Zinaya yaklaşmayın ne demektir?

İsra suresi 32.ayetinde: “Zinaya yaklaşmayın” buyuruluyor.

Zinaya yaklaşmayın ifadesi, zinaya götürecek sebeplerden, hallerden, hareketlerden ve işlerden sakının demektir. Yani erkekler için, yabancı kadınları düşünmeyin, onlara gülümsemeyin, onlara selam vermeyin, ihtiyaç olmadıkça onlarla konuşmayın, hal hatır sormayın, yüzlerine karşı dua etmeyin, onlara mektup, mesaj yazmayın, mailleşmeyin, chat yapmayın, onların seslerini dinlemeyin, onlara bakmayın, onlarla tokalaşmayın, yalnız bir odada kalmayın, dans etmeyin vesaire demektir.

Kadınlar için de, dikkati çekici elbise giyinmeyin, kocanızdan başkasına makyaj yapmayın, ziynetlerinizi (vücudunuzu saçınızı vs.) göstermeyin, koku sürünerek sokağa çıkmayın, onların görebileceği yerlerde durmayın, onlarla selamlaşmayın, tebrikleşmeyin, yüzlerine karşı dua etmeyin, tokalaşmayın vesaire demektir.

hayırlı işlerinizde acele ediniz

hayırlı işlerde acele ediniz hadis

Şeytan hayırlı işleri (kuran ahlakına uygun fiilleri) her daim vesvese yoluyla engellemeye çalışır. Şeytan; hayırlı işleri durdurmaya, geciktirmeye ya da hiç olmazsa daha aşağısını, niyetlenenden daha az sevap getirecek olanını yaptırmaya çalışır. Onun işi budur.

iyilik yapmakla, evlilikle ve diğer hayırlı işlerle ilgili hadislerden biri.. “hayırlı işlerde acele ediniz” hadisi.. Peygamberimiz (SAV):

HAYIRLI İŞLERINIZDE ACELE EDİNİZ! TA Kİ; BİR ŞER GELİP ONA MANİ OLMASIN.

buyurmuştur.

hayırlı işlerinizde acele ediniz

İnsanlar arasındaki yaygın inanışlardan bir tanesi şeytanın sadece Allah’ı açıkça inkar eden, dinsiz kişiler üzerinde etkili olduğu ve onlara telkinler verdiği yönündedir. Oysa şeytan bazı insanlara Allah’ı açıkça inkar etmeleri telkinini verirken, bazı insanları farkı yöntemlerle Allah’ın yolundan saptırmaya çalışır. Şeytan bununla insanları dinin kazandırdığı güzel ahlaktan uzaklaştırmayı amaçlar. Böylece insanlar bir yandan Allah’ın varlığını kabul ediyor gibi gözükecek, diğer yandan da sadece dünya hayatına yönelecek, dinden mümkün olduğunca uzaklaşacaklardır. Şeytanın insanlara yaptığı en önemli telkinlerden biri ise hiç şüphesiz dini yaşamayı zor göstermeye çalışmasıdır.

Şeytan bu menfi amacını elde etmek için insanlara daima kötülüğü fısıldar. Kuran’a göre yaşamak son derece kolay ve zevkli iken Şeytan, dinin hükümlerini uygulamayı, ibadetleri ve güzel ahlakı insanlara zor olarak göstermek için çaba sarf eder. Rablerine karşı olan sorumluluklarını unutturup, sadece dünya hayatını düşünmelerini telkin eder.

Şeytan dini zor göstermeye çalışırken, insanlara kendince makul sebepler sunar. Örneğin bir insanın hayırlı harcamalarda bulunmasına engel olmak için onu fakirlikle korkutur. Eğer malını ihtiyaç içinde olanlara verirse gelecekte sıkıntı çekebileceğini, malını yığıp biriktirmesini, sadaka vermemesini ve ihtiyacı olanlara yardım etmemesini emreder. Ya da ihtiyacı olan bir kişiye fedakarlıkta bulunacak bir insanı engellemeye çalışır. Fedakarlığı adeta “saflık” olarak gösterir. Eğer fedakarlıkta bulunursa kendisinin rahatının kaçacağını, bazı menfaatlerine zarar geleceğini söyler. Sadece kendi çıkar ve rahatını düşündürür. Bu yüzden de fedakarlık yapmayı, kendinden önce başkasının ihtiyaçlarını düşünmeyi çok zor gösterir.

