. peygamber efendimiz hz. muhammed (sav) dövme yapanlar ve yaptıranları kınamıştır:

saçlarına saç ekleyene (gerçek saçtan postiş, peruk, kaynak yaptırana) bu işi yapana, vücuda dövme yapana ve yaptırana Allah lanet etsin! (Buhari, Libas, 83; Müslim, Libas, 115, 117; Ebu Davud, Tereccül, 5)

fakihler, dövme yapılan yerin necis olacağını söylemişlerdir. Çünkü kan orada hapsedilmiştir.

dövme haram olmakla birlikte deri altına yapıldığından dolayı abdeste ve gusle mani değildir. dövme yaptırdıktan sonra pişman olan bir insan tövbe etmeli ve dövmeyi temizletmelidir. ancak giderilmesi sebebiyle cilt yaralanacaksa ve vücuda zarar getirecekse dövmeyi sildirmesi gerekmez. bu durumdaki müslüman dövme yaptırdığı için tövbe ederse günahından kurtulmuş olur. ancak; “ben dövme yaptırayım, sildirmeme de gerek yok, sonra tövbe ederim günahtan da kurtulurum” zihniyeti Allah’tan uzaklaştırıp insanı felaketlere sürükleyecek gaflet dolu bir zihniyettir. çünkü bu kuldaki islamiyet anlayışı, samimiyetten ve ihlastan tamamiyle yoksundur.

kaynak: delil ve örnekleriyle kadın ve aile ilmihali

ramazan ayının faziletleri

ramazan ayının faziletleri
Yine kutlu ramazan-ı şerif ayı geldi…
Fırsatlar kapısı ardına kadar açıldı. Acaba bu sefer hakıyla değerlendirebilecek miyiz? Her defasında kendimize verdiğimiz onca sözden birini tutacak mıyız? Her yerde rengarenk ışıklar yanacak, canlanacak adeta sokaklar…ya gönüller? Gönle de nazar eylemeli değil mi?
Hiç eksiksiz donatılan iftar sofralarında doyacak mideler, hemde tıka basa! Biraz boşluk bırakmalı ki, gönüle de yer kalsın. Tabi bunun yanında ayın sonuna yetişmesi için okunan mukabeleler, hatimler birer gönül ferahlığı… Rabbi zikirse her an, her yerde; hem dil hemde gönül ile… Bu hal sadece bir aya özel değil muhakkak, kul daima hatırda tutmalı rabbini.
Ancak değerlendirebilirsek bizim gibi kusurlu kullar için bu mübarek ay, ramazan ve oruç
rabbe daha fazla yakınlaşmaya en güzel vesilelerden biri.
Akrabalık ilişkilerinin canlandığı, yardım etme duygusunun çoğaldığı, aynı anda fakir zengin herkesin oruç nimetiyle bir anda birlik seviyesinde şuurlandığı, evlerin bereketle şenlendiği, huzur ve coşkunun aynı anda arkadaşlık ettiği ve sayılamayacak güzelliklere mashar olduğumuz bu aya bizleri eriştiren mevlamıza hamdü senalar olsun. Rabbim bizleri sevdiklerimizle birlikte nice ramazanlara eriştirsin inşaallah. (“şükür gerek bizlere” e-mail grubundan aıntıdır.)

akıl alınan kişi akıllı olursa

Bir gün, yeni evli biri, ders veren hocasına dert yandı:

– Hocam, hanımla geçinemiyoruz, ne yapayım?

Hocası şöyle bi süzdü genci:

– Hanımın müslüman mı evlâdım?
– Elbette efendim.
…- Namazını kılıyor mu?
– Muntazam kılıyor.
– Tesettüre riâyet ediyor mu?
– Ediyor.
– Mübarek olsun evlâdım. Hanımın, bir “Cennet nîmeti” öyleyse. Hem de hakîkî Cennet nîmeti.

Genç bir şey anlamamıştı.

