yılbaşı kutlamak caiz midir

Bir Müslüman yılbaşını kutlar mı ? yılbaşı kutlamak caiz midir? yılbaşı kutlamak günah mıdır? her yıl sorulur bu sorular. sanki cevabı bilinmiyormuş gibi hemde. belki de: “bu yıl yılbaşı kutlamanın haram ve günah olduğu fetvası değişir bir ihtimal de yılbaşında rahat rahat eğleniriz” diye mi düşünür müslüman kardeşlerim, bilmiyorum..

 yılbaşı kutlamak caiz midir

Noel Baba gününde ve Hıristiyanların diğer bayram günlerinde onlara ayak uydurmak gayesiyle, onların yaptıklarını yapmak, o günlerde bayram niyetiyle çocuklara elbise,hediye almak ve pişirdikleri yemekleri pişirmek caiz değildir. o niyetle yapılmasa dahi uygun değildir çünkü gayri müslimlere benzeme ve peygamber efendimizin: kim bir millete benzerse onlardandır” hadisine iştirak olma tehlikesi vardır. yani imanı kaybetme, dinden çıkma durumu vardır.

Hepimiz Müslümanız elhamdülillâh. Ama hepimiz Müslümanlığımızın icabını yaşamıyoruz maalesef… Hem de neyin doğru neyin yanlış olduğunu öğrensek de… Bu ise en tehlikelisidir, yani bile bile günah işlemek, günahını, haramını ve dinden çıkma durumunu bile bile yılbaşı kutlamak…

Biz, müslümanlığın icabını yaşama hâline ”DİNDARLIK” diyoruz. Kim inandığı gibi yaşıyorsa, ona dindar insan sıfatını takıyor, dindar adam, diye yâd ediyoruz. Bu sıfat onun hakkıdır zaten.

Siz dindarlığı, zamanın kötülük ve fitnesine karşı giyilen koruyucu bir zırh olarak da kabûl edebilirsiniz. Aslında dindarlık, sahibini sadece âhirette Cennete koyan bir yaşama tarzı olmakla kalmayıp, dünyada da huzura, saadete sevkeden bir yaşama tarzıdır. Nitekim Hz İsa (as) Peygamberin doğumu ile Hz Muhammedin (sav) hicretine başlangıç olan yılbaşlarında dindar olanla olmayanın yaşayışını ibretle seyrediyorsunuz. Dindar olanlar,yılbaşı gecelerinde düşünüyorken, şuur altında bile olsa diyorlar ki:

Yılbaşı gecesinin mânası, sayılı ömür senelerinin birinin daha bitmesi, ölüm denen kesin âkıbete biraz daha yaklaşılması, gençlik günlerinin tükenip, ihtiyarlık demlerinin gelmesi demektir. Nitekim her yılbaşında siyah saçlara biraz daha aklar düşüyor, akların sayısı da biraz daha çoğalıyor.

Öyle ise, böyle gecelerde daha çok sefalete, daha çok sefahete düşmek yerine; daha çok âhirete, daha fazla ebedî âleme meyili olmak lâzımdır. Zira bu hızlı gidiş, – ister ikrar et, ister inkâr – kabire, öteki dünyaya doğrudur.

İşte dindarlık böyle düşündürüp, böyle tedbirli hareket ettirdiği içindir ki, dindar insanın, geçen senelerinden pişmanlığı azdır. Ama kendisini dinî ölçülerle kayıtlı görmeyen başıboş insanlarda ise her yılbaşında böyle bir muhakeme ve düşünceden eser yok. Tam bir şuur ve idrak mahrumiyeti içindeler ölüme bir sene daha yaklaşmanın delilini teşkil eden gecede, hem ahlâkından, hem mâneviyatından, hem de parasından zararlar görmekte, fireler vermekte, pişman olacağı fiilleri çoğaltarak işlemekteler. Birkaç saatlik bu eğlence ve sefahetin arkasından ömür boyu üzüntü ve pişmanlıklar gelmekte.

