Cennette Mümineler Hurilerden Güzel Olacak

Dünyadayken iman eden ve salih kullar sınıfına girmiş güzel ahlak sahibi kadınlar cennette hûrîlerden de üstün olacaklardır. (hem güzellik hem de mevki olarak) Çünkü; onlar bir taraftan şeytanlarıyla, diğer taraftan nefisleriyle mücadele etmek zorunda kalmışlardır. Onlar bu mücadelede galip gelerek, Allah’ın rızasını kazanmış ve Cennete girmeyi hakketmişlerdir. Hûrîler ise kendi amelleri dolayısıyla cennete girmiş değillerdir. Allah onları, diğer nimetler gibi Cennet ehli için yaratmıştır. Peygamber (SAV)’in aşağıdaki hadisi bunu teyit etmektedir.

Ümmü Seleme, sevgili peygamberimize bir gün:

“Ya Rasûlüllah! dünyanın (mümine) kadınları mı, yoksa Cennetteki hûrîler mi daha iyidir?”

diye sorar.
Rasûlüllah (SAV):

“Dünyadaki (mümine) kadınların üstünlüğü, yüzün astara üstünlüğü gibidir”

diye cevap verir.
Ümmü Seleme: “Niçin” deyince O, şöyle cevap verir:

“Dünyadaki kadınlar namaz kıldıkları, oruç tuttukları ve birçok ibadetlerde bulundukları için”

(Tabarânî’den naklen; Mevdûdî, Tefhîmü’l-Kur’ân Terc, VI 81)

Şüphesiz dünya kadınlarının kocasına katlanmak, çocuklarına katlanmak, şefkatle çocuklarını himaye etmek, haramdan uzak durmak, nice zor şartlarda takvayı yaşamak, Allahın emirlerine itaat etmek, yasaklarından kaçınmak, helâlinden ayrılmamak ve nice zorluklardan geçmek gibi bizzat yaşadıkları ve Allah’ın yardımıyla başardıkları imtihanlar vardır. Sabır, itaat, güzel ahlâk, güzel huyluluk, şefkat, merhamet dünya kadınının Cennet ziynetlerindendir. Bu yüzden dünya gibi bir zor geçitten aşıp gelmiş, imânını ve ahlâkını muhafaza etmiş mümine kadınların Cennette hurilerden üstün ve güzel olmaları, onların elbetteki haklarıdır. Allah adildir. Nasıl insanoğlunun imtihan dünyasının zorlukları içinde takvası ve Allaha itaati onu meleklerin üstüne çıkarabiliyorsa, dünya kadınının keza imtihan dünyasının zorlukları içindeki sabrı, itaati ve takvası da dünya kadınını güzellikte, değerde ve makbuliyette hurilerin üstüne çıkarmaktadır. Nitekim Peygamber Efendimizin (asm):

“Cennet ehlinden olan Âdemoğlunun kadınları, hurilerden yetmiş bin derece üstündür”

müjdesi bu üstün dereceye işaret etmektedir.

Hayyan bin Cebele:

“Dünya kadınlarından Cennete girenlerin (mümine hanımların) hurilerden üstün olmaları, dünyanın zor şartlarında Allah’a itaat etmiş olmalarındandır”

demiştir.

Üstad Bediüzzaman Hazretleri de, kişinin eşini güzel ahlâkı sebebiyle sevmesi ve onu haramlardan koruması halinde, eşinin Cennette hurilerden daha güzel, daha ihtişamlı ve daha cazibedar şekilde ve dünyadaki eski hatıraları da canlandıracak biçimde ebedî dost ve sevgili olarak kendisine tekrar verileceğini haber veriyor. (Sözler, s. 1056)

Namaz; “Güzelleştirir”..

NAMAZ VE FİZİKSEL/AHLÂKİ/RUHSAL GÜZELLİK

Ebû Hureyre (r.a)’ın bildirdiğine göre Hz. Muhammed (S.A.V) şöyle buyurmuştur:

Namaz dinin direğidir. Namazda on güzellik vardır. Bu on güzellik şunlardır:

1. Yüzü güzelleştirir.

2. Kalbi nurlandırır.

3. Bedeni dinlendirir.

4. Kabirde arkadaştır.

5. Rahmetin inmesine sebeptir.

6. Gök kapılarının anahtarıdır.

7. Ahirette günah ve sevapları ölçen terazide sevap kefesini ağırlaştırır.

8. Rabbi hoşnut ve memnun eder.

9. Cennete giriş için ödenecek ücrettir.

10. Cehennem ateşine karşı koruyucudur.

Namazı dosdoğru kılın, zekâtı verin. Kendiniz için her ne iyilik işlemiş olursanız Allah katında onu bulursunuz. BAKARA SURESİ 110. Ayeti