Ancak Kuran ahlakını yaşayan herkes çok iyi bilir ki, Allah ihtiyacı olanlara yardım eden kişinin malında artırmalar yapar, bereketini artırır. Fedakarlığın, sadakanın, fakirlere yardım etmenin, ihtiyacı olanın yardımına koşmanın hem dünyada hem de ahirette güzel bir karşılığı vardır. Fedakarlık ve diğer güzel ahlak özelliklerinin hepsi Allah katında cennetle ödüllendirileceği müjdelenmiş olan davranışlardır ve hiçbiri zorlukla yapılacak hareketler değildir. Fedakarlık yapan ve ihtiyacı olanın yardımına koşan kişi dünyada da hem manevi hem de maddi olarak çok büyük kazançlar edinir.

Dolayısıyla şeytanın insana verdiği kuruntular, vesveseler gerçek dışıdır, insanları dinden uzaklaştırmaya yöneliktir. Şeytanın bu yöntemi “Onları -ne olursa olsun- şaşırtıp-saptıracağım, en olmadık kuruntulara düşüreceğim” ayetiyle açıklanmaktadır. (Nisa Suresi, 119)

Şeytan insanların Allah’a yakınlaşmasını önlemek için genellikle sinsice yöntemler izler. Kötü emellerini ve tuzaklarını yavaş yavaş ve bir plan çerçevesinde hayata geçirir. Örneğin şeytan insanların pek çok hayır ve güzelliği ertelemesini ister ve insanlara bu yönde telkinlerde bulunur. Herşeyi ileri bir zamana erteletmek, şeytanın insanları dinden uzaklaştırmak için kullandığı çok önemli bir taktiktir.

Örneğin Allah’ın razı olacağı şekilde bir ahlak göstermeye ve ihlaslı bir müslüman gibi yaşamaya karar veren bir kişiye şeytan hemen vesveseler ve kuruntular verir. Bu kişiyi dinden uzaklaştırmak için türlü yöntemler kullanır. Sözgelimi daha çok genç olduğunu, dini yaşamak için önünde uzun zamanının olduğunu, üstelik dünya hayatı ile birlikte dinin yaşanamayacağını söyler. Dünyanın zevklerini tatması gerektiği ve dinin zor uygulandığı gibi çeşitli vesveseler vererek kişiyi kendi arkasından cehenneme sürüklemeye çalışır. Ya da Allah’a olan ibadetlerini eksiksiz olarak yerine getirme niyetinde olan bir kişiye “şu tatile çık sonra yaparsın, ya da 3-4 yıl sonra yaparsın, şimdi dünyaya yönelmelisin” gibi telkinlerde bulunabilir. Sabah namazlara kalkmaması için kişiye üşengeçlik verir, orucunu tutmaması için başka bir neden öne sürdürür. İnsanların Kuran okumalarını engellemeye çalışır. Erteletir, üşengeçlik verir ya da başka bir mazeretle hayrı engeller. Bu nedenlerin ve öne sürülen açıklamaların bir türlü sonu gelmez ve şeytana uyan kişi adım adım dinden uzaklaşır.

Oysa Allah’ın rızası, rahmeti ve cenneti için dua ve ibadetle yorulmak her zaman zevkli ve Allah katında çok değerli bir iştir. Bu amaçla yapılan işlerin her biri Allah’a yakınlaşmaya, ecir kazanmaya bir yoldur.