Onu böyle ömür boyu pişmanlıklara sevkeden şey, İslâmın icabını yaşamayışında, yâni, dindar olamayışındadır.

Şâyet dinin emirlerine sadık kalacak bir iman kuvveti, dindarlık emâresi kazanabilse, her yılbaşı, tam aksini düşünmesine, kendisine çekidüzen verip iman ve ahlâk bakımından yükselmesine sebep olacak, geçmişinden pişmanlık duyan bir sefahet ve sefalete düşmeyecek.

Demek ki, yılbaşı gecelerinde kimilerini o hâle düşürüp, kimilerini de bu duruma çıkaran şey, dindar olup olmamaktan başka birşey değildir.

Anlaşılan, şahsı düşündürüp, mesud ve bahtiyar kılan şeyin dindarlık olduğu kesindir. Ferdi muhakemesizleştirip sefalete itenin de dinde lâubalilik olduğu bir vakıadır. Demek imtihan dünyasıdır bu Her ikisine de yol açık İsteyen oraya, dileyen de buraya yönelir Kimi yılbaşında şuurunu iptal eder kimi de ihyâ.

Biz şükrederiz dindarlığımıza, hamd ederiz bizi böyle düşündürüp, amel ettiren Rabbimize.

Bir müslümana :
Sen Müslüman değilsin desen darılır,
Yılbaşında hindi, kaz yemesine bayılır,
Çam süsleyen, hindi kesen nasıl mümin sayılır,
Müslümanla diğerleri işte burda ayrılır.

yılbaşı kutlamakla ilgili hadis

yılbaşı kutlamakla ilgili hadis

Gayrimüslim bir komşunuz var adı agopyan olsun. Kurban bayramına sayılı günler kalmış herkeste bir telaş bir koşturmaca ve siz gayrimüslimin komşunuzu görüyorsunuz. Bir koçun boynuzuna asılmış çeke çeke evine götürüyor ne düşünürdünüz?? Herhalde bu adam müslüman oldu derdiniz. Peki ya bir hristiyan sizi yılbaşı için sevinçli ve mutlu bir şekilde birbirinizi tebrik ederken ve evinizde yılbaşı akşamında pişirmek için hindi alırken görse ne düşünür, bunu hiç düşündünüz mü? yılbaşı kutlamak istiyorsanız müslümanların yeni yılını yani “hicri yılbaşını” kutlayın ey müslümanlar.

yılbaşı kutlamakla ilgili hadis: Efendimiz Hz. Muhammed (s.a.v) buyurdu ki:

“kim bir millete benzerse o da onlardandır”

yılbaşı kutlayan müslümanlar bilmelidir ki 2012 yılına belki de (Allah muhafaza) dinsiz imansız veya hristiyan olarak göreceklerdir. bu çirkin dinden çıkma durumu, yukarıdaki hadisle sabitlenmiştir.

borçla ilgili bakara suresi ayeti

“Ey iman edenler! Belli bir süre için birbirinize borçlandığınız zaman
bunu yazın. Aranızda bir yazıcı adaletle yazsın. Yazıcı Allah’ın kendisine
öğrettiği şekilde yazmaktan kaçınmasın. (her şeyi olduğu gibi dosdoğru)
yazsın. Üzerinde hak olan (borçlu) da yazdırsın ve Rabbi olan
Allah’tan korkup sakınsın da borçtan hiçbir şeyi eksik etmesin (hepsini
tam yazdırsın) eğer borçlu aklı ermeyen, veya zayıf bir kimse ise, ya
da yazdıramıyorsa, velisi adaletle yazdırsın. (bu işleme) şahitliklerine
güvendiğiniz iki erkeği; eğer iki erkek olmazsa, bir erkek ve iki kadını
şahit tutun. Bu onlardan biri unutacak olursa, diğerinin ona hatırlatması
içindir. Şahitler çağrıldığı zaman gelmekten kaçınmasınlar.
Az olsun, çok olsun, borcu süresine kadar yazmaktan usanmayın. Bu
Allah katında adalete daha uygun, şahitlik için daha sağlam, şüpheye
düşmemeniz için daha elverişlidir. Yalnız aranızda hemen alıp verdiğiniz
peşin ticaret olursa, onu yazmamanızdan ötürü, üzerinize bir
günah yoktur. Alışveriş yaptığınız zaman da şahit tutun. Yazana da,
şahide de bir zarar verilmesin. Eğer aksini yaparsanız, bu sizin için
günahkarca bir davranış olur. Allah’a karşı gelmekten sakının. Allah,
her şeyi hakkıyla bilendir. ” (Bakara, 2/282)