Güzellik Aldatmacası

Güzel kadınlar şeytanın erkekler üzerinde en çabuk kullanabildiği askerlerdir.. Şeytan giremediği yere, güzel kadınları gönderir diye bir laf vardır.. Bu sözde gerçeklik payı vardır bence.. Yalnız bahsedilen cinsteki kadınlar elbetteki kendini şeytanın ellerine kolaylıkla bırakan, Allah’ın tesettürle kapat dediği “ziynetlerini” göstere göstere dünya üzerinde gezen imanı zayıf (ya da tamamiyle imansız-gayri müslim)  kadınlar için geçerlidir.. İmanı güçlü olan ve Allah’ın tesettür emrine riayet eden bir kadını şeytanın kullanması zordur çünkü. Diğerini kullanmak ise çocuk oyuncağıdır şeytan için. Çünkü onun açık kıyafetleriyle sadece salına salına yürümesi bile bir çok kişiyi yoldan çıkarıp kâfir dahi edebilir..

Güzellik kavramı dünya hayatında “ceset güzelliğinden” ibarettir çoğu insan için.. Ancak her insan gibi bizim de vaktimiz dolup ecelimiz yani ölüm günü geldiğinde dünya aldatmacalarıyla kör olan gözlerimizdeki perde kalkacak ve: “aaaaa bunu daha önce söylemişlerdi ama inanmamıştım” dediğimiz ya da kulak arkası ettiğimiz bir çok şeyin gerçek olduğunu ne yazık ki çok geç göreceğiz..

Gerçek güzellik Allah katında güzel olandır, ve Allah katında güzel olan tek şey de Hz. Muhammet ahlakına en çok uyan ve kendisini en çok sevenlerdir. Allah katında en üstün olanlar “cesetleri” yani vücutları-yüzleri yakışıklı-güzel ya da karizmatik olanlar değil, TAKVA ehli olanlardır. Bunu gözlerindeki perde kalkmadan görebilene ne mutlu.. Allah hepimizi O’nlardan eylesin inşallah..

Dışı Parlak, Ya İçi?

“Dikkat ediniz, uyanınız! Nice elbisesini parlatan cilalayan vardır ki dinini kirletmiştir. Ve nice kendini üstün görüp gururlanan vardır ki, şahsiyetini yerle bir edip eskitmiştir.” (Ebu Ubeyde)

İslâmiyet Kadınlara Neden “Giyimde Disiplin” Uyguluyor?

Okuyacağınız bu olay hayâl değil, senaryo değil, kurgu değil, roman hiç değildir. Bizzât yakınımda gerçekleşen bu olayın kahramanı, 25-26 yaşlarında genç bir kız…

Konu ise şu soru: “İslâm’da kadınlara, niçin erkeklerden daha disiplinli giyinmesi emrediliyor? ” (Bknz. 24. S., 31. Â. ve 33. S.,59. A.) Benim de dikkatimi çeken bu sorunun ilginç ve mantıklı cevaplarından birini, bizzat şâhit olduğum ilginç bir olayın içinde, net olarak bulmuştum.

Yıllar önce arşivime attığım bu ilginç hâtırayı, siz dostlarımla da paylaşmak istiyorum.

Şöyle ki; 5-6 sene kadar önce (Adidas, Nike, Puma v.d. Spor mlz.leri mağazacılığı yaptığım yıllarda) 2. lig kulüplerinin de malzeme taleplerini, firma olarak biz karşılıyorduk.

2. lig kulüplerin finansmanını genelde büyük şirketler veya belediyeler karşılar.

Bir gün bu maksatla, Darıca kulübünün başkanı olan belediye başkanlığının, kulüpten sorumlu 2. başkanın odasında oturuyoruz.

Başkanın biraz üzgün ve düşünceli olduğunu gördüm.

-Hayırdır başkan?… dedim.

-Bu görevde her gün bir başka sürpriz ile karşılaşıyoruz Raif’ciğim… dedi. ..ve devam etti.

Senden önce görüştüğüm bayan var ya, hani kapıda karşılaştınız. Dekolte giyimli…

-..Evet evet, manken zannettim. Dedim.

-İşte o bayan, geliş maksadının dışında ve dikine sorular sordu da, ona hayret ettim ve kafam takıldı. Çok ilginç olduğu için sana şöyle özetleyebilirim. Kulübümüzün bir yıllık sağlık hizmetleri için ihâle açtık. Bu kardeş de, bir hastaneyi temsîlen gelmiş. Sözleşmeyi bana 25-30 dakikada okudu. Bitirince de:

-Başkanım, 30 dakikadır yüzüme bile bakmıyorsunuz! … Sağa-sola bakarak cevap verip geçiştiriyorsunuz. .. Niçin?… ..dedi.

