huzur istiyorum..

yetim bakmak sevindirmekçağımız keşmekeşinde hayatlarımızın içerisinde neredeyse hiç huzur kalmadı, işin açığı bir parçacık bile olsa huzur alabileceğimiz yerler bile bize huzur veremez oldu.. yediğimizden, içtiğimizden ya da gafletimizden midir Allah bilir, ancak bu durumdan hızlıca kurtulmanın ve huzurlu hissetmenin hem çok yararlı hem de çok kolay bir yolu var, o da bir çocuk da olsa yetim çocuk bakmak ve yetimleri sevindirmek

huzur istiyorum

yetim bakmanın sevabı ve güzellikleri ile ilgili semerkand aile dergisi geçtiğimiz sayıda çok güzel bir yazı yayınladı. sizler için bu yazıyı aşağıda paylaşıyorum. eğer sizler de bir, iki, üç… yetim çocuk bakmak istiyorsanız şu sayfaya bir göz atmanızı tavsiye ederim.. gerçekten çok mutlu ve huzurlu olacaksınız

Peygamber Efendimiz (s.a.v) “Ben güzel ahlakı tamamlamak üzere gönderildim” (Muvatta, Hüsnü’l-Hulk, 1) buyurmuştur. İslam tümüyle güzel ahlaktan ibaret değil mi? Onun hangi emrine veya hangi nehyine baksak insan onuruna yakışır bir hayatı, dünya ve ahiret hayatını en güzel şekilde yaşamanın yollarını görürüz.
Hayatımızda biz farkında olsak da olmasak da bu toplumun, ümmetin yetimleri var… Etrafımızda akrabalarımızın, mahallemizdeki komşularımızın, yaşadığımız topraklardaki insanların ve aynı dava uğruna dualar ettiğimiz ülkelerdeki insanların arasında çok fazla yetim var. Sosyal hayatımızın kanayan yaralarından biridir yetimler. Çok büyük kayıplar ve acılarla karşılaşan yetimlere karşı ne kadar sorumluluk hissiyle davranıyoruz? Rabbimiz ve Peygamber Efendimiz’in (s.a.v) emir ve tavsiyeleri doğrultusunda sorumluluğumuzu yerine getiriyor muyuz? Getiriyorsak yeterli midir?
Eskiden yetim çocuklara sahip çıkılır, eve alınırdı. İnsan kendi çocuklarına ne yedirir, giydirirse yetime de bunu yapardı. Evlilik çağına kadar ilgilenilirdi. Evlendirilip çoluk çocuğu kavuşana kadar hüsnü muamele görürlerdi. Bütün bu sorumluluklar; imanın verdiği bir merhametle yapılır, başa kakılmazdı.
Günümüzde doğal afetler, savaşlar, trafik kazaları vs. sebeplerden dolayı pek çok çocuk yetim ve öksüz kalmaktadır. Geçimsizlik sonucu boşanan çiftlerin ortada kalan yavruları veya aile içi şiddet ve ilgisizlikten dolayı sokağa terk edilen çocuklar da bir nevi yetim durumundadırlar.
Savaş dedik; örneğin bu günlerde etrafımızda gördüğümüz Suriyeli çocuklara karşı yahut çok uzaklarda kimi zaman iç savaşların kimi zaman açlığın getirdiği ölüm sebebiyle yetim kalmış çocuklara karşı dinimizin emir ve tavsiyelerine ne kadar riayet ediyoruz?
İslam toplumunun temeli Müslümanların kardeşliği esasına dayanır. “Mü’minler ancak kardeştirler…” (Hucurat, 10) ilahi buyruğu ile Allah Rasulü’nün (s.a.v), “Müslüman Müslümanın kardeşidir. Ona zulmetmez, onu düşmana teslim etmez. Din kardeşinin ihtiyacını karşılayanın, Allah da ihtiyacını karşılar. Müslümandan bir sıkıntıyı giderenin, Allah da kıyamet günündeki sıkıntılarından birini giderir. Bir Müslümanın ayıbını örtenin, Allah da kıyamet gününde ayıplarını örter.” (Buhari, Mezalim, 3) ifadeleri uhuvveti (kardeşliği) özlü bir şekilde ifade etmektidir.

MÜSLÜMAN KARDEŞLİĞİ SÖZDEN İBARET DEĞİLDİR

Kur’an ve sünnette önemle üzerinde durulan “Müslümanların kardeşliği” prensibi içi boş, sadece sözden ibaret bir anlayış değildir. Bu prensip belirli yükümlülükleri, görev ve vazifeleri de beraberinde getirecek bir tarzda ortaya konulmuştur.
Peygamberimiz (s.a.v) insanlara ve diğer canlılara merhamet gösterenlere Yüce Allah’ın merhametle karşılık vereceğini bildirerek şöyle buyurmuştur: “Merhamet edenlere Allah da merhamet eder, siz yeryüzündekilere merhamet ediniz ki göktekiler de size merhamet etsin.”
(Ebu Davud, Edeb, 58)
Nitekim toplum içinde en fazla şefkat ve merhamet gösterilmesi gerekenler de bir kanadı kırık olan yetim, öksüz veya bakıma muhtaç kimsesiz çocuklardır. Bütün varlıklara şefkat ve merhametle muamele etmeyi bir ibadet olarak telakki eden yüce dinimiz özellikle yetimlere ilgi ve şefkat gösterilmesi ve haklarının korunması konusu üzerinde önemle durmuştur.

