Kocaların hanımlarına karşı vazifeleri

daha önceleri islamiyette kadının kocası üzerindeki haklarını yazmış olsam da, bu konuda tekrar tekrar yazmayı bir borç biliyorum. çünkü; ne yazık ki birçok “müslümanım” diye geçinen erkekte bile hanımına eziyet ve cefa çektirmek çok rutin birşey olmuş durumda. ayrıca yine birçok “müslümanım” diye ortalıkta gezen erkek kardeşlerimiz, evlilikte kadının sadece yeme içme giyim ve gezdirme gibi basit ihtiyaçlarıyla haklarını verdiğini düşünme gafletinde bulunup sadakat, sevgi, saygı ve cinsel yaşam gibi konularda hanımının kendisi üzerindeki haklarını göz ardı edebiliyor. kocalara nasihat ve evlilik hakkında bir hadis

Kocaların hanımlarına karşı vazifeleri

Kocaların hanımlarına karşı vazifeleri

Müminlerin iman cihetinden en kâmili, ailesine karşı güzel ahlâklı olandır. Onun için Cenâb-ı Peygamber SAS de ailelerine karşı çok şefik idiler ve hatta gerek kendi işlerinde ve gerek ev işlerinde ailelerine yardımda bulunurlardı. Bu örnek hepimize şâmildir.

a. Evini ve ehlini korumak ve hayrı tavsiye etmek

Binâenaleyh umumi bir düstur vardır. Şöyle ki, hepimizin umumi vazifelerinden birisi bulunduğu hizmetin gözcüsü ve koruyucusu olduğunu duyurmak olmuştur. Ve herkesin bulunduğu hizmetten mesul olacağı duyurulmuştur. Erkek evinin ehlinin umur ve hususunu gözleyici ve koruyucudur ve bundan mesuldür. Köle, efendisinin malının bekçisi ve gözcüsü-dür ve bundan mesuldür. Kadın kocasının evinin muhafazasına memurdur koruyucusudur, gözcüsüdür ve bundan mesuldür. Agâh ve mütenebbih olunuz ki, herkes güttüğü şeylerden mesuldür vesselam. Onun için çok uyanık olmak lâzımdır. Mesuliyet pek büyük bir yüktür. Gören ve bilen, Allah Teàlâ’dır. insan lâyıkıyla yapmadığı hizmetlerden mesul olacak sorguya tutulacak. Cevabını vermek kolay değil. Dünya sorgusuna ve cevabına elbette benzemez. Kaçamak söz ve yalan para etmez.

Evlendiği zaman kadına bir mihir takdir olunur. Buna mihr-i müeccel denir. Nikâh bu akid üzerine bu şartlarla kıyılır. Meselâ altın para olarak on altın veya yirmi otuz altın Reşat ve Hamid altınları ve bir de âdet-i belde ev eşyaları vardır. Şimdi nikâh kıyılırken “Bu kadar altına nikâhınızı kıyıyorum” deyince, hep “Pekala deriz” de sonra bu parayı vermek zor gelir. Veya hiç vermemek üzere niyet edersek o hanımla olan muamele-i cinsiyesi zina üzerine olur. Bunun gibi borç para alıp da vermemek niyetinde ise bu da hırsızlık olur buyrulmuştur.

Kadınlara dâima hayrı tavsiye etmemizi iki cihan serveri sevgili Peygamberimiz bizlere tavsiye buyurmuşlardır. Onlar sizin yanınızda kendileri için hiçbir şeye malik değildirler, siz onları Allah’ın emaneti olarak aldınız ve Allah’ın kelâmı üzerine ırzlarını helâl edindiniz.

b. Kadının kocası üzerindeki beş hakkı

Kadının kocası üzerinde beş hakkı vardır:

Birincisi: Karısını perde arkasından hizmet ettire, yani evi mazbut ola, dışarıdan içerisi görünmeye ve onun oradan dışarı çıkmasına izin vermeye. Çıkarsa beraber çıkarlar veya örtüsüz evinden dışarıya çıkmaya. Çünkü avrettir. Dışarı çıplak (örtüsüz, çarşafsız) çıkması günahtır. Ve mürüvvete muhaliftir.