Ben de, çok sıkılmıştım:

-Kardeşim, çok özür dilerim ama, öyle dekolte bir kıyafetiyle gelmişsiniz ki… Gözlerimi günahtan korumak için bakmıyorum!.. . Yüce Rabbimin biz erkeklere emri bu!…

Sizi, sözleşme imzalamaya bunun için gönderiyorlar zâten, yani kullanıyorlar sizi kardeşim. Sizin adınıza da çok üzülüyorum…

Kız, göğüslerini dosya ile kapatıp, biraz mahcûp ve utanarak:

-Başkanım, gerçi kravatlısınız ama, siz erkekler bu sıcakta kısa kollu gömlekle gezerken, biz kadınlara İslâmiyet “giyimde disiplin” uyguluyor…

Hani eşitlik.? Haksızlık değil mi bu?.. ………… ……… ..

Çok ciddî ve itham edici bir soru olduğu için, devam etmeye mecbur kaldım:

-Elektrikten anlıyor musun kardeşim?…

-Evet başkanım, babam elektrikçi idi…

-Şu prizde kaç kablo var?…

-2 ana kablo var. Bir de sarı-yeşil izoleli topraklama kablosu var… Ama ne alaka?

-Devam ediniz kardeşim!

-İki ana kablolardan biri elektrik yüklü “FAZ”, diğeri “NÖTR…” Elektrik yüklü olan mutlaka izoleli olmalı, yani birkaç mm.’lik kısmı bile “ÇIPLAK” olmamalı…

-Niçin öyle?…

-Çünkü; nötre yakın olduğu yerlerde elektron atlaması olacağından, ısınma başlar fark edilip tedbir alınmaz ise yangın çıkarır. Veya sigortaları attırır!…

-Bravvo kardeşim, işte kendi sorunuzun cevabını kendiniz verdiniz!…

-Nasıl yâni başkanım?…

-Allah c.c. kadın ve erkeği hukûk ve adalette EŞİT yaratmış fakat, görev bölümü ve hayâtı paylaşımda, fıtrat olarak farklı yaratmıştır. Yani kabaca özetlersek erkek, aileyi koruma, ailenin erzak, giyim ve tüm sosyal ihtiyaçları temini için, daha güçlü yani dış işlerine daha uydun fıtratta yaratılmış. Kadını da ailenin iç hizmetleri, doğum-bakım, çocuk terbiyesi, ‘insan yetiştirme öğretmeni’ olarak iç işlerine uygun ve zarif yaratmıştır. Zorunlu hallerde görev paslaşmaları olabilir… Kadına verilen zariflik, lâtiflik, güzellik, aynen elektrik gibi “çekicilik & câzibe” bir ailenin katalizörüdür, bağlayıcı artı’lardır. Kadındaki bütün bu artı farklılıklar, huzûr ve mutluluk için, ailenin erkeğine (eşine) tahsis edilmiş. Yani erkeğe aittir. Başkalarının ilgilenmesi kıskançlık sebebi ve içten-içe huzursuzluk, şüphe, tartışma kaynağıdır. Televizyonlarda her gün bu konuda işlenen tecâvüzler, boşanmalar ve cinayetler bu tezimin doğruluğunu ispat etmektedir.. . İslamiyet ise sosyal huzûrun tesisi için, (âdetâ koruyucu hekimlik gibi,) ön tedbirler vâzetmektedir. İşte, örtünmek de’… ..derken, o kız sözümü kesti:

-..Evet başkanım, gerçekten anladım… Çok çok teşekkür ederim…

-Kardeşim, sorunuzun sadece bir yönüne kısaca temas ettik… Aile boyutundan başka, güvence boyutu, zarâfet boyutu, sosyal boyutu, kulluk boyutu, imtihan boyutu, özellikle yaratıcıya itâat boyutu ve benim de şu anda hatırlayamadığım birçok boyutları var!…

-Başkanım, bir daha sizinle karşılaştığımızda, karşınızda “bambaşka bir Serpil” göreceksiniz. Bugünden sonra da hastanem ile ilişkilerimi bu çizdiğiniz şablona göre yeniden değerlendireceğ im!… ..dedi ve gözleri dolu dolu oldu, azâmi saygı göstererek ayrıldı…

******

Başkan ile görüşmemizi tamamlayınca ben de ayrıldım fakat, birkaç gün hep bu olayı düşündüm… Acaba, Serpil gerçekleri anlamış mı idi?…

Başkana 3-4 gün sonra telefon açtım. Selam-kelam, hal-hatırdan sonra:
Serpil ile ilgili bir gelişme var mı? ..dedim.
-Evet… dedi başkan ve devam etti:
Bir gün sonraki randevuya gelmeyince şirketini aradım.
O gün buradan gidince dosyaları teslim etmiş…

30 dakika kadar masasında bir şeyler yazarak, o kâğıdı müdürünün masasına bırakmış, bazı arkadaşları ile kucaklaşarak ayrılmış…

-Peki başkanım, müdürünün masasına bıraktığı kâğıtta ne yazılı imiş? ..diye sordum.

Cevap çok ilginç:

-Bundan sonraki çalışma hayâtımı,
“BAŞÖRTÜLÜ sürdürme” teklifimi kabul etmeyeceğinizi bildiğim için, istifâ ediyorum..

A. RAİF ÖZTÜRK
Moralhaber
KAYNAK