Amel ve Niyet

“Allah sizin ne dış görünüşünüze, ne de mallarınıza bakar. Ama o sizin kalplerinize (niyetinize) ve işlerinize (amellerinize) bakar.” (Hadis-i şerif)

Yeryüzünün Yıldızları

Ümmetimin âlimlerine hürmet ediniz! Onlar yeryüzünün yıldızlarıdır. Hadis-i Şerif

Günümüzde ne yazık ki ahlâkı bozuk, ar damarı çatlamış ve manen yıldız olmaktan fersah fersah uzak insanlara sadece ceset güzelliğine bakılarak bir çok kalbi ve fikri bozuk kişi tarafından “yıldız” adı verilmiştir. Ancak Allah’ü Teala’nın katında ve Allah’ın sevdiği kulları arasında yeryüzünün yıldızları sadece “peygamberler, evliyalar, takva sahibi kullar, veliler ve alimler”dir.. Gönül gözüyle bakanlar her zaman doğruları görmüşlerdir.. Ne güzel, ne asil ve ne şanslı insanlardır onlar, Allah onlardan razı olsun..

İslam'ın Özü: "Edep"

“Sizin en iyiniz, ahlâkı en güzel olandır.” Hadis-i Şerif

“Günah işlemek için bütün imkanlara sahipken, ortada hiçbir korku (BASKI) yok iken, sırf Allah rızası için, Allah’tan korktuğu için şehvetine esir olmazsa, ona mani olursa, en büyük fazilete kavuşur. Bu derece sıddıklar, şehidler makamıdır.” İmam-ı Gazali

“Siz iffetli olursanız, kadınlarınız da iffetli olur.” Taberâni

“Güzel huy gibi asâlet olmaz.” İbni Mace

“Edep asaletten, ilim maldan hayırlıdır.” Hz. Lokman

“Edep, ilimden önce gelir.” Hz. Ömer

“Namus gayreti imandan, kadın-erkek bir arada eğlenmek de nifaktandır.” Deylemi

“Resulullahın hayâsı (EDEBİ, UTANCI), bakire İslam kızlarının hayâsından çoktu.” Buhari

“Bütün ilimleri bilenin eğer edebinde noksanlık varsa, onunla görüşmediğime üzülmem, bunu kayıp saymam. Fakat edepli ile görüşemesem üzülürüm.” İbni Mübarek

“Hayâsızlık (edepsizlik, arsızlık) insanı küfre düşürür.” Hadis-i Şerif

“Hayâ (utanmak, edepli olmak), baştan başa hayırdır.” Müslim

“Her dinin bir ahlâkı vardır. İslamiyet’in ahlâkı da hayadır.” İbni Mace

“Hayâsız olan, emanete hıyanet eder, hain olur, merhamet duygusu kalmaz, dinden uzaklaşır, lanete uğrar, şeytan gibi olur.” Deylemi

“Hayâ ile iman, ikiz kardeştir. Biri giderse diğeri de gider.” Ebu Nuaym

“Hayâ imandandır. Hayâsızın imanı yok demektir.” İbni Hibban

“Allahü teâlâdan utanmak, imanın kuvvetli olduğuna, hayâsızlık da imanın zayıf olduğuna alamettir.”

“Edepli olacaksan, Edepsizden yüz çevir.”

Edep ve hayâ ile ilgili detaylı bilgi istifadesi için tıklayınız.

İslam ve Komşuluk Hakkı

Yüce dinimiz İslam, komşuluk hakkına ve komşuluk ilişkilerine çok önem vermiş, sevgili peygamberimiz (SAV) devamlı bunun önemini vurgulamıştır. Zira İslam her bakımdan huzurlu, mutlu bir toplumu arzulamaktadır. Komşuluk ilişkilerinin üzerinde çokça durmasından dolayı Cebrail (a.s)’ın “komşuyu komşuya mirasçı yapacağı” hissine kapıldığını söylemektedir sevgili peygamberimiz (Buhâri, “Edeb” 28) O’nun diliyle huzurlu bir toplumun mamur bir dünyanın temeli iyi komşuluk ilişkilerine bağlıdır (Müsned, IV, 159). Mümin, iyi müslüman olan kişi; komşusunu “ne eliyle ne de diliyle” incitmez (Buhâri, “Rikak”, 23, Buhâri, “Edeb’ül-Müfred”, 54) bilâkis, farklı dinden bile olsa (Buhâri, “Edeb’ül-Müfred”, 58) O’na iyiliklerde (Tirmizi, “Zühd”, 2) ikramlarda bulunur (Müslim, “İman”, 74) Peygamberimiz şerrinden emin olunmayan komşusunun asla cennete giremeyeceğini (Müslim, “İman”, 73) söylemiş, kapısını komşusunun yüzüne kapatıp O’na iyiliği esirgeyenden kıyamette hesap sorulacağını (Buhâri, “Edeb’ül-Müfred”, 52) haber vermiştir.

Peygamberimiz Allah’ın sevgisine mazhar olan üç grup insan arasında kötü komşusu olup O’nun kötülüklerine sabreden kişiyi saymıştır (Beyhâki, “Sünenü’l Kübra” IX 266). O’nun diliyle salih (ahlaklı, edepli, güvenilir) komşuya sahip olmak insanı mutluluğa götürecek nedenlerden biridir (Buhâri, “Edeb’ül-Müfred”, 162)

Kalbi Saran Siyah Lekeler..