İkincisi: Karısına lâzım olan dini bilgileri öğretmektir. Abdest, namaz, oruç gibi muhtaç olduğu dini mâlumatı vermektir.

Üçüncüsü: Ona helâl rızıklar yedirmektir. Zira haramdan olan et cehennemde yanacaktır ve eriyecektir.

Dördüncüsü: Ona zulmetmemelidir. Çünkü o kadın ona bir emanettir.

Beşincisi: Eğer kadın ona dil uzatır ve üstünlük taslarsa onu sabırla karşılayıp nasihatte buluna ki, bir daha böyle hatalı bir işe düşmeye.

Kocaların hanımlarına karşı vazifeleri

Hazreti Ömer’e bir adam karısından şikâyet için gelmişti. Lâkin kapıda durmuş ve Hazret-i Ömer’in karısının da ona çıkıştığını görünce geri dönmüştü. Fakat Hazret-i Ömer bu adamı kapıya kadar gelip geri dönüşünü görünce çağırdı, niçin geri döndüğünü sordu. Adam da: “Karımdan şikâyet edecektim. Baktım ki, aynı hal sizin de başınız da, onun için bir şey demeden döndüm.” Bunun üzerine Hazret-i Ömer buyurdular ki: “Onların bizlerde bazı haklan vardır. Onun için söylediklerine kulak asmam. Evvelâ o benimle ateş arasında perdedir. Yani benim gayri meşru yollara sapmama mânidir. Kalbim onunla sükûnet bulur. Harama dalmam. Sonra benim için bir hazinedardır. Evimden çıkınca malımın bekçisidir. Çamaşırımı yıkar, elbiselerimi temizler. Daha sonra çocuğumun süt annesidir yani onu besler. Daha sonra ekmeğimi pişirir, yemeğimi yapar.” Adam bunları dinleyince şöyle dedi: “Bana da öyle oluyor. Madem ki, sen vazgeçtin ben de vazgeçerim.” dedi.

3. Hesabı sorulmayacak harcamalar.

Dört nevi para harcama vardır ki, kıyamet gününde kul bu harcamalardan mesul olmaz:

l. Ana ve babasına harcadığı para masraf.

2. İftar için harcadığı paralar

3. Sahur için harcadığı paralar, masraflar

4. Bir de ehl ü iyali için harcadığı paralar, masraflardır.

Dinar denilen o günkü para o da dört maksatla harcanır:

1. Birisi fisebilillah harcanan paralar.

2. Miskinlere harcanan paralar.

3. Kölelere harcanan paralar.

4. Ehline, evine, çoluk çocuğuna harcanan paralardır.

Fakat bunun en büyük ecri ve sevabı olan ise, ehline harcadığı paralardır

KAYNAK

hayırlı işlerinizde acele ediniz

hayırlı işlerde acele ediniz hadis

Şeytan hayırlı işleri (kuran ahlakına uygun fiilleri) her daim vesvese yoluyla engellemeye çalışır. Şeytan; hayırlı işleri durdurmaya, geciktirmeye ya da hiç olmazsa daha aşağısını, niyetlenenden daha az sevap getirecek olanını yaptırmaya çalışır. Onun işi budur.

iyilik yapmakla, evlilikle ve diğer hayırlı işlerle ilgili hadislerden biri.. “hayırlı işlerde acele ediniz” hadisi.. Peygamberimiz (SAV):

HAYIRLI İŞLERINIZDE ACELE EDİNİZ! TA Kİ; BİR ŞER GELİP ONA MANİ OLMASIN.

buyurmuştur.

hayırlı işlerinizde acele ediniz

İnsanlar arasındaki yaygın inanışlardan bir tanesi şeytanın sadece Allah’ı açıkça inkar eden, dinsiz kişiler üzerinde etkili olduğu ve onlara telkinler verdiği yönündedir. Oysa şeytan bazı insanlara Allah’ı açıkça inkar etmeleri telkinini verirken, bazı insanları farkı yöntemlerle Allah’ın yolundan saptırmaya çalışır. Şeytan bununla insanları dinin kazandırdığı güzel ahlaktan uzaklaştırmayı amaçlar. Böylece insanlar bir yandan Allah’ın varlığını kabul ediyor gibi gözükecek, diğer yandan da sadece dünya hayatına yönelecek, dinden mümkün olduğunca uzaklaşacaklardır. Şeytanın insanlara yaptığı en önemli telkinlerden biri ise hiç şüphesiz dini yaşamayı zor göstermeye çalışmasıdır.