ÇOCUK YAŞTA SAHİPSİZ KALMAK NASILDIR?

Hepimiz hayatta çeşitli şekillerde imtihan ediliriz. Kimimiz hastalık, kimimiz fakirlik, kimimiz evlat acısı ile… Örnekleri çoğaltabiliriz. Yetim-öksüz veya korunmaya muhtaç bir çocuk olarak hayat mücadelesi vermek de en zor sınavlardan biridir. Hayatın en zor anlarında yalnız olmak nasıldır hiç düşündük mü? Babanın olmaması; size bir kalem, silgi gibi basit bir şeyin bile alınmaması… Küçük çocuk olduğunuz halde, hastalandığınızda, ateşlendiğinizde başınızda kimsenin olmaması… Veli toplantısına sizin için gidecek kimsenin olmaması… Ve gelecek kaygısı ile çocuk yaşta yüzleşmeniz. “Ne yaparım?”, “Nerde kalırım?”, “Ne yer, ne içerim?” diye endişelenmeniz…
Böyle bir durumla karşılaşan çocuklarda çoğu kez bu etkilerin izi silinmez. Öyle ki bu zorluklar bazılarının ileriki dönemlerde hayata ve insanlara bakışlarını olumsuz yönde etkiler. Örneğin uyuşturucu madde bağımlılığı gibi zararlı alışkanlıklar ile kapkaç vb. kötü fiiller; küçükken sevgiden, ilgiden mahrum bırakılmış ve mutlu bir çocukluk devresi geçirememiş gençlerde daha fazla görülmektedir.

YETİMİ GÖZETMEK HEPİMİZİN GÖREVİ

Bu nedenle yetim çocukların problemleriyle ilgilenmek birey ve toplum olarak hepimizin görevidir. Duyarlı olmak, çevremizde yaşanan acı ve ıstıraba seyirci kalmamak zaten yüreğimizde taşıdığımız imanın bir gereğidir. Onlar bizim imtihanımız. Onlara gösterdiğimiz alakamız, sevgimiz, merhametimiz Yüce Yaratıcı’nın katında ayrı bir değer bulacaktır. Yetimler, öksüzler, kimsesizler topluma Yüce Allah’ın emanetidir.
Allah Rasulü (s.a.v) yetimle ilgilenmenin dini, sosyal ve ahlaki bir görev olduğunu; onları korumasına alıp iyi davranan, bakımı ve eğitimiyle yakından ilgilenen, ihtiyaçlarını gideren kimselerin ahirette büyük mükafata erişeceğini bildirmiştir: “Kim Allah rızası için bir yetimin başını okşarsa elinin dokunduğu her saç sayısınca iyilik yazılır. Kim, yanında bulunan yetim erkek veya kız çocuğuna iyi davranırsa Ben ve o kimse (şehadet ve orta parmağını birleştirerek) Cennet’te şu ikisi gibi kardeşiz.” (Ahmed b. Hanbel, 5, 250)

Dua Almak Dua Etmek Duanın Önemi

Vaktiyle bir ateşperest (ateşe tapan-Mecûsî) oğlunu evlendirmektedir. Düğün günü birçok koyun ve inek kesilir. Et kokuları mahalleyi sarar. Ancak evin bitişiğinde, Müslüman,
dul bir kadın, dört yetimiyle yaşamaktadır. Hepsi de günlerdir açtırlar. Kadıncağız, düğün evinin kapısını çalıp, ‘ateş’ ister. Ancak maksadı başkadır. “Belki yemek verirler” diye gitmiştir. Adam, kadının niyetini anlasa da, bir şey vermez. Kadıncağız, bir daha gidip ‘ateş’ ister. Yine eli boş döner. Üçüncüde yine öyle. Ama ne olur bilinmez, bu defa acır kadına. Hallerini anlamak için dehlize iner ve dayar kulağını bitişik evin duvarına ve dinler.

Yetimcik, annesine yalvarıyor:

Anneciğim, ne olur bir daha git. Belki bu sefer bir şey verirler.

Kadın ağlamaklıdır:

Üç defa gittim yavrum! Artık utanıyorum.

Adam bunu duyar. Kalbi sızlar. güzel bir ‘Sofra’ hazırlatıp, gönderir evlerine. Ve dehlize inip, dinler yine. Yetimlerin en küçüğü dua ediyor:

Ya Rabbi! O nasıl bize ikram ettiyse, sen de ona ikram et! Onu imanla şereflendir!

Ardından;

Âmiiiin!

sesleri yükselir.

O anda, kalbi döner ateşperestin. Ve ‘Şehâdet’i getirip imanla şereflenir.

Sadaka, belâyı önler. Ama dua; kaderi değiştirir buyurmuştur büyüklerimiz..

Düşüncelerine dikkat et;
Sözlere dönüşüyorlar,
Sözlerine dikkat et;
Eyleme dönüşüyorlar,
Eylemlerine dikkat et;
Alışkanlıklarına dönüşüyorlar,
Alışkanlıklarına dikkat et;
Kişiliğine dönüşüyorlar,
Kişiliğine dikkat et;
Kişiliğin kaderin oluyor!

Ya Rab! Bize halim bir ahlâk, sâlim bir kalp, zarif bir huy, gayur bir ilim, sâlih bir amel, abid bir karakter, muttaki bir gayret, muhsin bir suret ver. Âmin.

Ya Rab! Kalpler senin kudretinde evirilip çevrilirken bizim kalbimizi İslam dininin üzere sabit kıl. Âmin.Âmin…