Günahın tabii sonuçlarından birisi, insanın kalbini karartmasıdır. Bu durumu Resûlullah (SAV) şöyle izah etmektedir:

Kul bir günah işlediğinde kalbinde siyah bir leke belirir. Eğer o günahından tövbe edip uzaklaşırsa kalbi günahlardan temizlenir. Eğer tövbe etmeyip günah işlemeye devam ederse, siyah leke artar ve kalbi kuşatır. Hadis-i Şerif

Kalbi manevi kirlerden arındırmak için yüce Allah’ın şu emirlerine kulak verilmelidir:

1. Günahın açığını da gizlisini de bırakın! Çünkü günah işleyenler, yaptıklarının cezasını mutlaka çekeceklerdir. (En’am, 120)

2. Ve eğer yasaklandığınız büyük günahlardan kaçınırsanız, sizin küçük günahlarınızı da örteriz ve sizi şerefli bir yere koyarız. (Nisa, 31)

3. Kim benim zikrimden (beni anmaktan) yüz çevirirse, artık onun için bunalım dolu bir hayat vardır (günümüzde inanç boşluğunda olanların tatsız aile hayatı ve yaşam deneyimlerine hep tanık olmuşuzdur) ve biz onu kıyamet günü kör olarak haşredeceğiz. (Taha, 124)

Kalbi temizlemek için riyazet ve mücahede gerekir.

Riyazet, nefsin arzularını yapmamaktır. Nefsimiz, dinimizin yasakladığı haramları, mekruhları arzu eder. Bunlardan kaçmak gerekir.

Mücahede, nefsin istemediği şeyleri yapmak demektir. Nefsimiz, iyilik ve ibadet yapmak istemez. İyilik ve ibadet ederek kalbi temizlemelidir!

Allahü teâlâ, dinleri, Peygamberleri, kalbi temizlemek için gönderdi. Kalbi temiz olan, dinimizin emirlerine uyar, yasak ettiklerinden kaçar.

Günah işleyenlerin kalbi temiz olmaz. Günah kalbi karartır. Namaz kılmamak en büyük günahlardan biridir. Namaz kılmayanın, içki içenin kalbi çok kararmış demektir.

Müminlerin kalbi temizdir. Fasıkların kalbi kirlidir, karadır. Kâfirlerin kalbi ise kapkaradır. Hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki:

Müminin temiz kalbinde parlayan bir ışık vardır. Kâfirin kalbi simsiyahtır. Taberani

Günah işleyenin kalbinde siyah bir nokta hasıl olur. Eğer tevbe ederse, o leke silinir. Tevbe etmeyip tekrar günah işlerse, o leke büyür ve kalbini kaplar, kalb kapkara olur. Harâiti

Günaha devam edenin zamanla kalbi mühürlenir, o artık sevap işleyemez olur. Bezzar

Konuyla igili güzel bir kaynak, burayı tıklayınız.

Modernizm (!) İle Gelen Cehalet..

“Modern” olmak ille de günah işlemeyi mi gerektirir?

Peygamber efendimiz:

Ateş ehlinden iki sınıf vardır, henüz onları görmedim: Yanlarında sığır kuyruğu gibi birşeyler taşıyıp onu insanlara vuran insanlar; giyinmiş, çıplak kadınlar ki bunlar Allah’a taatten dışarı çıkmışlardır. Bunlar, başkalarını da baştan çıkarırlar. Başları deve hörgücü gibidir. Bu kadınlar cennete girmek şöyle dursun, kokusunu dahi almazlar. Halbuki onun kokusu şu şu kadar uzak mesafeden duyulur

buyurdular..

DECCAL İnsanları Nasıl Kandıracak? Deccal Kimdir?

DECCAL KİMDİR? DECCALİN ÖZELLİKLERİ NELERDİR? DECCAL KİMLERE DÜŞMANDIR? DECCALİ DOSTU KİMDİR? DECCALİN AMACI NEDİR? DECCAL İNSANLARI NASIL KANDIRACAKTIR? DECCAL NEREDE SAKLANIYOR? DECCALDEN KORUNMA YÖNTEMLERİ NELERDİR? TIKLAYIN HEPSİNİ OKUYUN

DECCAL İnsanları Nasıl Kandıracak?

1. İnsanların nefislerine uymalarını sağlayarak .. Şeriat-ı Muhammediye’nin (a.s.m.) (Peygamberimiz (sav)’in getirdiği Kuran ahlakının gereklerini) ebedi bir kısım ahkamını (hükümlerini) NEFİS VE ŞEYTANIN DESİSELERİYLE (aldatmacalarıyla) KALDIRMAYA ÇALIŞARAK… Üstad’ın da işaret ettiği gibi Deccal, insanları din ahlakını uygulamaktan uzaklaştıracaktır. İnsanlara vicdanlarına değil nefislerine uymayı telkin edecektir.

2. İnsanların arasındaki hürmet ve merhameti kaldırarak … hayat-ı beşeriyenin (insan yaşamının) maddi ve manevi rabıtalarını (birleştiren unsurlar) bozarak, serkeş (inatçı) ve sarhoş ve sersem nefisleri başıboş bırakarak HÜRMET VE MERHAMET GİBİ NURANİ ZİNCİRLERİ ÇÖZER… Allah’ın insanlara emrettiği ahlakın gereği olan fedakarlık, yardımseverlik, şefkat, merhamet, sevgi, tevazu; insanları maddi ve manevi olarak güçlendiren, birarada tutan, toplum içinde düzeni ve dirliği sağlayan unsurlardır. Deccal, bu unsurları ortadan kaldıran telkinler vererek düzeni bozar. Üstad da bu gerçeğe işaret etmiştir.

3. İnsanları baskı altında tutarak … hevesat-ı müteaffine (nefsi tutkular) bataklığında birbirine saldırmak için cebri (zorla) bir serbestiyet (özgürlük) ve ayn-ı istibdat (baskı) bir hürriyet vermek ile DEHŞETLİ BİR ANARŞİSTLİĞE MEYDAN AÇAR… Üstad bu sözleriyle, Deccal’in oluşturduğu nefsani ortamda insanların sözde kendilerini özgür sandıklarına, oysa aslında büyük bir baskı ve kontrol altında tutulduklarına dikkat çekmiştir. Deccal’in telkinini yaptığı sistemde, insanların çoğunluğu nefislerine uyarak kendilerinin sözde modern ve özgür bir hayat yaşadıklarını sanırlar. Zevkleri, eğlenceleri, sohbetleri, hatta giyimleri ve yemekleri dahi yönlendirildikleri yaşam modeline uygun olarak aynı anlayışı temsil eder. Deccal’in amacı, bu yolla kitleleri cahil bırakmak; düşünmekten, kavramaktan, değerlendirmekten yoksun hale getirmektir. Çünkü cahil kitleleri yönetmek son derece kolaydır. Bununla birlikte, nefse dayalı bu sistemde insanları akıl ve vicdanları değil hırsları ve tutkuları yönlendirir, bu nedenle de büyük bir karmaşa ortaya çıkar.