Şeytan bu menfi amacını elde etmek için insanlara daima kötülüğü fısıldar. Kuran’a göre yaşamak son derece kolay ve zevkli iken Şeytan, dinin hükümlerini uygulamayı, ibadetleri ve güzel ahlakı insanlara zor olarak göstermek için çaba sarf eder. Rablerine karşı olan sorumluluklarını unutturup, sadece dünya hayatını düşünmelerini telkin eder.

Şeytan dini zor göstermeye çalışırken, insanlara kendince makul sebepler sunar. Örneğin bir insanın hayırlı harcamalarda bulunmasına engel olmak için onu fakirlikle korkutur. Eğer malını ihtiyaç içinde olanlara verirse gelecekte sıkıntı çekebileceğini, malını yığıp biriktirmesini, sadaka vermemesini ve ihtiyacı olanlara yardım etmemesini emreder. Ya da ihtiyacı olan bir kişiye fedakarlıkta bulunacak bir insanı engellemeye çalışır. Fedakarlığı adeta “saflık” olarak gösterir. Eğer fedakarlıkta bulunursa kendisinin rahatının kaçacağını, bazı menfaatlerine zarar geleceğini söyler. Sadece kendi çıkar ve rahatını düşündürür. Bu yüzden de fedakarlık yapmayı, kendinden önce başkasının ihtiyaçlarını düşünmeyi çok zor gösterir.

Ancak Kuran ahlakını yaşayan herkes çok iyi bilir ki, Allah ihtiyacı olanlara yardım eden kişinin malında artırmalar yapar, bereketini artırır. Fedakarlığın, sadakanın, fakirlere yardım etmenin, ihtiyacı olanın yardımına koşmanın hem dünyada hem de ahirette güzel bir karşılığı vardır. Fedakarlık ve diğer güzel ahlak özelliklerinin hepsi Allah katında cennetle ödüllendirileceği müjdelenmiş olan davranışlardır ve hiçbiri zorlukla yapılacak hareketler değildir. Fedakarlık yapan ve ihtiyacı olanın yardımına koşan kişi dünyada da hem manevi hem de maddi olarak çok büyük kazançlar edinir.

Dolayısıyla şeytanın insana verdiği kuruntular, vesveseler gerçek dışıdır, insanları dinden uzaklaştırmaya yöneliktir. Şeytanın bu yöntemi “Onları -ne olursa olsun- şaşırtıp-saptıracağım, en olmadık kuruntulara düşüreceğim” ayetiyle açıklanmaktadır. (Nisa Suresi, 119)

Şeytan insanların Allah’a yakınlaşmasını önlemek için genellikle sinsice yöntemler izler. Kötü emellerini ve tuzaklarını yavaş yavaş ve bir plan çerçevesinde hayata geçirir. Örneğin şeytan insanların pek çok hayır ve güzelliği ertelemesini ister ve insanlara bu yönde telkinlerde bulunur. Herşeyi ileri bir zamana erteletmek, şeytanın insanları dinden uzaklaştırmak için kullandığı çok önemli bir taktiktir.

Örneğin Allah’ın razı olacağı şekilde bir ahlak göstermeye ve ihlaslı bir müslüman gibi yaşamaya karar veren bir kişiye şeytan hemen vesveseler ve kuruntular verir. Bu kişiyi dinden uzaklaştırmak için türlü yöntemler kullanır. Sözgelimi daha çok genç olduğunu, dini yaşamak için önünde uzun zamanının olduğunu, üstelik dünya hayatı ile birlikte dinin yaşanamayacağını söyler. Dünyanın zevklerini tatması gerektiği ve dinin zor uygulandığı gibi çeşitli vesveseler vererek kişiyi kendi arkasından cehenneme sürüklemeye çalışır. Ya da Allah’a olan ibadetlerini eksiksiz olarak yerine getirme niyetinde olan bir kişiye “şu tatile çık sonra yaparsın, ya da 3-4 yıl sonra yaparsın, şimdi dünyaya yönelmelisin” gibi telkinlerde bulunabilir. Sabah namazlara kalkmaması için kişiye üşengeçlik verir, orucunu tutmaması için başka bir neden öne sürdürür. İnsanların Kuran okumalarını engellemeye çalışır. Erteletir, üşengeçlik verir ya da başka bir mazeretle hayrı engeller. Bu nedenlerin ve öne sürülen açıklamaların bir türlü sonu gelmez ve şeytana uyan kişi adım adım dinden uzaklaşır.