menzilin gülü der ki…

menzilin gülü der ki...

“Biz ne isteriz…
Biz ancak SOFİLİK isteriz. Başkada bir şey istemeyiz.
SOFİLİK yapsınlar yeter…

Çoğu bilmez SOFİLİK aslında SAFİLİKTEN gelir…
… SAFİLİK se peygamberlere mahsustur…Çok zor bir iştir.
O yüzden insanın kalbinin çok iyi olması gerekir…

Kalbin hasta olmaması lazım..
Kalbin ilacı ZİKİR (vird)dir…
Siz hasta olunca doktora gidersiniz..
Doktor sizi muayene eder…
Film çektirir tahlil verir…

Sonrada reçeteyi verir..
Derki ŞU İLAÇTAN GÜNDE 3 TANE ALACAKSIN…
4 tane alsan olmaz…fazla gelir hastalık daha fazla olur
2 tane alsan gene olmaz…bu kez yine iyileşmezsin…

3 tane alacaksınnn

Doktor 3 tane dediyse…3 taneee…
ne eksiğini ne fazlasını..

BİZ NELER GÖRDÜK NELERRRR (burada durakladı)

Gavs i Sani Hz k.s

hicri yılbaşı, muharrem ayı orucu

hicri yılbaşı ve muharrem ayı orucu

2011 yılında hicri yılbaşı 26 kasım 2011 cumartesiye gelmektedir. yani hicri yılbaşımızı yarın kutlayacağız inşallah. hicri yılbaşı ile birlikte muharrem ayına adım atmış oluyoruz bilindiği gibi hcri ayların birinci ayı muharrem ayıdır. muharrem ayı içerisinde ilk on günü tutulan bir oruç vardır ki, bu oruç peygamber efendimiz tarafından da bizzat tutulmuş ve tutulması övülmüş bir oruçtur. miladi 26.11.2011 günü, hicri 1 muharrem 1433 günü oluyor. 2011 yılının kasım ayının 26.günü; hicri 1433 yılına girmiş olacağız. müslümanların kutlaması gereken yılbaşı, hicri yılbaşıdır. miladi yılbaşı hristiyanların kutladığı bir gündür, üstelik noel kutlamalarına denk geldiğinden müslümanların noel kutlaması gibi bir durum söz konusu olacaktır ki; bu durum “ben müslümanım” diyen biri için çelişkili ve ironik bir durumdur. hz. mevlana celaleddin rumi (k.s) “ya olduğun gibi görün, ya da göründüğün gibi ol” sözüyle tüm insanlara neyseler o olmaları gerektiğini kendileri gibi davranmadıklarında davrandıkları şeyden olacaklarını belirtmiştir. yine bu konuda peygamberimiz bir hadis-i şerifte: “başkalarına (başka dinlerdeki insanlara) benzemeye çalışan, bizden değildir” buyurmuştur.

Hz. Muhammed (SAV) efendimiz muharrem ayı orucu hakkındaki hadislerinde şöyle buyurmuşlardır;

“Ramazan ayı orucundan sonra en faziletli oruç ALLAH’ın ayı olan Muharrem orucudur.” [ Müslim ]

Muharrem ayının birinden onuna kadar 10 gün oruç tutmak ve 10’uncu gün aşûre pişirmek fazîletli ibâdetlerdendir. Bunu yerine getirenlerin Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin (radıy’allâhu anhümâ) Efendilerimiz’le cennete girecekleri ümit edilir.