Deccal’in hedefine ulaşmak için başvurduğu başka yöntemler de vardır.

Hadislerde işaret edildiği gibi, bunlardan biri de Deccal’in peygamberliğini ve sözde ilahlığını (Allah’ı tenzih ederiz) ilan ederek kitleleri etki altına almaya çalışmasıdır. Deccal, Önce Peygamberliğini Sonra Sözde İlahlığını İlan Edecektir.

Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav) bir hadisinde şöyle buyurmuştur:

(Deccal) Çıktığı zaman … herkes ONU SAHİCİ BİR MÜRŞİT SANIP peşine takılacak, sonra Küfe’ye gelince aynı şekilde çalışmalarını sürdürecek, DERKEN PEYGAMBERLİK İDDİA EDECEK… Bunu gören akıl sahibi kişiler ondan ayrılacaklar… Daha sonra ULUHİYET (ilahlık) DAVASINDA bulunacak… Haşa “Ben Allah’ım” diyecek…. (Taberani bunu Sahabi olan b. Mu’temer’den böyle rivayet etmiştir.)9

Deccal’in hadislerde bildirilen özelliklerinden biri de kendini bir mürşit gibi hatta bir peygamber gibi tanıtmasıdır. Bu da Deccal’in kötülüğü organize ederken insanları sözde Allah adına, sanki dini bir amaç güdüyormuş gibi görünerek yönlendireceğine işaret etmektedir. Deccal en sonunda da sözde ilahlığını ilan edecektir. (Allah’ı tenzih ederiz.)

Bir başka hadiste ise, Deccal’in bu sapkınlığı şöyle haber verilir:

O (Deccal) önce: “BEN BİR PEYGAMBERİM”, diyecektir. Halbuki benden sonra hiçbir peygamber yoktur. Sonra ikinci bir iddiada bulunarak: “BEN RABBİNİZİM”, diyecektir. Halbuki siz ölünceye kadar Rabbiniz’i göremezsiniz…10

Hadislerde verilen bilgilerden de açıkça anlaşıldığı gibi Deccal kendisini safha safha gösterecektir. Asıl düşüncesi kendisinin sözde ilah olduğudur. Ancak bunu ilk planda açıkça ifade etmesi durumunda planlarının zarar görebileceğini düşündüğünden, yavaş yavaş telkinde bulunur. Bu nedenle önce yol gösterici olduğunu iddia eder, sonra peygamber olduğunu, sonraysa sözde ilah olduğunu söyler. Deccal şeytanın telkinleriyle hareket eder. Deccal’in yardımcısı ve dostu şeytandır. Peygamber Efendimiz (sav), Deccal’in, şeytandan ve dostlarından yardım alacağını bildirmiştir. Peygamberimiz (sav)’in haber verdiği gibi, Deccal, şeytanın da yardımı ve desteğiyle kendisinin sözde ilah olduğu yalanını insanlar arasında yayar:

… ŞEYTANLAR ONA: “NE İSTERSEN SÖYLE, YAPALIM!” diyecekler. O da: “Haydi gidin, insanlara benim onların Rabbi olduğumu söyleyin!” deyip her birini bir tarafa salacak…11 (Allah’ı tenzih ederiz.)

Kuran’da ise şeytanın hakimiyeti altına girmiş insanların durumu şöyle haber verilir:

Kim Rahman (olan Allah)ın zikrini görmezlikten gelirse, Biz bir şeytana onun ‘üzerini kabukla bağlattırırız’, artık bu, onun bir yakın dostudur. (Zuhruf Suresi, 36)

Deccal imansızlığının bir göstergesi olarak, Allah’tan korkacağına şiddetle şeytandan korkarak, onun emirlerini yerine getirir. Ve yeryüzünde bozgunculuk çıkarmak, şiddeti ve terörü teşvik etmek, insanların kanını dökmek, insanları kötülüğe yönlendirmek için ondan emir almaktadır. Hadislerden anlaşıldığına göre, Deccal’in gizlice faaliyet gösterdiği içinde bulunduğumuz bu dönem, kendisinin mürşit olduğunu öne sürdüğü dönemdir.

Deccal’in mürşitlik iddiasında olması bazı imanı ve aklı zayıf kişileri etkileyebilir. Oysa Deccal sözde İlahlık iddiasında olduğu için, Rabbimiz’e, peygamberlere, din ahlakına düşman bir kişidir. (Allah’ı tenzih ederiz) Hz. Muhammed (sav)’e, Hz. Musa’ya, Hz. İsa’ya, Hz. Davud’a, Hz. Süleyman’a ve diğer tüm mübarek peygamberlere karşıdır.

Bediüzzaman da Deccal’in kutsal değerlere olan düşmanlığını bir hikmetli sözünde şöyle belirtmiştir:

Büyük Deccal’in ispirtizma nevinden teshir edici (hipnoz edici) özellikleri bulunur… Sadece dünyayı maksad edinen bu münkir (inkarcı), mutlak inançsızlıktan çıkan bir cüret ve cesaretle mukaddesata (kutsal değerlere) hücum eder. 12 Deccal’in açıkça sözde ilahlığını iddia ettiği döneme gelindiğindeyse, Hz. İsa, Allah’ın izniyle onu ve tüm hilelerini yerle bir edecektir.