Oysa Allah’ın rızası, rahmeti ve cenneti için dua ve ibadetle yorulmak her zaman zevkli ve Allah katında çok değerli bir iştir. Bu amaçla yapılan işlerin her biri Allah’a yakınlaşmaya, ecir kazanmaya bir yoldur.

Dikkat edilirse şeytanın bu noktada kullandığı yöntem çok sinsicedir. Çünkü şeytan insanlara ibadetleri ve güzel ahlakı uygulamamalarını doğrudan söylemez. Bunun yerine aşama aşama dinden soğutmaya çalışır. Allah’tan korkan bir insan için ise şeytanın bu çağrıları sadece kuru sözlerden ibarettir. Çünkü müminler bilmektedirler ki, ölüm insanların bilmedikleri bir zamanda ve beklemedikleri bir anda, apansız gelecektir. Bu, her yaştaki, her mevkideki, her ırktaki kişinin başına muhakkak gelecek olan bir gerçektir.

İnsan bir an için öldüğü zaman, beyaz bir kefen içine sarılarak bir çukura atılacağını ve bir süre sonra da çürüyeceğini düşünse zaten hiçbir şeyi ertelemez, asla şeytanın oyununa aldanmaz. Şeytanın iman eden kulların üzerinde hiçbir etkisi yoktur. Çünkü Kuran’da iman edenlere şeytandan sakınmanın yolları da gösterilmiştir. Ayette şu şekilde bildirilir.

Eğer sana şeytandan yana bir kışkırtma (vesvese veya iğva) gelirse, hemen Allah’a sığın. Çünkü O, işitendir, bilendir. (Allah’tan) Sakınanlara şeytandan bir vesvese eriştiğinde (önce) iyice düşünürler (Allah’ı zikredip-anarlar), sonra hemen bakarsın ki görüp bilmişlerdir. (Araf Suresi, 20-201) yazı kaynağı: serap akıncıoğlu

Hz. Ebubekir Sıddık:

hayırlı işlerinizde acele ediniz, çünkü; arkanızdan acele gelen eceliniz var!

İslamiyette Kadının Kocası Üzerindeki Hakları

İslamiyette Kadının Kocası Üzerindeki Hakları Yazısı

Aile reisliğini adilane yapmak: Erkek, üstlendiği büyük sorumluluğun bir karşılığı olmak üzere aile reisliği makamına oturur. Çünkü o, bedenen daha kuvvetlidir ve aileyi idare etmek için daha güçlüdür. Kadın, tıpkı gül gibidir; gül, yakıcı güneşe, rüzgâra ve kasırgaya dayanamadığı gibi kadın da, ağır ve yıpratıcı sorumluluklara dayanamaz.

Şu bir gerçek ki: Devletlerde, milletlerde, iş yerlerinde, ailelerde huzurun sağlanabilmesi için, son sözü bir kişinin söylemesi lazımdır. Her kafadan bir ses çıkarsa huzur olmaz. ALLAH Teâlâ:

“Erkekler kadınlar üzerine hâkimdirler, kadınların yöneticisi ve koruyucusudurlar. O sebeple ki, ALLAH onlardan kimini bazı hususlarda, kiminden üstün kılmıştır. Bir de erkekler kendi mallarından harcama yapmakta, infak etmektedirler…” (Nisa suresi: 34) 

“…Kadınların da ödevlerine denk belli hakları vardır. Ancak erkekler, kadınlara göre aile reisliğinden ibaret olan bir derece üstünlüğe sahiptirler. ALLAH azîzdir, hakîmdir.” (Bakara sûresi: 228)

Âyet-i kerimeleri ile ailede son sözü söylemeyi erkeğe vermiş, erkekleri kadınlar üzerine hâkim kıldığını bildirmiştir.