Bu 10 günlük orucu tutamayanlar, mümkünse 8, 9 ve 10’uncu günleri oruç tutmalıdırlar.

Resûlullah (s.a.v.) Efendimiz muharremin 9’uncu günü seferde bulunuyorlardı. O bakımdan yalnız muharremin 10’uncu günü oruç tutmuşlar ve sağ olursak gelecek sene 9’uncu günü de tutarız“ buyurmuşlardır.

dövme yaptırmak günah mı?

dövme yaptırmak günah mı sorusunu araştıran müslüman umut vaad eden müslümandır çünkü en azından yapmak istediği ve nefsinin arzuladığı bir şeyi yapmadan önce o şeyin İslami açıdan sakıncalı olup olmadığını öğrenmeye çalışan bilinçli, şuurlu bir müslümandır. böyle biri dinini araştırarak ibadet etmektedirancak yanlış olduğunu öğrendiği şeyleri yapmaya devam ederse vebali büyüktür.

dövme yaptırmak günah mı sorusuna verilecek cevap kayıtsız şartsız evettir çünkü en başta gayri müslimlere benzeme ve nefsi azdırma, kibirlenme durumları söz konusudur. sadece bu kötü ahlak vesilesi huylara sebep olması dahi dövme yaptırmamak için birer sebeptir. ne mutlu anlayan müslümana.

bedenin herhangi bir yerine iğneyle açılan deliklerin üzerine, sürmeye benzer bir boya sürerek dövme yaptırmak, her şeyden önce insan bedenine eziyet verdiğinden caiz değildir. peygamber efendimiz hz. muhammed (sav) dövme yapanlar ve yaptıranları kınamıştır:

saçlarına saç ekleyene (gerçek saçtan postiş, peruk, kaynak yaptırana) bu işi yapana, vücuda dövme yapana ve yaptırana Allah lanet etsin! (Buhari, Libas, 83; Müslim, Libas, 115, 117; Ebu Davud, Tereccül, 5)

fakihler, dövme yapılan yerin necis olacağını söylemişlerdir. Çünkü kan orada hapsedilmiştir.

dövme haram olmakla birlikte deri altına yapıldığından dolayı abdeste ve gusle mani değildir. dövme yaptırdıktan sonra pişman olan bir insan tövbe etmeli ve dövmeyi temizletmelidir. ancak giderilmesi sebebiyle cilt yaralanacaksa ve vücuda zarar getirecekse dövmeyi sildirmesi gerekmez. bu durumdaki müslüman dövme yaptırdığı için tövbe ederse günahından kurtulmuş olur. ancak; “ben dövme yaptırayım, sildirmeme de gerek yok, sonra tövbe ederim günahtan da kurtulurum” zihniyeti Allah’tan uzaklaştırıp insanı felaketlere sürükleyecek gaflet dolu bir zihniyettir. çünkü bu kuldaki islamiyet anlayışı, samimiyetten ve ihlastan tamamiyle yoksundur.

kaynak: delil ve örnekleriyle kadın ve aile ilmihali

Zinaya yaklaşmayın ne demektir?

İsra suresi 32.ayetinde: “Zinaya yaklaşmayın” buyuruluyor.

Zinaya yaklaşmayın ifadesi, zinaya götürecek sebeplerden, hallerden, hareketlerden ve işlerden sakının demektir. Yani erkekler için, yabancı kadınları düşünmeyin, onlara gülümsemeyin, onlara selam vermeyin, ihtiyaç olmadıkça onlarla konuşmayın, hal hatır sormayın, yüzlerine karşı dua etmeyin, onlara mektup, mesaj yazmayın, mailleşmeyin, chat yapmayın, onların seslerini dinlemeyin, onlara bakmayın, onlarla tokalaşmayın, yalnız bir odada kalmayın, dans etmeyin vesaire demektir.