Yalancı Mucizeleriyle Çoğu İnsanı Aldatabilir Hadislerde Deccal’in sözde ilahlığını iddia ederken bazı aldatıcı yöntemler kullanarak, şeytanın da yardımıyla yalancı mucizeler (istidrac) gerçekleştireceği bildirilmektedir:

Fitnesinden birisi de şudur:

O, bir bedeviye: “Söyle bakayım! Eğer ben SENİN İÇİN ANANI VE BABANI DİRİLTİRSEM benim senin Rabbin olduğuma şehadet eder misin?” diyecek. Bedevi de: “Evet,” diyecek. Bunun üzerine İKİ ŞEYTAN ONUN BABASI VE ANASI SURETLERİNDE ONA GÖRÜNECEKLER…13 Bunun üzerine Deccal, başındaki şekavet (haydutluk, bedbahtlık) ehline: “Şimdi ben bu adamı öldürür, sonra diriltirsem, benim uluhiyet (ilahlık) iddiası işinde şüphe eder misiniz?” diye sorar.14

Onun bir fitnesi de şudur:

O, tek bir kişiye musallat kılınarak O KİŞİYİ ÖLDÜRÜP TESTEREYLE BİÇECEK. Hatta o kişinin cesedi iki parçaya bölünmüş olarak (ayrı ayrı yerlere) atılacaktır. Sonra Deccal (orada bulunanlara): “Şu (öldürdüğüm) kuluma bakınız. ŞİMDİ BEN ONU DİRİLTECEĞİM…” diyecektir.15

Hadislerde verilen bilgilerde görüldüğü gibi, Deccal yalancı mucizelerini, sözde ilahlık iddiasını insanlara kabul ettirebilmek için kullanacaktır. Zayıf akıllı insanlar bunları adeta birer “mucize” zannedebilirler. Oysa mucize, Allah’ın veli kullarına lutfettiği bir nimettir. Deccal’in gösterdiği olağanüstü olaylar ise birer istidrac, yani Allah’ın insanları denemek için yarattığı ve kafirlerde görülen yalancı mucizelerdir.

İslam alimleri Deccal’in bu yalancı mucizeleri gerçekleştirirken, büyü, hipnotizma gibi yöntemler kullanabileceğine işaret etmişlerdir. Bediüzzaman Said Nursi, Deccal’in bu yönünü şöyle açıklamıştır:

Ve onların başına geçen en büyükleri, İSPİRTİZMA VE MANYETİZMANIN HADİSATI NEV’İNDEN (hipnotizma ve cinlerle bağlantı şeklinde olaylarla) MÜTHİŞ HARİKALARA MAZHAR (sahip) OLAN DECCAL ise, daha ileri gidip, cebbarane (zorla) suri (hakiki, ciddi ve samimi olmayan) hükumetini bir nevi rububiyet (Rablik, sahiplik) tasavvur edip Uluhiyetini (İlahlığını –Allah’ı tenzih ederiz-) ilan eder…16

Üstad’ın da sözünde belirttiği gibi, Deccal hipnotizma ve büyü gösterileri gibi aldatmacalarla yeterince bilgi sahibi olmayan veya imanen zayıf olan pek çok kişiyi kandırabilir. Özellikle de bütün Hıristiyan dünyasının Hz. İsa’yı ve Yahudilerin de Mesihi bekledikleri bir dönemde, Deccal’in gösterdiği yalancı mucizeler ve hileleri, pek çok kişinin Deccal’e aldanmasına neden olabilir.

Deccal, Müslümanların, Ehl-i Kitabın (Yahudi ve Hıristiyanların) En Büyük Düşmanı Olacaktır. Peygamberimiz (sav) hadislerinde, Deccal’in insanları belaya sürüklerken, iyilik yapıyormuş gibi görünebileceğine dikkat çekmiştir. Bir hadiste şöyle buyrulmuştur:

Deccal çıktığı vakit, beraberinde su ve ateş vardır. Ancak halkın ATEŞ OLARAK GÖRDÜĞÜ TATLI SUDUR; halkın SU OLARAK GÖRDÜĞÜ İSE YAKICI ATEŞTİR. Sizden kim o güne ererse, halkın ateş olarak gördüğüne düşmeyi kabul etsin. Çünkü o, tatlı soğuk sudur.17

Hadiste yer alan bilgilere göre, Deccal’in insanları iyi birşey yapıyorlarmış gibi telkinde bulunarak, “ateşe” yani kavga etmeye, çatışmaya, savaşmaya, günaha, kan dökmeye yönlendirmesi muhtemeldir. Bunu yaparken de, daha önceki hadislerde görüldüğü gibi, kendisini bir mürşit hatta bir peygamber gibi göstererek insanları etkisi altına alacaktır.

Amelleri Boşa Giden Müslümanlar

Kulluğa Devam…

Resulullah (sav) ashaba (ra) sorar: müflis kimdir? Derler ki; bizde müflis; malı tükenmiş, sermayesi sıfırlanmış olana derler.

Resulullah (sav) der ki:

asıl müflis odur ki, mahşere yığın yığın sevaplarla gelir; ancak şuna vurmuş, buna sövmüş, diğerine zulmetmiş, başka birinin gıybetini yapmış olduğundan, tüm hayırları hak sahiplerine dağıtılır, ödeşmeyince onların günahlarından da bir kısmı kendisine yüklenip sürüklenerek cehenneme atılandır.

Katıldığı önemli bir sınavı tek bir puanla kaybeden insanın üzüntüsünü bir düşünün… Uzun bir maratonu son ana kadar önde götürüp son dakikada kaybeden bir atleti, bir şampiyonluk maçını doksan dakika 3-0 önde götüren, uzatmalarda yedikleri 5 golle 5-3 yenilen futbolcuları düşünün… Büyük emek ve fedakarlıklarla servet edinip holding olan ve sonra her şeyini kaybedip ekmeğe muhtaç hale gelen bir insanı düşünün…

Halbuki; bu dünyanın zararları ne kadar çok ve büyük olursa olsun telafisi vardır. Bir adamın evi yanar, fabrikası yanar, iflas edip trilyonlarca zarara girer, tüm serveti ve ehl-u iyali deprem altında kalır yine de tüm bu zararların telafisi vardır. Bu insanların her birinin hayata bir köşesinden devam etmesi mümkündür.

Ancak mahşer günü ilahi mizan konulduğunda hayır terazimiz hafif çıkarsa bunun telafisi yok. Ne aşiretimizin yiğitleri, ne bileğimizin gücü, ne zekamız, ne makam ve servetimiz o teraziyi ağır getiremez.