İslâm’da aile dirliği kocanın hâkimiyetine dayandırılmıştır. Ayet-i kerime, ailede erkeğin reisliğini esas kılmıştır. Ama bunu nafaka temin etme sebebine bağlamıştır. Nafakanın temini itaati gerektiren bir hukuk getirmektedir.

Erkeklerin maddi ve manevi özellikleri ile ekonomik rolleri onların aile reisi olmalarını tabiî kılmıştır. Aile küçük bir toplumdur. Toplum düzenle yaşar. Düzen ise bir reisi, bir idareciyi zaruri kılar. İslâm’da devlet başkanından aile reisine kadar her idareci ilâhî talimata göre hareket etmek, yönetmek mecburiyetindedir; şu halde onlara itaat bu talimata itaat demektir.

Bunun için kadın, düşüncesini söylemeli fakat son sözü kocasına bırakmalıdır. Erkek yanlış bile yapsa, dine uygun yapıldığı için, ALLAH Teâlâ o işin neticesini hayra çevirir. Evde senin dediğin, benim dediğim olacak kavgası olursa o evde huzur olmaz.

2- Diktatörlükten sakınmak: Erkek, her ne kadar ailenin reisi ise de, gelişigüzel emir ve yasaklamada bulunmaktan sakınmalıdır; eşinin ve çocuklarının görüşlerini dikkate almalı, evin idaresinde, onun fikrini sormalıdır. Kendini beğenmişlik ve yersiz sıkmalar, ailede diktatörlük düzeninin hâkim olmasına sebep olur; sağlıklı aile ilişkilerine ve çocukların doğru biçimde eğitilmesine zarar verir. Erkeğin aile müdüriyetinde başarılı olması, ancak aile fertlerinin gönüllerine taht kurmasıyla mümkündür.

3- Hanımıyla güzel geçinmek, onu himaye etmek ve onunla kaynaşmak. Erkek, kadına son derece şefkatli ve iyi muamele yaparak ailenin huzur ve geçimini sağlamalıdır. Eve geldiği zaman güler yüzle selâm verip tatlı dil ile hal hatır sormalıdır. Cenab-ı Hak şöyle buyurur:

“Onlarla yani hanımlarınızla iyi geçinin. Eğer kendilerinden hoşlanmadınızsa, olabilir ki bir şey hoşunuza gitmez de, ALLAH Teâlâ ondan bir çok hayır takdir etmiş bulunur.” (Nisa Suresi: 19)

Ebû Hureyre (R.A.)’den rivayete göre Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimiz:

“Müminlerin iman bakımından en mükemmeli, ahlâkı en güzel olanıdır ve sizin en hayırlınız da, hanımlarına karşı ahlâk bakımından hayırlı olanınızdır.” Tirmizî, Radâ: 11, No: 1162, 3/457; Ebu Dâvud, Sünnet: 16, No: 4682

 

buyurdu.

Hz. Ali (R.A.)’den rivayete göre Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimiz:

“Sizin en hayırlınız, hanımına karşı en hayırlı olanınızdır. Ben de hanımıma karşı sizin en hayırlı olanınızım. Kadınlara ancak kerim olanlar ikram, kötü olanlar da ihanet eder.” Aclûni, Keşfu’l-Hafa; No: 1234; 1/386

buyurdu.

Ebû Hureyre (R.A.)’den rivayete göre Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz şöyle buyurdu:

“Bir mü’min erkek, bir mü’min kadına buğzetmesin! Çünkü onun bir huyunu beğenmezse, bir başka huyunu beğenir.” Müslim, Rada’: 61, No: 1469

Bazı yörelerde erkeğin karısına karşı nazik davranması kılıbıklık olarak değerlendirildiği için iyi davranışlar hep kadınlardan beklenmiş; sertlik, kabalık ve kendi başına buyruk olma erkeklerin tabii hakkı gibi sayılmıştır. Hâlbuki İslâmiyet, erkeklerin eşlerine karşı hoşgörülü olmalarını, kaba ve sert davranışlardan sakınmalarını istemiştir!!