Dikkat edilirse şeytanın bu noktada kullandığı yöntem çok sinsicedir. Çünkü şeytan insanlara ibadetleri ve güzel ahlakı uygulamamalarını doğrudan söylemez. Bunun yerine aşama aşama dinden soğutmaya çalışır. Allah’tan korkan bir insan için ise şeytanın bu çağrıları sadece kuru sözlerden ibarettir. Çünkü müminler bilmektedirler ki, ölüm insanların bilmedikleri bir zamanda ve beklemedikleri bir anda, apansız gelecektir. Bu, her yaştaki, her mevkideki, her ırktaki kişinin başına muhakkak gelecek olan bir gerçektir.

İnsan bir an için öldüğü zaman, beyaz bir kefen içine sarılarak bir çukura atılacağını ve bir süre sonra da çürüyeceğini düşünse zaten hiçbir şeyi ertelemez, asla şeytanın oyununa aldanmaz. Şeytanın iman eden kulların üzerinde hiçbir etkisi yoktur. Çünkü Kuran’da iman edenlere şeytandan sakınmanın yolları da gösterilmiştir. Ayette şu şekilde bildirilir.

Eğer sana şeytandan yana bir kışkırtma (vesvese veya iğva) gelirse, hemen Allah’a sığın. Çünkü O, işitendir, bilendir. (Allah’tan) Sakınanlara şeytandan bir vesvese eriştiğinde (önce) iyice düşünürler (Allah’ı zikredip-anarlar), sonra hemen bakarsın ki görüp bilmişlerdir. (Araf Suresi, 20-201) yazı kaynağı: serap akıncıoğlu

Hz. Ebubekir Sıddık:

hayırlı işlerinizde acele ediniz, çünkü; arkanızdan acele gelen eceliniz var!

Evlilikte Mutlu Olmanın Yolları

Evlilik hazırlıklarında ilk önce niyetimizi gözden geçirmeliyiz. Çünkü evlilikte niyet ettiğimiz şekilde karşılık bulma ihtimalimiz yüksektir. Evlilikte mutlu olmanın yolları ilk başta salih ve iyi bir niyete bakar. İşte evlilikte mutlu olmanın başlıca sırları…

Kadın veya erkek..

  • Gözünü yabancıdan {namahramden} çekmek,
  • kendini {namusunu} korumak,
  • akrabalık hakkını gözetmek

Kim ki bu niyetlerden biri veya birkaçı üzerine evlenirse Allah’u Teala bu evlilikte o erkeği bu kadınla ve o kadını da bu erkekle mes’ûd eder.

Eşlerimiz Elbisemizdir Aslında..

RABBİMİZ, Kur’ân-ı Kerim’de eşleri “birbirlerinin elbisesi” olarak tarif eder.

Bizim fıtratımızı bizden iyi bilen Rabbimizin eşleri “elbiseler” diye tarif etmesi, hiç şüphesiz, sonsuz manalar içeriyor olmalı. “Elbise”nin anlamı ve çağrıştırdıkları üzerinden eşimizi anlamaya çalışabilir miyiz?:

Başkalarına elbisenizle görünürsünüz. Elbisenizin temizliği, sağlamlığı, rengi ve şıklığı dışarıya verdiğiniz mesajdır. Elbisenizin güzelliği ile kendinizi önemsediğinizi ve önemli olduğunuzu ifade edersiniz. Kirli, pejmürde, dağınık, sökük, yırtık bir elbise kendinize değer vermediğiniz anlamına gelir. Şu halde, “Elbisemden bana ne?” deme hakkınız yoktur. Kendinizi elbisenizle tanıtırsınız; o kimliğiniz olur, kişiliğinizi ortaya koyar. Elbisenizde olabilecek her türlü kusur, size mal edilir; kişiliğinizden kaybettir.

Eşiniz de sizin başkalarına göründüğünüz kimliğinizdir. Onu yıpratırsanız, bakımını ihmal ederseniz, perişan hâle getirirseniz, önce kendinize zarar vermiş olursunuz. Kişiliğini kaybeden, özgüvenini yitiren, değer verilmeyen bir eş, sizin kendinizi böyle bir eşle yaşamaya mahkûm ettiğinizin göstergesidir. Bu da sadece eşinizi değil, kendinizi de önemsemediğiniz anlamına gelir.