– Nasıl yâni hocam?
– Evlâdım, bu dünyâda bir tane hakîkî Cennet nîmeti vardır. O da senin hanımın gibi Allaha îman eden, namazını kılan ve örtünen sâliha bir hanımdır.

akıl alınan kişi akıllı olursa akılla yol alırsın. akıl aldığın insana dikkat et ki; kıt aklını da almasın.

İslamiyette kadının yeri

islamda kadının yeriİnsan varlığının iki cinsinden birisi olan kadın, toplumların yarısını oluşturmaktadır. İslam, insanlık ve dinî yükümlülükte, siyasi, hukuki, bireysel ve sosyal hak ve sorumluluklarda erkekle kadın arasında hiç bir fark görmemiştir. Anne ve ailenin temeli olarak onu yüceltmiş, saygı duyulması gereken aziz bir varlık kılmıştır. Hz. Peygamber’in kadınlardan bey’at alması, onların özgür ve erkeklerle eşit siyasi haklara sahip olduklarını gösterir. O dönemde kadınlar hayatın içerisinde, camide, çarşı-pazarda, hatta savaş meydanlarında yerlerini almışlardır. İslam’ın bu mesajlarının, kadının doğmasından utanç duyulduğu, kız çocuklarının diri diri toprağa gömüldüğü bir toplumda ortaya konulduğu düşünülünce, İslam’ın kadına nasıl baktığı daha iyi anlaşılır. İslamiyette kadının yeri çok değerlidir.

İslam ve Kadın

Kadınların, kendilerine caiz olan her çeşit süslerini, yabancılara göstermeleri caiz olmadığı gibi, kürklerini de kocasından başka kimseye göstermesi caiz değildir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:

Ahir zamanda ümmetimin kadınları vücutlarını gösterecek (açık ve dar) elbiseler giyecekler, saçlarını da deve hörgücüne benzetecek şekilde topuz yapacaklardır. Onlar lanetliktir. İbni Hibban

Herkes baksın diye süslü elbise giyen, onu çıkartıp atıncaya kadar, Allahü teâlânın rahmetinden uzak olur. Taberani

Süs ve takılarla ilgili sual cevaplar

Zekâtın Önemi

İslam, toplumun huzurlu ve mutlu olmasına büyük önem vermiş, bunun gerçekleşmesi için de bir takım esaslar koymuştur. Bunlardan birisi de zekâttır. Dinimiz zekâtı farz kılmış, zenginlerin her yıl mallarından belli bir bölümünü fakirlere vermelerini emretmiştir. Yüce Allah:

“(Onların) mallarında isteyen ve mahrum olanlar için bir hak vardır.” (Zâriyat, 51/19)

buyurmaktadır.

Zekât, Kur’an’ın birçok yerinde namazla birlikte geçmektedir. Kur’an’da namazla birlikte geçmesi ve İslam’ın beş şartı arasında yer alması zekâtın dinimizde ne kadar önemli bir ibadet olduğunu gösterir. Dinimizin, toplumun ihtiyaçlarını karşılamak ve dertlerine çare olmak için getirdiği esaslardan birisi olan zekât, bir sosyal yardımlaşma sistemidir. Zekât, malı azaltmadığı gibi, onun bereketlenmesine ve büyüyüp çoğalmasına vesile olur. Zenginler, ihtiyaç sahibi olan kimselere zekâtlarını muntazam bir şekilde verdiğinde, hem toplumu huzursuz eden sosyal bir rahatsızlığı tedavi etmiş, hem de Allah’ın rızasını ve insanların sevgisini kazanmış olurlar. Bu sayede insanların birbirine sevgi ve saygıyla davrandığı, karşılıklı güvenin oluştuğu, kıskançlıkların ortadan kalktığı, sosyal dayanışmanın uygulandığı huzurlu ve mutlu bir toplum meydana gelmiş olur.

Zekât Nedir Kimlere Verilir? Neden Verilmelidir?

Zekât Nedir Kimlere Verilir? Neden Verilmelidir? Kimler Zekat Vemelidir? Zekat Vermekle Yükümlü Olanlar Kimlerdir? Zekat Hesaplaması Nasıl Yapılır?