Kadınlar için de, dikkati çekici elbise giyinmeyin, kocanızdan başkasına makyaj yapmayın, ziynetlerinizi (vücudunuzu saçınızı vs.) göstermeyin, koku sürünerek sokağa çıkmayın, onların görebileceği yerlerde durmayın, onlarla selamlaşmayın, tebrikleşmeyin, yüzlerine karşı dua etmeyin, tokalaşmayın vesaire demektir.

dünya ve ahiret

dünya ve ahiret hayatını, insanların akıl sahibi olmasına rağmen ne denli kendilerini aldattığını çok net özetleyen sevdiğim bir cümleyi paylaşmak istiyorum.. gafletin en büyük belirtisi, Allah’tan uzaklaşıp dünyaya dalmaktır.. ebediyi değil, geçiciyi sevmektir ve sadece onun için mücadele etmektir..

Ne tuhaf, insan hiç ayrılmayacağı Allah’tan kaçma, mutlaka ayrılacağı dünyaya yapışma halindedir. (Ataullah İskenderi)

hayırlı işlerinizde acele ediniz

hayırlı işlerde acele ediniz hadis

Şeytan hayırlı işleri (kuran ahlakına uygun fiilleri) her daim vesvese yoluyla engellemeye çalışır. Şeytan; hayırlı işleri durdurmaya, geciktirmeye ya da hiç olmazsa daha aşağısını, niyetlenenden daha az sevap getirecek olanını yaptırmaya çalışır. Onun işi budur.

iyilik yapmakla, evlilikle ve diğer hayırlı işlerle ilgili hadislerden biri.. “hayırlı işlerde acele ediniz” hadisi.. Peygamberimiz (SAV):

HAYIRLI İŞLERINIZDE ACELE EDİNİZ! TA Kİ; BİR ŞER GELİP ONA MANİ OLMASIN.

buyurmuştur.

hayırlı işlerinizde acele ediniz

İnsanlar arasındaki yaygın inanışlardan bir tanesi şeytanın sadece Allah’ı açıkça inkar eden, dinsiz kişiler üzerinde etkili olduğu ve onlara telkinler verdiği yönündedir. Oysa şeytan bazı insanlara Allah’ı açıkça inkar etmeleri telkinini verirken, bazı insanları farkı yöntemlerle Allah’ın yolundan saptırmaya çalışır. Şeytan bununla insanları dinin kazandırdığı güzel ahlaktan uzaklaştırmayı amaçlar. Böylece insanlar bir yandan Allah’ın varlığını kabul ediyor gibi gözükecek, diğer yandan da sadece dünya hayatına yönelecek, dinden mümkün olduğunca uzaklaşacaklardır. Şeytanın insanlara yaptığı en önemli telkinlerden biri ise hiç şüphesiz dini yaşamayı zor göstermeye çalışmasıdır.

Şeytan bu menfi amacını elde etmek için insanlara daima kötülüğü fısıldar. Kuran’a göre yaşamak son derece kolay ve zevkli iken Şeytan, dinin hükümlerini uygulamayı, ibadetleri ve güzel ahlakı insanlara zor olarak göstermek için çaba sarf eder. Rablerine karşı olan sorumluluklarını unutturup, sadece dünya hayatını düşünmelerini telkin eder.

Şeytan dini zor göstermeye çalışırken, insanlara kendince makul sebepler sunar. Örneğin bir insanın hayırlı harcamalarda bulunmasına engel olmak için onu fakirlikle korkutur. Eğer malını ihtiyaç içinde olanlara verirse gelecekte sıkıntı çekebileceğini, malını yığıp biriktirmesini, sadaka vermemesini ve ihtiyacı olanlara yardım etmemesini emreder. Ya da ihtiyacı olan bir kişiye fedakarlıkta bulunacak bir insanı engellemeye çalışır. Fedakarlığı adeta “saflık” olarak gösterir. Eğer fedakarlıkta bulunursa kendisinin rahatının kaçacağını, bazı menfaatlerine zarar geleceğini söyler. Sadece kendi çıkar ve rahatını düşündürür. Bu yüzden de fedakarlık yapmayı, kendinden önce başkasının ihtiyaçlarını düşünmeyi çok zor gösterir.