Ne kadar olduğunu bilmediğimiz bu ömrümüz tek ve son şansımız. Bu dünyaya bir daha gelmeyeceğiz cenneti kazanma ve cehennemden azâd olma, başka bir deyimle ebedi saadetimizi bu ömrümüzde kazanacağız. Ölüm bize bir nefes kadar yakın. Aldığımız nefesi geri vermezsek veya verdiğimiz nefesi geri alamazsak ömür bitmiştir.

Kazanmışken kaybetmek çok daha zordur.

Kaynak: TeVbE EtMeK FaRzDıR mail grubu

Ramazanda Yapılması Gereken Güzel ve Bol Sevaplı Salih Ameller:

Ramazanda Yapılması Gereken Güzel ve Bol Sevaplı Salih Ameller:

Oruç Tutmak

“Ademoğlunun bütün amelleri kendisinindir. Bir iyilik on misli ile yediyüz katına kadar mükâfat görecektir. Aziz ve celil olan Allah da “Oruç müstesnâ, o benimdir ve onun mükâfatını verecek olan benim; o arzularını, yemesini, içmesini benim için terk etti” buyurur. Oruçlunun iki sevinci vardır; biri iftar ettiğinde diğeri Rabbine kavuşacağı gündedir. Andolsun oruç tutanın (orucundan dolayı) ağız kokusunun değişmesi Allah nezdinde misk kokusundan daha hoştur”
“Kim Ramazanı (farziyetine) inanarak ve ecrini Allah’tan umarak oruçla geçirirse geçmiş günahları bağışlanır”
“Her kim yalan söz söylemeyi ve o doğrultuda amel etmeyi terk etmeyecek olursa, onun yeme ve içmeden uzak durmasına Allah’ın ihtiyacı yoktur”
“Oruç bir kalkandır. Sizden herhangi bir kimse oruçlu olduğu günde çirkin söz söylemesin, kötü iş işlemesin, cahillik etmesin. Herhangi bir kimse kendisine sövecek olursa ‘ben oruçluyum’ desin”
Bu bakımdan oruç tutan kimsenin; kulağı, gözü, dili ve bütün azalarıyla oruçlu olması gerekir. Oruç tuttuğu gün ile oruçlu olmadığı gün arasında daha olumlu bir değişiklik olmalıdır.

5 Vakit Namaz Kılmak -sonra teravih, teheccüd gibi sünnet ve nafile namazlar

“Rahman’ın kulları yeryüzünde ağır ve vakûr yürürler. Cahiller onlara sataşarak hitap ettiklerinde onlar: Selametle, der geçerler. Onlar gecelerini Rablerine secde ile kıyam ile (namaz kılmakla) geçirirler” (Furkan, 25/63-64).
“Her kim Ramazanı (farziyetine) inanıp ecrini de Allah’tan umarak namazla geçirirse geçmiş günahları bağışlanır”
Geceleri namaz kılmak, Rasûlullah ve ashabının üzerine düştükleri bir sünnetti. Aişe Radıyallahu anhâ, “Gece namaz kılmayı bırakma. Çünkü Rasûlullah Sallallahu Aleyhi Vesellem onu bırakmaz; hastalanır veya yorgun düşerse oturarak namazını kılardı” der.
Ömer b. Hattab Radıyallahu anh da gece arzuladığı kadar namaz kılar, gece yarısı olunca da aile efradını namaza kaldırırdı. Onlara, “Namaza, namaza” der ve “..Ve aile halkına da namazı emret, sen de ona sebatla devam et. Biz senden bir rızık istemiyoruz, seni rızıklandıran Biziz, güzel akibet takvânındır” (Tâhâ, 20/132) ayetini okurdu.
Alkame b. Kays şöyle der: Bir gece Abdullah b. Mes’ud Radıyallahu anh’ın yanında kaldım. Gecenin ilk vakitlerinde kalkıp namaz kıldı. Tıpkı mahalle mescidinde namaz kılan bir imam gibi ağır ağır, tane tane okuyordu. Bununla birlikte çevresinde bulunanlar onun kırâatini işitmiyor, hatta kendi sesini kendisi de işitmeyecek hale geliyordu. Nihayet sabaha yakın alaca karanlığa (tan yerinin ağarmasına) akşam ezanı ile akşam namazının bitirileceği kadar bir zaman kaldı mı vitir kılardı.
Sahabe fecre yakın bir vakte kadar sürekli namaz kılardı. Geceleri namaz kılmak, Rasûlullah ve ashabının üzerine düştükleri bir sünnetti. Aişe Radıyallahu anhâ, “Gece namaz kılmayı bırakma. Çünkü Rasûlullah Sallallahu Aleyhi Vesellem onu bırakmaz; hastalanır veya yorgun düşerse oturarak namazını kılardı” der.

İnfak (Cömerlik, eli açıklık)

Rasûlullah Sallallahu Aleyhi Vesellem insanların en cömerti idi. Ramazanda diğer günlere nisbeten daha çok gayret ederdi. O, bizlere de şunu öğütler, “Sadakanın en faziletlisi Ramazanda verilenidir”
Ömer b. Hattab şöyle der; “Rasûlullah Sallallahu Aleyhi Vesellem bize sadaka vermemizi emretti. Bu sırada benim de yanımda bir miktar malım vardı. Kendi kendime
“Eğer, Ebû Bekir’i geçmem mümkünse işte onu bu gün geçeceğim” dedim ve malımın yarısını getirdim. Allah Resûlü bana,
“Aile halkına ne bıraktın?” diye sordu. Ben de bunun kadar dedim. Ebu Bekir ise yanındakilerin hepsini getirdi. Allah Resûlü ona,
“Ailene ne bıraktın?” diye sorunca;
“Onlara Allah ve Resûlünü (sevgisini) bıraktım” dedi. Ben de,
“hiçbir hususta ebediyen seni geçemeyeceğim,” dedim”.
Görüldüğü gibi Ramazan ayında sadakanın bir üstünlüğü, bir özelliği vardır. O halde bu konuda elimizi açık tutmalıyız, durumumuza göre sadaka vermeye, infakta bulunmaya gayret göstermeliyiz.
Sadaka vermenin birçok çeşidi vardır. Bunlardan bazıları şöyledir:

Yemek Yedirmek:

“Onlar, kendi canları çekmesine rağmen yemeği, yoksula, yetime ve esire yedirirler. “Biz size Allah rızası için yemek yediriyoruz; sizden ne bir karşılık, ne de bir teşekkür bekliyoruz. Biz, sert ve belâlı bir günde Rabbimizden (O’nun azâbına uğramaktan korkarız” (derler). İşte bu yüzden Allah onları o günün fenalığından esirger; (yüzlerine) parlaklık, (gönüllerine) sevinç verir. Sabretmelerine karşılık onlara cenneti ve (cennetteki) ipekleri lutfeder” (İnsan, 76/8-12).
Selef-i salihîn yemek yedirmeye oldukça gayret gösterir, buna birçok ibâdete göre öncelik tanırlardı. Bu ister aç bir kimseyi doyurmak ister çevresindeki salih arkadaşlarını yedirmek olsun fark etmezdi. Yemek yedirilecek kimsede fakirlik şartını aramazlardı.
Seleften birisi şöyle diyor; “Arkadaşlarımdan on kişiyi dâvet edip onlara canlarının çektiği bir yemek yedirmem benim için İsmailoğullarından on tane köleyi azad etmekten daha sevimlidir”.
Seleften pek çok kimse oruçlu olduğu halde iftarını açacağı yemeği başkasına yedirir, onu kendisine tercih ederdi. Onlar kendisi oruçlu olduğu halde kardeşlerini yedirir, bununla da yetinmeyip onlara hizmet eder ve onların rahat etmelerine gayret gösterirdi.
Yemek yedirme ibâdeti bir takım ibadetlerin de kaynağını teşkil etmektedir: Kendilerine yemek yedirilen kardeşler sevinir, onlara muhabbet beslenir. Bu da cennete girmeye bir sebeb teşkil eder:
“İman etmedikçe cennete asla giremezsiniz, birbirinizi sevmedikçe de asla iman etmiş olamazsınız”
Yine yemek yedirmek sebebi ile salihlerle birlikte oturup kalkılmış olur ve yedikleri yemek neticesinde ibadetlere karşı güç ve kuvvet kazanmaları nedeniyle onlara bu hususta yardımcı olunduğu için ecir umulur.

İftar Vermek:

“Oruçluyu iftar ettiren onun kadar sevap alır da oruçlunun ecrinden bir şey eksilmez”
“Kim bir oruçluyu iftar ettirir yahut bir gaziyi techizatlandırırsa ona da aynı ecir vardır”

Daha Çok Kur’ân Okumak:

Selef-i Sâlihîn’in Ramazanındaki şu iki hususa değineceğiz;
a) Çokça Kur’ân-ı Kerim okumaları
b) Kur’ân-ı Kerim’i okuyup, dinlediklerinde Allahu Teâla’ya karşı kalplerinden korkup ürpermeleri dolayısı ile ağlamaları.
Ramazan ayı Kur’an ayıdır. Bu bakımdan müslümanın bu ayda diğer günlerine nazaran daha çok Kur’an-ı Kerim okuması gerekir. Selef-i salihîn Allah’ın Kitabına çok itina gösterirdi. Cebrâil Aleyhisselâm Ramazan ayında Rasûlullah Sallallahu Aleyhi Vesellem ile Kur’ân-ı Kerim’i karşılıklı okurdu. Selef-i salihînden kimi Kur’ân-ı Kerim’i üç gecede bir Ramazan kıyamında (teravihte) hatmederdi. Bazıları yedi günde bir, bazıları da on günde bir hatmederdi. Onlar namazda da namazın dışında da Kur’ân-ı Kerimi sürekli okurlardı.
İmam Şâfiî, Rahmetullahi Aleyh Ramazan ayında altmış hatim okurdu ve bunları namazın dışında yapardı.
İmam Şihâbuddin ez-Zührî Rahmetullahi Aleyh de Ramazan ayında hadis okumaktan ve ilim ehli ile oturup kalkmaktan kaçınır, daha çok Kur’ân-ı Kerim okumaya yönelirdi.
İmam Süfyan es-Sevrî Rahmetullahi Aleyh ise, Ramazan ayı girdi mi nafile ibâdetten ziyade Kur’ân-ı Kerim okumaya yönelirdi.
İmam İbni Receb Rahmetullahi Aleyh şöyle der: “Kur’ân-ı Kerim’in üç günden daha az bir sürede hatmedilmesine dair varid olan yasaklamalar bunun sürekli olarak yapılması ile ilgilidir. Ramazan ayı gibi; özellikle de Kadir gecesinin arandığı gecelerde veya Mekke’ye Mekkeli olmayanların arasından girenler gibi, faziletli mekanlarda ise, bu zaman ve mekanın faziletini ganimet bilerek Kur’ân-ı Kerim’i çokça okumak müstehabdır”.
Kur’ân tilâveti esnasında ağlamaya gelince; Selef-i salihîn, üzerinde düşünmeden, kavramadan şiir okur gibi Kur’an-ı Kerimi hızlıca okumak adetinde değildi. Onlar Allah azze ve celle’nin kelamından etkilenir ve bundan dolayı kalpleri ürperirdi.
Buhârî’de Abdullah b. Mes’ud Radıyallahu anhümâ’nın şöyle dediği nakledilir: “Allah Resûlü bana
“Kur’ân oku” dedi.
“Kur’ân sana indirilmişken onu yine sana mı okuyayım” dedim. O;
“Onu başkasından dinlemeyi severim” dedi. O’na Nisâ sûresini: “Her ümmetten birer şahit getirip bunlara karşı da seni şahit getireceğimiz zaman halleri nice olur?” (Nisâ, 4/41) buyruğuna varıncaya kadar okudum. Bu sefer bana;
“Bu kadarı yeter” dedi. Ona dönüp baktığımda gözlerinden yaşlar boşanıyordu”.
Beyhâkî de Sünen’inde Ebû Hureyre Radıyallahu anh’dan şöyle dediğini nakletmektedir; Allahu Teâla’nın: “Şimdi siz bu söze (Kur’ân’a) mı şaşırıyorsunuz? Gülüyorsunuz da ağlamıyorsunuz!” (Necm, 53/59- 60) buyruğu nazil oluduğunda Suffe ehli gözyaşları yanaklarından akıncaya kadar ağladılar. Rasûlullah Sallallahu Aleyhi Vesellem onların ağladıklarını farkedince O da onlarla birlikte ağladı. O’nun ağlaması üzerine bizler de ağladık. Bunun üzerine Rasûlullah Sallallahu Aleyhi Vesellem ; “Allah korkusundan ağlayan kimse cehenneme girmez” buyurdu.
İbni Ömer Radıyallahu anhümâ da Mutaffifîn sûresini, “Öyle bir gün ki, o günde alemlerin Rabinin huzurunda divana duracaklar” (Mutaffifîn, 83/6) buyruğuna varıncaya kadar okudu. Sonra yere yıkılıncaya kadar ağladı, ötesini okumaya devam edemedi.
Muzâhim b. Züfer şöyle der; Süfyan es-Sevri bize akşam namazını kıldırdı. “Yalnız sana kulluk eder ve yalnız senden yardım dileriz” buyruğuna varınca kıraati kesilinceye kadar ağladı. Daha sonra Fatiha suresini yeni baştan okudu.