Elbiseniz ayıplarınızı örter. Çıplak gezmek kadar utandırıcı bir şey yoktur herhalde… Şükür ki elbise sizi hem güzelleştirir, hem de bedeninizin saklamanız gereken kısımlarını örter. Bir bakıma sırdaşınızdır elbiseniz; en gizli saklı yerinize dokunur ama başkasına göstermez. İç yüzü çıplaklığınızı görür ama dış yüzünde bunu kimseye belli etmez. Hiç ummadığınız bir zamanda sökülüveren yahut içindekini gösteren bir elbise ayıplarınızı sergiler, sizi mahcup eder.

Eşler de birbirlerinin kusurlarını örtmek için vardır. Eşlerin kusur ve ayıpları, hata ve zaafları birbirine açıktır. Eşiniz, sizin hakkınızda başka kimsenin bilmediklerini bilir, sizde başka kimsenin görmediklerini görür. Elbette, bir “elbise” yahut “örtü” olarak, bu ayıpları ayıplamak için değil, örtmek, saklamak, ortadan kaldırmak için yanınızdadır. Eşinizin hata ve kusurlarını küçültüp saklamak yerine, daha da büyütüp ortaya çıkarmaya çalışıyorsanız, siz “elbise” değilsiniz. Bu yüzden eşinizi kimseyle kıyaslamayın; çünkü başkalarını sadece elbiseleri üzerinden görürsünüz; başkalarının elbiselerinin bildiğini bilemezsiniz.
Elbiseye siz değer katarsınız. İçine bir insan girdiğinde değer kazanır elbiseler. Hiçbir elbise paketinde kalsın diye dikilmez. Onu değerli kılan, bir insan bedenine uygun olması, bir insan tarafından giyilebilir olmasıdır. Bir başka deyişle, insan elbiseyi giyindiğinde, elbise de insanı giyinir. İçinde insan olan bir elbise adeta konuşur, işitir, görür, düşünür. Kendisinde kişilik olmayan bir insanı çok güzel bir elbise kişilik sahibi etmez. Elbise üzerinden sarkar, her haliyle o insana fazla geldiğini söyler.

Çoğunlukla “iyi” ve “ideal” bir eş ararız. Bu arayış kendimizin bu “iyi” ya da “ideal” eşe, “iyi” ya da “ideal” bir eş olup olamayacağımız detayını gözden kaçırtır. İyi bir elbiseyi giyinince, adam olunmayacağı gibi, iyi bir eş bulununca da, iyi bir evlilik garantisi yoktur. Öncelikle bu “iyi” eşe, “iyi” eş olmanız gerekir. Sonra da iki “iyi” eş olarak “iyi” bir ilişkiyi sürdürmenin ve geliştirmenin yollarını aramanız gerekir. Eşler birbirlerinin elbisesidir; yani birbirlerini giyinirler. Aralarındaki uyum onların ilişkilerinin şıklığı için vazgeçilmezdir. Eşiniz de elbiseniz olduğuna göre, sadece onu giyinmekle değer kazanacağınızı düşünmeyin. Elbiseye sizin de katacağınız bir şeyler vardır. Ona göre yürümesini, ona göre durmasını, ona göre davranmasını bilmeniz gerekir.
Elbise sizi korur. Elbisenin örtme fonksiyonuna ek olarak koruma fonksiyonu da vardır. Elbise soğuktan, aşırı sıcaktan, kir ve tozdan vs. korur. Canınızı ve teninizi tehdit eden şeyler karşısında, elbisenize daha sıkı bürünmeniz gerekir. Aksini yapıp böylesi tehditlerden elbisenizi sorumlu tutmanız haksızlık ve akılsızlık olur.

Dr. Senai Demirci