Ancak Kuran ahlakını yaşayan herkes çok iyi bilir ki, Allah ihtiyacı olanlara yardım eden kişinin malında artırmalar yapar, bereketini artırır. Fedakarlığın, sadakanın, fakirlere yardım etmenin, ihtiyacı olanın yardımına koşmanın hem dünyada hem de ahirette güzel bir karşılığı vardır. Fedakarlık ve diğer güzel ahlak özelliklerinin hepsi Allah katında cennetle ödüllendirileceği müjdelenmiş olan davranışlardır ve hiçbiri zorlukla yapılacak hareketler değildir. Fedakarlık yapan ve ihtiyacı olanın yardımına koşan kişi dünyada da hem manevi hem de maddi olarak çok büyük kazançlar edinir.

Dolayısıyla şeytanın insana verdiği kuruntular, vesveseler gerçek dışıdır, insanları dinden uzaklaştırmaya yöneliktir. Şeytanın bu yöntemi “Onları -ne olursa olsun- şaşırtıp-saptıracağım, en olmadık kuruntulara düşüreceğim” ayetiyle açıklanmaktadır. (Nisa Suresi, 119)

Şeytan insanların Allah’a yakınlaşmasını önlemek için genellikle sinsice yöntemler izler. Kötü emellerini ve tuzaklarını yavaş yavaş ve bir plan çerçevesinde hayata geçirir. Örneğin şeytan insanların pek çok hayır ve güzelliği ertelemesini ister ve insanlara bu yönde telkinlerde bulunur. Herşeyi ileri bir zamana erteletmek, şeytanın insanları dinden uzaklaştırmak için kullandığı çok önemli bir taktiktir.

Örneğin Allah’ın razı olacağı şekilde bir ahlak göstermeye ve ihlaslı bir müslüman gibi yaşamaya karar veren bir kişiye şeytan hemen vesveseler ve kuruntular verir. Bu kişiyi dinden uzaklaştırmak için türlü yöntemler kullanır. Sözgelimi daha çok genç olduğunu, dini yaşamak için önünde uzun zamanının olduğunu, üstelik dünya hayatı ile birlikte dinin yaşanamayacağını söyler. Dünyanın zevklerini tatması gerektiği ve dinin zor uygulandığı gibi çeşitli vesveseler vererek kişiyi kendi arkasından cehenneme sürüklemeye çalışır. Ya da Allah’a olan ibadetlerini eksiksiz olarak yerine getirme niyetinde olan bir kişiye “şu tatile çık sonra yaparsın, ya da 3-4 yıl sonra yaparsın, şimdi dünyaya yönelmelisin” gibi telkinlerde bulunabilir. Sabah namazlara kalkmaması için kişiye üşengeçlik verir, orucunu tutmaması için başka bir neden öne sürdürür. İnsanların Kuran okumalarını engellemeye çalışır. Erteletir, üşengeçlik verir ya da başka bir mazeretle hayrı engeller. Bu nedenlerin ve öne sürülen açıklamaların bir türlü sonu gelmez ve şeytana uyan kişi adım adım dinden uzaklaşır.

Oysa Allah’ın rızası, rahmeti ve cenneti için dua ve ibadetle yorulmak her zaman zevkli ve Allah katında çok değerli bir iştir. Bu amaçla yapılan işlerin her biri Allah’a yakınlaşmaya, ecir kazanmaya bir yoldur.