Güneşin Doğmasına Dek Mescidde Kalmak:

Rasûlullah Sallallahu Aleyhi Vesellem sabah namazını kıldı mı güneş doğuncaya kadar namaz kıldığı yerde otururdu. Yine Rasûlullah şöyle buyurmaktadır: “Kim sabah namazını cemaatle birlikte kılar sonra da güneş doğuncaya kadar oturup Allah’ı anar daha sonra da iki rekat namaz kılarsa bu onun için tam ve eksiksiz olarak bir hac ve umre ecri gibi olur.”
Bu her gün için böyle olduğuna göre ya Ramazan günlerinde yapılırsa ecri ne olur? O bakımdan geceyi namaz kılmakla geçirmek sûreti ile pek büyük mükâfatlar kazanmak için Allah’ın yardımını dilemeli, bu hususta salihlere uymalıyız. Allah rızası için nefislerimizle cihad etmeli ve cennet makamlarının zirvelerine ulaşabilmek için üstün gayretler harcamalıyız.

İtikâf:

“Rasûlullah Sallallahu Aleyhi Vesellem her Ramazan on gün itikafta bulunurdu. Vefat ettiği yılın Ramazanında ise yirmi gün itikafta bulundu”
İtikâf; Kur’an okumak, namaz kılmak, zikir, duâ ve buna benzer pek çok itaati bir arada bulunduran ibadetlerdendir. İtikâfı denemeyen bir kimse bunun zor ve sıkıntılı olduğunu düşünebilir. Ancak bu Allah’ın kendisine kolaylaştırdığı kimseler için pek kolaydır. Her kim salih bir niyet ve samimi bir kararlılıkla kuşanırsa, Allah da ona yardım eder. İtikaf özellikle Kadir gecesini de bulmak maksadı ile Ramazan ayının son on günlerinde yapılmalıdır. İtikâf şer’î bir halvettir. İtikafta bulunan kimse kendisini Allah’a itâate ve Allah’ı anmaya hasretmiş, kendisini Allah’ı anmaktan meşgul edecek her şeyden ilişkisini koparmıştır. Kalbiyle, kalıbıyla Rabbine ve kendisini Rabbine yakınlaştıracak şeylere yöneltmiş olur. Böyle bir kimsenin Allahu Teâla ve onun kendisinden razı olması dışında hiçbir maksadı kalmaz.

Umre Yapmak:

“Ramazan ayında yapılan bir umre, bir hacca denktir”
“(Ramazan umresi) Benimle yapılan bir hacca denktir”. Rasûlullah Sallallahu Aleyhi Vesellem ile birlikte bir hac yapabilene ne mutlu.

Kadir Gecesini Araştırmak:

“Biz onu (Kur’ân’ı Kadir gecesinde indirdik. Kadir gecesinin ne olduğunu sana bildiren oldu mu? Kadir gecesi bin aydan daha hayırlıdır” (Kadir, 97/1-3).
“Kadir gecesine (faziletine) inanarak ve ecrini de umarak namazla geçiren bir kimsenin geçmiş günahları bağışlanır”
Rasûlullah Sallallahu Aleyhi Vesellem Kadir gecesini araştırır ve ashabına da bu geceyi araştırmalarını emrederdi. Ramazan’ın son on gününün gecelerinde aile halkını Kadir gecesine erişirler umuduyla ibadet için uyandırırdı.
Ömrünü bir hiç uğrunda zayi eden kimse! Şimdiye kadar kaçırdıklarını Kadir gecesinde telâfi etmeye bakmalısın! Elbet bu günün de hesabı verilecek.. Kadir gecesinde yapılan bir amel diğer zamanlardaki bin ayda yapılan amelden daha hayırlıdır. Bu hayırdan mahrum kalan, gerçekten mahrum bir kimsedir.
Ramazanın son on günü içinde yer alan Kadir gecesinin özellikle de tek gecelerde bulunma ihtimali daha kuvvetlidir.
Ubey b. Ka’b şöyle derdi: Allah Resûlü’nün bize haber verdiği belirti ve alâmete göre güneş Kadir gecesinin sabahında gözü rahatsız eden parıltısı olmaksızın doğar. Yine sahih bir hadiste A’işe Radıyallahu anhâ’dan Rasûlullah Sallallahu Aleyhi Vesellem’e şöyle dediği nakledilmektedir:
“Ey Allah Rasûlü! Kadir gecesine tevâfuk edersem ne diyeyim?”. Rasûlullah da,
“‘Allah’ım! Şüphesiz ki Sen çok affedensin, affetmeyi seversin, beni de affet’ de” buyurdu.