Zekât, İslam’ın beş temel esasından biridir. Zekât; fakir, miskin ve muhtaç kimselerin acil ihtiyaçlarının zenginler tarafından belli oranlarda görülmesini, böylece aralarında yakınlık oluşmasını temin eder. Zekât, servet düşmanlığını önler ve mala manevi güvence sağlar. Zekât ve sadaka, malın bir nevi manevi sigortası gibidir. Zekât, fakirin hakkıdır. Allah Teâlâ dinen zengin sayılan kimsenin malının sadece “kırkta birini” fakirlere ayırmıştır. (Biriktirmiş olduğunuz paranın üzerinden bir yıl geçmişse borçlarınız bu paradan çıkarılır kalan paradan zekat verilir. Örneğin; para biriktirmeye başlarken 100 liranız vardı ve bir sene sonra bu rakam 5000 lira olduysa 5000 lira üzerinden zekat ödemelisiniz. Eğer borcunuz varsa bu 5000 liradan düşüp öyle zekat vermelisiniz. Borçlarını ödedikten sonra 90 gram altın karşılığı parası, ticari malı veya altını/gümüşü vs. değerli malı olana zekat vermek farzdır.) Vakti geldikten sonra artık zekât olarak tahakkuk eden miktar, mal sahibinin değil fakirin kısmetidir. Vermeyenler zaten fakir olan kimselerin malını haksız yere alıkoymuş olurlar. Kur’an-ı Kerim’de;

“Mallarında (yardım) isteyen ve (iffetinden dolayı istemeyip) mahrum olanlar için bir hak vardır.” (Zariyat, 51/19)

buyurulmuştur.

Zekâtın bir amacı da servetin belli kimseler elinde orantısız bir güce dönüşmemesi ve toplumda ekonomik denge kurulmasıdır.

“O mallar, içinizden yalnızca zenginler arasında dolaşan bir servet (ve güç) haline gelmesin diye (Allah böyle hükmetmiştir.)” (Haşr, 59/7)

Zekâtın kelime anlamı temizlenmedir. Fakirin hakkı verilince hem mal temizlenerek helal mal haline gelmesi sağlanmakta hem de bir ibadeti yerine getirdiğimiz için kalbimiz mal hırsından ve günahlardan temizlenmektedir.

Namaz Nedir, Neden Kılınır? Namazın Önemi

Namaz Nedir, Neden Niçin Kılınır? Namazın Önemi (neden namaz kılarız, kılmalıyız)

“…Yazıklar olsun o namaz kılanlara ki, onlar namazlarını ciddiye almazlar.” (Mâûn, 107/4-5)

Bilindiği gibi namaz, imandan sonra Müslümanın bir kul olarak Rabbine karşı yerine getirmesi gereken en önemli ibadettir. Peygamberimizin ifadeleriyle “dinin direği” olan namaz, kulun samimi ve içten yöneliş ile Hakk’ın huzurunda durarak manevi bir miraç/yükseliş yaşamasıdır. Allah’ın rızasına kavuşmak için günde beş defa tekrar ederek “kulluk bilincini tazelemek” anlamına gelen namazın, büyük bir huşu ve ciddiyet içerisinde kılınması gerekir.

“(Ey Muhammed) Kitaptan sana vahyolunanı oku, namazı da dosdoğru kıl. Çünkü namaz, insanı “hâyâsızlıktan ve kötülükten” alıkor. Allah’ı anmak (olan namaz) elbette en büyük ibadettir.” (Ankebût, 29/45)

ayetinde, namazın dosdoğru kılınması halinde, kesinlikle ve kesinlikle “hâyâsızlık ve kötülüklerden alıkoyacağına” işaret edilmektedir. Gerçek önemine uygun olarak eda eden biri için namazın çirkin ve kötülüklerden alıkoyma fonksiyonu vardır. Bu özelliğine rağmen namaz kıldığı halde kişi kötülük ve çirkin işlerden vazgeçmiyor, İslam’ın diğer emir ve yasaklarına riâyet etmiyorsa, böyle bir durumda namazın eda ediliş (kılınış) biçimini sorgulamak gerekir.