Dikkat edilirse şeytanın bu noktada kullandığı yöntem çok sinsicedir. Çünkü şeytan insanlara ibadetleri ve güzel ahlakı uygulamamalarını doğrudan söylemez. Bunun yerine aşama aşama dinden soğutmaya çalışır. Allah’tan korkan bir insan için ise şeytanın bu çağrıları sadece kuru sözlerden ibarettir. Çünkü müminler bilmektedirler ki, ölüm insanların bilmedikleri bir zamanda ve beklemedikleri bir anda, apansız gelecektir. Bu, her yaştaki, her mevkideki, her ırktaki kişinin başına muhakkak gelecek olan bir gerçektir.

İnsan bir an için öldüğü zaman, beyaz bir kefen içine sarılarak bir çukura atılacağını ve bir süre sonra da çürüyeceğini düşünse zaten hiçbir şeyi ertelemez, asla şeytanın oyununa aldanmaz. Şeytanın iman eden kulların üzerinde hiçbir etkisi yoktur. Çünkü Kuran’da iman edenlere şeytandan sakınmanın yolları da gösterilmiştir. Ayette şu şekilde bildirilir.

Eğer sana şeytandan yana bir kışkırtma (vesvese veya iğva) gelirse, hemen Allah’a sığın. Çünkü O, işitendir, bilendir. (Allah’tan) Sakınanlara şeytandan bir vesvese eriştiğinde (önce) iyice düşünürler (Allah’ı zikredip-anarlar), sonra hemen bakarsın ki görüp bilmişlerdir. (Araf Suresi, 20-201) yazı kaynağı: serap akıncıoğlu

Hz. Ebubekir Sıddık:

hayırlı işlerinizde acele ediniz, çünkü; arkanızdan acele gelen eceliniz var!

müslüman Afrika halkı yardım bekliyor

müslüman Afrika halkı açlık, kuraklık ve sefalet içinde bile bizden daha fazla İslamiyet’i yaşıyor! aşağıdaki kuran okuyan pırıl pırıl çakmak çakmak bakan çocuklar bunun bir kanıtı değil de ne! ramazanda neler yapılır diye kendinize ramazan ayında yapabileceğiniz bir iyilik düşünüyorsanız Afrika halkına yardım edebilirsiniz, çokta makbule geçecektir. sosyal yardımlaşmanın önemi özellikle bu yıl gözler önüne serildi (diğer yıllardaki afet vb günlerde de ülkemiz seferber olmuştu tabi..) ülkemizden İHH, kimse yokmu derneği, kızılay vb sosyal yardımlaşma kurumları afrikaya ve somaliye birçok yardım götürdü. Başbakan ve eşi de Afrika’yı ziyaret etti açlık ve kuraklık nedeniyle. Allah hepsinden razı olsun inşaallah, onlara bağış yapanlardan da gönüllü çalışanlardan da dernekle ilgili en ufak yetkiliden de..

Afrika yardım bekliyor! bütün çocuklar bütün bebekler güzeldir ama somalili bu müslüman çocuklar bambaşka.. ülkemizde onların yaşındaki kız çocuklara saçma sapan oryantal numaraları (kıç kıvırma gibi) erkek çocuklara da aptalca futbol tüyoları öğretilirken somalili çocukların anne ve babaları onları kuran kursuna gönderiyor ve Kur’an-ı kerim öğrenmelerini sağlıyor! onca açlık ve kuraklığa rağmen hemde.. şimdi söyleyin?? hangi millet daha fazla müslüman?!


SOMALİ’li Küçük Hafızlar

gözlerindeki pırıltılar, bakışlarındaki o masum ve tertemiz ifade, meraklı ve heyecanlı tavırları açlık ve kuraklık içinde kıvrandıklarını hatırlayınca insana derin bir hüzün veriyor.

Siz de Ramazan’a göç yollarında, aç ve susuz giren Afrikalılar için acil yardım seferberliğine katılabilir, kampanya için internet üzerinden kredi kartı ile bağış yapabilir ya da “Afrika” yazıp 3072’ye SMS göndererek 5 TL katkıda bulunabilirsiniz!