Çokça Zikir, Duâ Ve İstiğfârda Bulunmak:

Ramazanın tüm gün ve geceleri faziletli günlerdir. Bu günleri ganimet bilerek çokça zikir ve dua etmek, özellikle de duaların kabul edildiği anlarda buna dikkat etmek gerekir:
Orucunu açtığı vakit oruçlunun, geri çevrilmeyecek bir duası vardır. Sahih hadislerden öğrendimize göre Rabbimiz celle celâluhu’nun, İzzet ve Celâli’nin layık olduğunca dünya semâsına inip te, “Bir dilekte bulunan kimse var mı ona vereyim, mağfiret isteyen var mı onu mağfiret edeyim” dediği vakit, gecenin son üçtebiridir.
Yine bir diğer kıymetli vakit te seher vakitleridir; “Seher vakitlerinde de istiğfâr ederlerdi” (Zâriyat, 56/18). Cuma da duânın kabul edildiği saat kollanmalı, cuma gündüzünün son vakti; özellikle ikindi ezanı sonrası duayla değerlendirilmelidir.
Sonuçta: Bu cennet bahçelerinde salih, amellerin gölgesinde yaptığımız bu gezintiden sonra çok önemli bir noktaya değinelim! Bu önemli nokta nedir bilir misiniz? İhlastır. Nice oruçlu orucundan açlık ve susuzluktan başka bir nasip elde edemez. Nice namaz kılan vardır ki geriye uykusuzluk ve yorgunluktan başka bir şey kalmaz. Rasûlullah Sallallahu Aleyhi Vesellem’in, “Kim imanla ve ecrini yalnız Allah’tan umarak Ramazanı oruçlu geçirirse geçmiş günahları affolunur” ifadesindeki “imanla ve ecrini yalnız Allah’tan umarak” sözüyle bu önemli noktaya işaret etmiştir. Selef-i salihîn haklarında korktukları için amellerini gizli yapmaya özel gayret gösterirdi..
Muhammed b. Vâsî Rahmetullahi aleyh şöyle der, “Öyle kimselere yetiştim ki, onlardan birinin başı, hanımı ile birlikte aynı yastıkta olduğu halde yanağının altındaki yastık göz yaşlarıyla ıslanır da hanımı bunun farkına varmazdı. Yine öyle kimselere de yetiştim ki onlardan herhangi birisi safta namaza durur, gözyaşları yanaklarına akar fakat yanıbaşındaki bile bunun farkına varmazdı”.
Süfyân es-Sevrî Rahmetullahi aleyh, “Öğrendiğime göre kul gizlice bir amelde bulunur. Fakat şeytan onun peşini bırakmaz, nihayet onu yenik düşürür ve bu amel alenî yapılmış gibi yazılır. Sonra şeytan onun peşini yine bırakmaz o da sonunda bu ameliyle övünmeyi arzu eder. Bu sefer ameli, alenen yapılmış olmaktan da silinerek riyâkârca yapılmış olarak kaydedilir” demiştir.

Ramazanda Boş Şeylerle Meşgul Olmamak, Kavga, Dedikodu ve Gıybet Etmemek

Vakti boşa geçirmek ve Allah’a itâat dışında şeylerle ziyan etmek.. İşte gaflet, ilahi rahmetten ve ilahi lütuflardan yüz çevirmek buna denir.
“Kim de beni anmaktan yüzçevirirse şüphesiz onun için dar bir geçim vardır ve biz onu, kıyamet günü kör olarak haşrederiz. O, “Rabbim! Beni niçin kör olarak haşrettin? Oysa ben, hakikaten görür idim!” der. Buyurur ki: “İşte böyle. Çünkü sana ayetlerimiz geldi; ama sen onları unuttun. Bugün de aynı şekilde sen unutuluyorsun!” Böylece, israfa sapanı ve Rabbinin ayetlerine inanmayanı cezalandırırız. Rabbinin azâbı, elbette daha şiddetli ve daha süreklidir” (Tâhâ, 20/124-127).
Evet, gaflet içindeki müslüman evlatlarını dâvet etmeliyiz. Dosdoğru yola gelip hidayet bulmaları için onları çağırmalı ve gıyâbında onlara duâ etmeliyiz. Ümit ederiz, Allah duâlarımızı kabul eder ve ebedî şakâvetten kurtuluruz. (Amin).

Kaynak: islamhouse

İyi Arkadaşın Tarifi

Her insan sohbete ve arkadaşlığa uygun değildir. Hz. Muhammed (SAV) :

Kişi, arkadaşının dini (ahlâkı) üzeredir. Her biriniz kiminle arkadaşlık ettiğine iyi baksın.

buyurmuştur.

Kâmil müslüman için iyi kategorisine alınacak arkadaşta bulunması gereken özelliklerin başında gelenler şunlardır:

  1. Akıllı olması
  2. Güzel ahlâk sahibi olması
  3. Fasık olmaması
  4. Bid’ât ehli olmaması
  5. Dünya malına ve dünyevi zevklere aşırı düşkün olmaması

Hz. Ali kötü arkadaşlar hakkında şöyle buyurmuştur:

Cahille arkadaşlık etme, kendini ondan koru. Nice cahiller vardır ki arkadaşlık ettiği insanla kıyâs edilir. Ahmak, arkadaşına faydalı olmaya çalışırken zarar verir.

Bazı hikmet ehli:

Akıllı düşmanımdan eminim, ama ahmak dosttan korkarım

demiştir.

Fâsıkla da arkadaşlığın faydası yoktur. Zira; Allah’tan korkmayan kimsenin şerrinden emin olunmaz. (Fasık; imânı olan, ancak; gaflette olan, sürekli günah işleyen, tövbe etmeyen ve Allah’tan uzak yaşayan müslümana nedir..) Allah’ü Teala:

O (fasık) kimseye uyma ki, kalbini bizim zikrimizden gâfil kılmışızdır ve hevâsına (nefsani zevklerine) tâbi olmuştur (tapar olmuştur)

Bu tür yararsız ve hayırsız arkadaşlarla münasebeti kesmek, kişiyi Allah’a yaklaştırır.